Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Diyalektik dünya

Hadi ULUENGİN

ULUSLARASI ilişkiler açısından bakıldığında öylesine çetrefil ve öylesine karmaşık bir dünyada yaşıyoruz ki, muhtemelen, felsefenin diyalektik yasaları tarihin hiçbir döneminde bu kadar geçerlilik kazanmadı...

Her şey aynı ve her şey ayrı... Her şey bağımsız ve her şey bileşik... Her şey zıt ve her şey paralel... Her şey bütün ve her şey tekil...

Kuşkusuz, yukarıdaki durumun esas nedeni yerkürede son yıldır hüküm süren istikrarsızlıktan; daha doğrusu, tekrardan yapılanma sürecinden kaynaklanıyor.

‘Duvar’ın yıkılışıyla birlikte eski statüko da yıkıldı, ancak yenisi henüz inşa edilemedi. Nasıl gerçekleşeceği bilmek için müneccimbaşı olmak gerekiyor.

Tamam, genel hatlar hafiften hafife netleşmeye meyletti, ancak çizgilerin bir paradigmaya; hele hele, uluslarası bir sisteme dönüştüğünü söyleyebilmek imkansız... Ne dengeler oturdu, ne de saflaşmalar berraklaştı...

ABD'nin ‘süper güç’ kimliğinden yola çıkılarak ‘tek kutuplu bir dünya’dan söz ediliyorsa da, aslında ‘manzara-ı umumiye’ böylesine şematik değil!

Doğru, Birleşik Amerika bugün ana kutup, fakat O'nun mıknatıs cazibesinden farklı yön gösteren; en azından göstermek isteyen daha bir çok pusula mevcut.

Ve, söz konusu pusulardan birisini de tabii ki Avrupa Birliği oluşturuyor.

* * *

İŞTE bu Avrupa Birliği, onun dönem başkanı sıfatını taşıyan Fransa lideri Jacques Chirac'ın pazartesi günü yaptığı Washington yolculuğuyla, her altı ayda bir tekrarlanan ABD - AB zirvelerinden birisi daha gerçekleştirdi.

Burada parantez açmak gerek... Yalnız Atlantik'in iki yakasıyla sınırlı kalmayıp kah Avrupa'yla ASEAN, Çin veya Hint Asya'sı; kah yine onlarla ABD; kah bunların Rusya veya diğerleriyle yinelediği böylesine ‘küme zirveler’ günümüz uluslararası ilişkilerinin temel özelliklerinden birisini oluşturuyor.

Oysa, bu tür ‘grup temaslar’ ‘Duvar’ın çöküşünden önce kurumsallaşmamıştı.

Zira, zaten ne ‘kümeler’ mevcuttu; ne de, teoride mevcut olsalar bile iki kutupluluktan dolayı fazla bir kıymet-i harbiye ifade etmelerine imkan yoktu.

Dolayısıyla, yeni gelişme, ABD'nin ‘ağababalığı’na rağmen farklı yapılanma arayışlarının ciddileştiğini ispatlıyor. Ekonomiler içiçe geçmiş ve ülkeler karşılıklı bağımlılık kazanmış olsa dahi, Güneydoğu Asya'dan Latin Amerika'ya ya da Orta Afrika'dan Batı Avrupa'ya değişik coğrafyalardaki devletlerin kendi aralarında gerçekleştirdiği ‘nüve’ler alternatif yaratmak amacını güdüyor.

Ve, yukarıdaki küreselleşmeye rağmen böylesine oluşumlar kaçınılmaz olarak çıkar çelişkilerini, en azından sürtüşmelerini beraberinde getiriyor.

Bu sürtüşmeler AB - ABD zirvesinde de yine biraz biraz gün ışığına çıktı.

* * *

BİRAZ biraz diyorum, çünkü malum Bill Clinton yolcu ve George W. Bush henüz ciddiye alınacak bir muhatap değil, dolayısıyla Washington'da geçici bir iktidar boşluğu var... Eh, Fransa Cumhurbaşkanı da çelişkileri fazla deşmedi.

Oysa, ticarette Boeing - Airbus uçak kavgası; maliyede merkez bankası faiz hanesi; siyasette özerk Avrupa savunma kaygısı; askeriyede yıldız savaşları füze rizikosu, Atlantik'in iki yakası arasındaki çelişkiler ibadullah...

Ve, bunlar sürecek ! ABD'den farklı kutup oluşturmak isteyen Yaşlı Kıta velev ki Yeni Dünya'ya göbek bağıyla bağlı olsun, fırsatını bulduğunda bu bağı gevşetmek için çaba gösterecek... Her halükarda, anan yahşi baban yahşi, hakkını yedirmemek için Bush'la da, O'ndan sonra gelecekle de cebelleşecek...

Sonra aynı AB bu defa Asya veya Rusya'yla; sonra yine aynı ABD yine aynı Asya, Rusya veya başka bir ‘küme’yle; sonra bunların her biri kendi aralarında hem ciddi çelişkiler yaşayacaklar, hem de birbirlerini tamamlayacaklar...

Çetrefil ve karmaşık bir dünyanın ortasındayız ve bütünde tekilin, tekilde de bütünün varlığını gösteren diyalektik yasalar hiç böyle güncel olmamıştı!

X