Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Enişteye kefilim...

Hadi ULUENGİN

‘ENİŞTE’ye kefilim!.. Yani, ‘‘PKK'ya mektup’’ olayının AB Komisyonu'ndaki ‘‘kahramanı’’ ve yirmi yıllık can ciğer arkadaşım Alain Servantie'ye kefilim!

Çünkü, bırakın ‘‘bölücülere yandaşlığı’’(!), eğer Brüksel'de tek ama tek bir ‘‘Türk dostu’’ aransa, hiç şüphesiz ki, bu en önce Alain olur!

Nasıl olmasın ki? Ana dili gibi Türkçe bilen ve üstelik kendi evinde de karısı ve çocuklarıyla her gün, her an bizim lisanı konuşan bir Fransız...

Zaten ‘‘enişteliği’’ buradan kaynaklanıyor...

Yetmişli yıllar Ankara'sının AET Komisyonu temsilciliğinde çalışırken ‘‘abayı yaktığı’’ güzelim Fethiye, sonra da bu izdivaçtan doğan ve benim çocuklarımla birlikte elimde büyüyen iki kocaman delikanlı, Cem ve Deniz...

Onların adları da Türkçedir!...

* * *

İNANIN Servantie Brüksel'de öylesine bir ‘‘Türk kurumu’’dur ki, daha Ankara sorumlusu olmadan çok önce bile, bürokratı, politikacısı, öğrencisi, stajiyeri kim ki Belçika başkentine geldi, ilk iş derhal ‘‘Enişte’’yi arar.

‘‘Aman Alen Bey, AB'deki son durumu bir anlat...’’ ‘‘Canım Mösyö Servanti, şu servisten bana bir randevu kopart...’’

Zaten, mutfağında her gün mantı piştiği için Bordeaux'lu Fransızın kendi akrabalarından ‘‘neden bizim yemekleri unutuyorsun’’ fırçasını yemesi bir yana, Türkçenin yanında ayrıca Osmanlıca da bilen ve yayınlanması eli kulağında olan romanlarında, Batılıların Türkiye'ye bakış açısını alaya alan Alain'in bu ciddi ‘‘Türkofilliği’’ şimdi bulunduğu mevkiye gelmesini bayağı zorlaştırdı.

Tahmin edebileceğiniz ‘‘bazı başkentler'', karısı ve çocukları Türk olan ve hafta sonu, Paskalya, Noel, okul tatilleri; artı kayınvaldeye bayram ziyareti; artı iş yolculuğu, hayatının üçte birini bizim ülkemizde geçiren bir şahsın, Ankara ile ilişkilerden sorumlu makama getirilmesine karşı çıktılar.

Çıktılar ne kelime, işin aslını biliyorum, resmen barikat ördüler.

İsterseniz de bu doğrultuda size gerçek anekdot anlatayım:

* * *

ON - on beş sene önce, evimde küçük bir davet vermiş ve Alain ile Fethiye' den başka, bazı AET memurlarını, değişik milletlerden gazetecileri, bu arada da iki Yunanlı meslektaşımı çağırmıştım.

Bir müddet sonra, Atina'da yayınlanan ‘‘Pontiki’’ gazetesinde ‘‘Brüksel'de Türk Casusu’’ başlığıyla şöyle bir haber çıktı:

‘‘Eşi hoş bir Türk kadını olan ve bu lisanı çok iyi konuşan yüksek düzey bir Fransız memur, AET Komisyonu'nda Ankara hesabına çalışıyor. Hem sırları aktarıyor, hem Türk diplomatlara taktik veriyor. Bizim hükümet uyuyor mu?’’

Tabii, ben o Yunanlı meslektaşlarla selamı sabahı kestim ama yukarıdaki haber Alain'in çok kabarık ‘‘Türk dostu’’ siciline girdi ve muhtemelen de sonraki yıllarda kariyerini frenleyen unsurlardan birisini oluşturdu.

* * *

FAKAT doğru, velev ki Zeynel Lüle'nin yazısında okuyacağınız gibi, sorun alargacı bir sekreterden kaynaklansın, ‘‘Enişte’’nin kendi Türkçe deyişiyle ‘‘basiretinin bağlanarak’’ o mektubu çalakalem imzalaması, profesyonel açıdan ciddi bir yanlış oluşturdu.

Hiç yoktan, bu netameli günlerde, yangına körükle gidiliyor izlenimi yarattı.

Nitekim, dün sabah sabah beraber kahve içtiğim Alain çok üzgündü ve durmadan ‘‘yahu, bugüne kadar önüme hep Türk dostu, Türk dostu diye taş konuldu, şimdi de başıma bunun tam tersi geliyor’’ diye yakınıyordu.

‘‘Hikaye-i enişte’’ işte böyledir ve ben, Alain Servantie'ye kefilim...

X