Gündemi travesti öpmüş

Cuma sabahı tabiri caizse gündemi travesti öpmüş gibiydi. Gazetelerin tümünde bir tarafta O Şimdi Hanımefendi (Orijinali: He’s a Lady) yarışması, bir tarafta Elele dergisinin çekimi...

O Şimdi Hanımefendi, malumunuz, daha önce zamanın RTÜK Başkanı Fatih Karaca’nın eşcinsel rol canlandırır mısınız sorusuyla muhatap olduğunda kaşını yüzüne yıkan Kadir İnanır hiddetiyle; "Ben Türk erkeklerine kadın kıyafeti giydirmemmm" diye yasakladığı, şimdilerde izleme ihtimalimiz bulunan bir yarışma programı. Her biri heteroseksüel, manita-eş filan sahibi sekiz erkek, bir evde, kadın gibi davranmaya çalışacak. Manikür, pedikür, ağda, topuklu ayakkabı, vs...

Bunun yanında Elele dergisi de Ata Demirer, Tan Sağtürk, Koray Candemir, Seyfi Dursunoğlu, Levent Üzümcü, Armağan Çağlayan, Metin Uca, Şencan Güleryüz, Yetkin Dikinciler ve Bedrim Baykam’a, "Bizim ayakkabılarımızı giyin ve sorunlarımızı anlayın" demiş. Anglosakson literatürdeki "Step in my shoes" muhabbeti, 10 ünlü erkeğe kadın ayakkabısı giydirmek suretiyle "Törkiş vörjın"a uyarlanmış.

Ben bu haberleri görünce, kendimden şüpheye düşüp bünyeyi şöyle bir yokladım. Makyaj yapmayan ve düğün dernek haricinde pek topuklu ayakkabı giymeyen bir kadın olarak ben de şu yarışmalara girip kadınlık nasıl oluyormuş bir öğreneyim mi, topuklu giymiyorum diye benim sorunlarım sorun mu değil mi; muallağa düştüm...

Bu arada, Fransız haber ajansı AFP de, O Şimdi Hanımefendi yarışmasıyla ilgili topa girdi ve yarışmanın Türkiye’de tartışma yarattığını, oysa Huysuz Virjin’in her hafta izlenme rekoru kırdığı, Anadolu düğünlerinde "Köçek" denilen kadın kılığına girmiş erkeklerin dans ettiği Türkiye’de, erkeklerin kadın kılığına girmesinin gayet doğal ve sempatiyle karşılandığına dair bir haber geçti.

"Evet be" dedik arkadaşlarla; "Biz bunlara başka bir format önerelim..."

Yani, televizyonda canlı canlı dayak, tecavüz, taciz olayına girilemez tabii de... Diyoruz ki bu arkadaşların, kendileriyle aynı işi yapan kadınların aldığı maaşa indirilsin maaşları; meselá bir süre öyle yaşamayı denesinler. Ya da ne bilelim, aynı gün içinde hem işe gitsinler, hem evde temizlik yapsınlar hem de yaptıkları yemekleri, birtakım müşkülpesent gurmelere beğendirmeye çalışsınlar. Bu arada da yapay sancı verilmesi suretiyle, o üç haftanın topunu "muayyen gün"müş gibi geçirsinler. Birinciyi alnından öpmezsem ve pembe kurdele bağlanmış bir altın da ben takmazsam, en adi şerefsizim...

Tenten’deki Dupont Kardeşler

Spor dünyasında tartışıladursun, ben dikkatinizi yeni bir "kutsal ittifak"a çekmek istiyorum mümkünse. Kudret Sabancı ile Sanem Çelik cipte öpüşürken yakalanınca, yakın dost sıfatıyla aldatılan eş Esra Akkaya yerine hede hödö konuşan Berna Laçin, Afife Tiyatro Ödülleri’nde Müzikal-Komedi dalında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü ya hani... Şahnaz Çakıralp de "O oyun komedi olmadığı için ödül de Laçin’in hakkı değildi" diye ortaya bir laf attı ya hani... Bunun üzerine beklenen yanıt, ışık hızıyla geldi. Geldi de çalışmadığımız yerden, Berna Laçin yerine Esra Akkaya’dan geldi. Bir kere Berna onun ustası sayılırmış, Şahnaz saygılı olsunmuş... Mübarek, Tenten’deki Dupont Kardeşler...

