Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Kaygılı bir İsrail gezisi

Hadi ULUENGİN

Süleyman Demirel'in bugün başlayan İsrail gezisi Haziran seçimleri galibi Ehud Barak'ın Başbakan koltuğuna oturmasından sonra bir yabancı ülke lideri tarafından Yahudi devletine yapılan ilk resmi ziyaret olacak.

Ziyaretin önceden planlandığı ve Cumhurbaşkanı'nın ‘protokoler’ işlev üstlendiği kaydedilerek bu ‘ilk’in fazla önem ifade etmediği öne sürülebilir.

Ama gerçek böyle değil!

Çünkü, Demirel İsrail'e kaygılı gitmektedir ve beklentiler taşımaktadır.

* * *

ÇANKAYA kiracısı endişelidir, zira Suriye dahil Arap dünyasıyla barış yapmak iradesini vurgulayan ve hemen somut adımlar atan Musevi önder, bu Arap aleminin ‘öcü’ addettiği ve Netanyahu hükümetinden beri kesin eksen niteliği kazanmış olan Türkiye - İsrail ‘stratejik işbirliğini’ tukaka edecek midir?

Barak, İşçi Partisi milletveki Shlomo Ben Ami'nin önerdiği gibi esas yörüngeyi Ankara yerine Kahire'ye mi döndürecektir? Yoksa, Yafa Üniversitesi Strateji Kürsüsü Başkanı Shai Feldman'ın tavsiye ettiği gibi, Hafız Esat'la imzalanacak bir anlaşma karşılığında Türkiye'ye mesafe mi koyacaktır?

Zaten, Bülent Ecevit'in tam Süleyman Demirel'in temasları arifesinde ‘ilgili tüm birimlere’ gönderdiği ve Yahudi devletiyle varolan ilişkilerin daha da pekiştirilmesi için seferberlik istediği talimat yukarıdaki kaygıların başka bir ifadesi değil midir?

Evet, Cumhurbaşkanı'nın İsrail ziyareti endişeleri dışa vuracak bir ‘ilk’ olması açısından çok önemlidir ve bu, ‘protokoler takvim’le geçiştirilemez.

* * *

ÖYLE anlaşılıyor ki, geçen ay nihayetinde özel kalem müdürü Danny Yatom'u Başkent'e yollayarak yukarıdaki kaygıları bir nebze ‘yatıştırmaya’ çalışan Ehud Barak Türkiye politikasını henüz net çizgilerle saptamamıştır.

Zaten, Ankara - Tel Aviv - Washington ekseninin üçüncü ve ‘esas patron’ ayağını oluşturan ABD'nin bu politikanın inşasında söyleyecekleri olacaktır.

Ancak unutmamak gerekir ki Beyaz Saray'ın birinci önceliği Arap - İsrail anlaşmasıdır ve her halükarda da Birleşik Amerika'nın Yahudi devleti üzerindeki etki ve yaptırım marjı sanıldığından çok daha sınırlıdır.

Dolayısıyla, ‘Ha’aretz' gazetesine yansıyan satırlarında ‘LİKUD partisiyle bizim ayrıldığımız nokta Netanyahu’nun Türkiye'yle ilişkileri Ortadoğu barış sürecinin yerini dolduracak bir unsur olarak görmesiydi. Oysa biz her ikisini de geliştirmek istiyoruz' diyen İşçi Partisi milletvekili Yossi Beilin'in Kudüs'ün yeni Ankara siyaseti hakkında ilk ipuçlarını verdiği düşünülebilir.

Söz konusu yaklaşım teorik olarak da doğrudur.

* * *

TEORİ doğrudur, fakat bunun pratik uygulaması soru işaretleriyle doludur.

Olmassa olmaz şart olarak sunmasa bile, özellikle Şam Tel Aviv'le müzakere masasına oturduğunda Türkiye - İsrail ilişkilerinde ‘gevşeme’ isteyecektir.

Barak hükümetinin ne cevap vereceği şu an meçhuldür ama Musevi ülke açısından hayati önem taşıyan genel bir anlaşma karşılığında onun Ankara'dan ‘fedakarlık yapabileceğini’ öngörmek de o kadar yanlış bir tahmin değildir.

İşte, Demirel'in bugün Kudüs'e aktaracağı kaygıların geri planında bu tahmin vardır. Endişelerin kökeni Ortadoğu barış sürecinde yatmaktadır.

Ve, Ankara'nın artık çok ciddi biçimde şu soruyu sorması gerekmektedir:

İşte on yıl önceki Soğuk Savaş nihayeti ve işte şimdiki Ortadoğu barış arifesi, dış politikalarını daima husumet dengeleri üzerine inşa eden Türkiye genelde dünyayı sevince boğan gelişmeler karşısında ve neden her defasında ‘stratejik önem yitiriyorum’ veya ‘müttefik kaybediyorum’ diye kaygılanıyor?

Soruyu bir daha, bir daha, bir daha sorması gerekmektedir...



X