Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Yılmaz Güney'e dair (III)

Hadi ULUENGİN

Aslını inkar eden namerttir! Eğer ben çocukluğumun ‘radyo günleri’nde ‘Süpürgesi yoncadan’ türküsünü Ulvi Cemal Erkin'in çok sesli armonizasyonundan dinlememiş olsaydım, bugün Bach ya da Stravinsky müziğini keşfedemezdim.

İlkokulu bitirirken Mahmut Makal'ın ‘Bizim Köy’ünü okumasaydım da, bugün Gorki'den Pessao'ya uzanan yelpazenin edebiyat dağarcığıyla donanamazdım.

Ve, atmışlı yıllar nihayetinin Yılmaz Güney filmlerini seyretmeseydim, yine bugün, muhtemelen Visconti veya Egoyan sinemasını yakalayamazdım.

Bu formasyon güzergahı kuşağımın önemli bir bölümü için de geçerlidir ve ben namert değilim, aslımı inkar etmem!

* * *

ETMEM de, yukarıdaki yerel isimler sayesinde evrensellere ulaşmış olsam dahi, benim kıstaslarımı çoktandır Stravinsky, Pessao, Visconti belirliyor.

Ve bu kıstaslar Erkin'i de, Makal'ı da, Güney'i de çok sıradanlaştırıyor.

Peki, böyle bir sıradanlaşma ‘Türk Beşleri’nin müzikteki, Köy Enstitüleri' nin edebiyattaki, Güney'in de ekrandaki önemini azaltır mı ? Hayır, azaltmaz!

Fakat, ancak mekanda ve zamanda sınırlı kalmak kaydıyla azaltmaz !..

Böyle bir sıradanlaşma onları yerli yerine oturttur. Ayaklar zemine basar.

Çünkü onlar bir dönem geçmek zorunda olduğumuz aşamalardı. ‘Öncü’ rolleri için de şükran borcumuz var. ‘Patrimuvan’ denilen kültür hazinemize dahiller.

Ne eksik, ne fazla, tam o kadar!

* * *

O kadar ama, ‘devrim vidası sıkmaya’ yeltenen mızıka şefi ‘Türk Beşleri’ni ‘dahi besteci’; fetva dağıtan Kemalist gazetenin ‘siyasi komiseri’ Köy Enstitüsü romancılarını ‘yüce edebiyatçı’; iman çizgisini aşamamış ideoloji müridi de Yılmaz Güney'i ‘evrensel sinemacı’ diye ilan etmeyi sürdürüyor.

Yok böyle bir şey ! Bu methiyeler hava cıvadır... Partizan övgülerdir...

Genel familya olarak konuşuyorum, bunların hepsi bazen vasat altı; çoğu zaman vasat; nadiren de vasat üstü sanatçılardı ki, yukarıda belirttiğim gibi, onların önemi belirli bir süreçte ‘öncü’ olmuş olmalarından kaynaklanıyordu.

Bugün ülkemizde de, dünyada da çoktan aşılmış; üstelik aşınmışlardır !..

Ve, onların aşılmasının ve aşınmasının kendileri için de aynı anlama geldiğini bilen zihin zaptiyeleri dokunulmaz tabudan kale duvarı örüyor, gedik açıldığında can havliye tuğla taşıyor, en zirveye de kutsal put dikiyorlar.

Yoğun mancınık ve ok yağmuruna rağmen yalın kılınç kuşatmayı sürdüren bizleri ise hem ‘inkarcılık’la suçluyor, hem de yukarı mazgalda olmanın güvenliğiyle, ‘civciv yumurtadan çıktı kabuğunu beğenmiyor’ diye alaya almaya yelteniyorlar.

* * *

HAYIR efendim, iftira atmayın ‘inkarcı’ değiliz! En azından ben kendi hesabıma değilim ve başta dediğim gibi, zamanda ve mekanda sınırlı kalmak ve eleştiri hakkımı saklı tutmak kaydıyla, ‘Beşler’in, Enstitüler'in veya Güney' in ‘patrimuvan’ını sahipleniyorum. Formasyonumdaki önemlerini ilan ediyorum.

Fakat zaptiye sultası artık yetti ve tabii ki tabulara kılıç savuracağız.

Zira, siz ki yıllarca Güney'in insani ama çok vahim kişiliği üzerine kalın sünger çektiniz, şimdi de O'nun yapay efsanesini pekiştirmek; dolayısıyla aslında kendi statükonuzu koruyabilmek için yeni tabu üretmeye kalkıyorsunuz.

Zaten, bugünkü polemik kimsenin durup dururken Yılmaz Güney'i hedef almasından değil işgüzar eşinin ‘mitos’a gaz üfürmek istemesinden kaynaklandı.

Oysa söyledim, Güney vasat üstü ve yerel bir ‘konjonktür sanatçısı’ydı.

Ben orada ve o kadar saygı duyarım... Putunuza tapınmam. Balyoz savururum.

Sonra, var mı itirazınız, evet yumurtadan çıktım ve kabuğumu beğenmiyorum. Şükür, kabuğa kapanıp asla pilice, yarkaya, horoza dönüşemeyenlerden değilim.

Ve bilin ki, sizin sığındığınız kabuk zahiren korungandır. Kırılacak!

Ve bilin ki, burca diktiğiniz dokunulmaz put yalancıdır. İnecek!

Ve yine bilin ki, tabu duvarıyla ördüğünü kale koftur. Fethedilecek!

X