Ben bunu okuyunca, karşılıklı gazete tavaf etmekte olduğumuz Kanat’a, "Benim köşede ’Kanat’la Sohbet’ başlıklı bir yazıyla, şu sizin nükleer santral tartışmasıyla ilgili Ertuğrul Bey’e bir cevap vereyim mi?" diye sordum. "Bak elálem kankasına o biçim arka çıkıyor. Ne kavgalar ettim şu hayatta, hepsinde döndün kıçını gittin. İnsan iki satır omuz verir. Hyde Park’ta içtiğimiz içkiler boğazına dursun!"

"Onu bırak da" diye lafa girdi Kanat ve Afife Tiyatro Ödülleri’ne gittiğinde dönen bir geyiği aktardı. Kanat’ın bir arkadaşı da ödül adaylarından olduğu için koyu renk takımını çekmiş, ödül törenine gitmiş. Gelin görün ki bunun arkadaşının aday olduğu daldaki diğer adaylardan biri de Haluk Bilginer! Onun olduğu yerde başkasına ekmek çıkması zor zanaat, pardon zor sanat tabii. Nitekim ödül, Haluk Bilginer’e gitti.

Bilginer’in adaylığı da Yardımcı Erkek Oyuncu dalında. Ve bu arada kendileri Tanrı rolünde! Kanat bütün gece arkadaşının beynini "Adam yardımcı rolde Tanrı’yı oynuyor, başrol oynasa ne olacak sen düşün! Sana su bile yok o’lum!" şeklinde yemiş háliyle...

Eh, biz de kalkıp bu adamdan polemikte sufle vermek de ne, avukatlık yapmasını bekliyoruz. Böyle dostu olanın düşmana ihtiyacı olmaz be! Berna Laçin ve Esra Akkaya ekürisine üçüncü tekerlek babında yancı yazılmayı planlıyorum. Break break break; arkadaş arıyorum...

Eurovision için Hasan Mutlucan sınırda nöbete dursun bari

Senenin o malum dönemi geldi. Evet efendim; milli kompleksimiz Eurovision’un geleneksel "Hadi bi’ kaşık suda fırtına koparalım" şenlikleri başlamış, polemik, serzeniş, ağlak sezonu açılmış bulunuyor.

Yok gidecek şarkıyı ve kişiyi halk mı seçsin, kurum mu atasın...

Yok adı Süperstar olan bir Türkçe şarkıyla Eurovision’a gitmek caiz midir değil midir...

Yok Sibel Tüzün, Kıbrıs Rum Kesimi’nin televizyon kanalı CyBC’ye çıktı diye vatan haini ilan edilsin mi edilmesin mi...

Yok Sibel Tüzün’ün daveti üzerine Türkiye’ye iade-i ziyarette bulunan Kıbrıs Rum Kesimi’ni temsil edecek şarkıcı Annette Artani, TRT’ye çıkarsa memleket başımıza yıkılır mı yıkılmaz mı...

Tarihin gördüğü en dandik şarkıları tokuşturmak için düzenleniyor izlenimi veren, müsamere tadında bir hadise ki, doğduğumdan beri milli bir meseledir.

Hayır, birinci, dördüncü filan da olduk; gazımız biraz olsun alınmıştır diye umut ediyordum ama nerdeee...

EUROVISION SİYASET DEĞİL MÜZİK ALANIYMIŞ

Tamam, biz de biliyoruz, suya "bu" diyen çocuk da biliyor konunun iyi şarkıyla kötü şarkıyla alákası olmadığını... Tamam, her bir halt politiktir.

Eee? Hasan Mutlucan, sınırda nöbete dursun bari, Kıbrıs Rum Kesimi’nin tukaka şarkıcısı topraklarımıza ayak basamasın diye...

2004’te İstanbul’da düzenlenen yarışmada da Kıbrıs Rum Kesimi’ni temsil eden Lisa Andieas’ın nasıl anons edileceği kriz yaratmıştı malumunuz... Resmi söyleminde Güney Kıbrıs Rum Kesimi ifadesini kullanan Rumlar, Türkiye’den anonsu "Kıbrıs Cumhuriyeti" diye yapmasını istemiş, mesele anonsun "Kıbrıs" şeklinde yapılmasıyla çözülmüştü şükür; savaş mavaş çıkmadan...

Milliyet’ten Utku Çakırözer, Annette Artani ile röportaj yapmış. Naif bir insan olduğunu tahmin ettiğimiz Artani, garibim; "Eurovision siyaset değil, müzik alanı" diyor.

Bu, siyasetçilerin "Veremeyecek hiçbir hesabım yok" söylemi kadar eski ve tatlı bir yalanıdır tarihin; elbette kimseler yemiyor...

Geçenlerde NTVMSNB-C’de yayınlanan, Journal of Artificial Societies and Social Simulation dergisinden derlenen bir haber, Eurovision sonuçlarının "tartışılır" olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığını duyuruyordu:

Glasgowlu bilgisayar programcısı Derek Gatherer, bilgisayar simülasyonu ile Eurovision sonuçlarını incelemiş ve komplo teorisi olasılıklarını sınamış; 1975-2005 yılları arasındaki sonuçlar çerçevesinde "Ülkelerin karşılıklı önyargıları olmasaydı sonuçlar farklı olur muydu?" sorusunun yanıtını aramış.

Varılan netice: Sürpriz değil, komplo teorileri sonuçlarla örtüşmüş tabii.. Örneğin Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, Baltık, Benelüks ve Balkan ülkeleri arasında mükemmel bir "dost dayanışması" olduğu, 70’lerden beri güçlü bir İskandinav lobisinin varlığı doğrulanmış. İskandinav lobisinin karşısında, 90’larda Doğu Bloku’nun çökmesiyle Eurovision’a dahil olan Balkan ülkelerinin bloku duruyormuş. Ancak İskandinavlara yeni bağımsızlık kazanan Baltık ülkeleri de dahil oluyormuş.

Gatherer’in simülasyonu, bu yıl kimin kazanacağını da belirlemiş. Matematiksel tahminlere göre, Bosna-Hersek’in birinci olması bekleniyor. Büyük ihtimalle nafile yırtınılıyor yanisi.

KİBARİYESİZ TRT Mİ TRT’SİZ KİBARİYE Mİ

Bu yazı cuma günü yazıldığı için Artani’nin neler dediğini filan bilmiyoruz -ki muhtemelen yine dostluk mesajı filan vermiştir; ne diyecek?- ama cumartesi gecesi Televizyon Makinası’na konuk olması söz konusuydu; çıkmıştır herhálde.

Bugün bu yazıyı okuyorsanız, Kıbrıs Rum Kesimi’nden bir şarkıcı bir ulusal kanala (Kanal D) çıktığı halde dünya başımıza henüz yıkılmamış demektir. İlginç değil mi? Bakın şu Allah’ın işine... Hadi geçmiş olsun...

Seneye misler gibi, olağanüstü kabiliyetli bir yorumcumuz olan Kibariye, yerli mi yerli temsilcimiz olarak Eurovision’a gitsin mi? Hadi tartışmaya başlayalım, seneye kadar anca çözeriz. Ha, ama pardon ya, o da TRT’ye çıkamıyordu di mi? Hay bin kunduz!

Peki Kibariye’siz bir TRT mi daha eksiktir, TRT’siz bir Kibariye mi dersiniz? Eurovision kakofonisi geçince, bunu da bir tartışalım isterseniz...
Yazarın Tüm Yazıları