"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Görücü usulü aşk olur mu

MHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı, Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la röportaj yaparken kızı Armağan da yanımızdaydı. Baba-kız birbirlerine çok düşkünler. Diğer kızı Çağlayan, İstanbul’da hukuk okuyor. Kızlar, "Babam inşallah kazanmaz da, bu politika sevdasından vazgeçer!" diyorlar. 10 sene belediye başkanlığı yapmış olan babalarını artık kendileri için istiyorlar. Üç kadın tarafından paylaşılamayan bir adam Mansur Yavaş...

Eşinizle nasıl tanıştınız?

- Görücü usulüyle. İstemeye gittik. İlk orada görüştük, konuştuk. Sonra konuşmalarımız devam etti, evlendik.

Onu gördüğünüzde ne hissettiniz?

- Beğendim. Etkilemeye çalıştım.

Nasıl?

- Kendimden bahsettim.

Kızlarınız da görücü usulüyle mi evlensin istersiniz?

- Görücü usülü yanlış biliniyor, çok da fena bir şey değil aslında. Hiç beğenmediğin birini istemek değil ki, birileri tanışmanıza aracı oluyor, o kadar. Ama kızlarımın kendi tercihi tabii.

Eşinizi daha önce görmüş müydünüz?/images/100/0x0/55eb0726f018fbb8f8a64c50

- Beypazarı küçük bir yer, görmüştüm ama konuşmuşluğumuz olmamıştı.

Neden başkası değil o? Nesini beğendiniz?

- Ben aslında evlenmeyi filan düşünmüyordum. Ama araya giren akrabalar, "Vakti geldi" dediler.

Akrabalar, "Evlenme!" deseler evlenmeyecek miydiniz yani!

BABA BİZ ŞİMDİ FAKİR Mİ OLDUK?


- Valla, Nursen’i bana uygun buldular. Uzaktan akrabalık da var. Evleneceğiniz kişinin, kimin nesi olduğu çok önemli. Büyük şehirlerde hiç bilmiyorsun, bizde öyle değil, soyunu sopunu bilerek evleniyorsun.

Onu ilk gördüğünüzde üzerinde ne vardı?

- Beyaz bir tişört, pantolon.

Ne dediniz "Çok güzel bir kız!" Mı?"

- Evet, eşim evlenmeden de güzeldi, hálá güzeldir. İki çocuk yaptı ama genç kaldı. Bana takılırlar hep "İkinci eşiniz mi?" diye.

Birlikte ne badireler atlattınız?

- Askerdeyken evlendik. Sonra büromu açtım, hukuk mezunuyum ben, avukatlık yapmaya başladım. Başta sıkıntılı günlerimiz oldu, ama sağ olsun eşim hep destekti bana. Sonra işlerim düzeldi, kızlarımız oldu, belediye başkanlığı macerasından önce sürekli geziyorduk, ailecek tatillere gidiyorduk. Allah’a şükür kazancım da iyiydi. Sonra belediye başkanı seçilince, hayat birden değişti. Kazanç düştü tabii. Tatil- matil hak getire. Bir gün unutmuyorum küçük kızım, son derece endişeli bir biçimde, "Baba, sen memur mu oldun?" dedi. "Evet" dedim. "Artık fakir mi olduk?" dedi. Güldüm. Fakir olmamıştık ama avukatken, daha rahat bir hayatımız vardı. Çocuklar, "10 yıl yaptın baba, artık yeter!" diyorlar, avukatlığa geri dönmemi istiyorlar.

Daha mı rahat yaşamak istiyorlar...

- Tabii, tabii. Bir de büyük kızım hukuk okuyor, hazır bir büroya konacak!

EŞİMİN ZORUYLA ADAY OLDUM

Eşinizin en sevdiğiniz tarafı?

- Tanıyıp tanıyabileceğiniz en iyi niyetli insanlardan biridir. Belediye başkanlığı yaparken, canınızı çok sıkan talepler gelebiliyor, insanlar olmayacak isteklerde bulunabiliyorlar. Yaşlı teyzeler filan, ben dayanamıyorum, ne yalan söyleyeyim bazen görüşmek bile istemiyorum. Ama Nursen, "Allah rızası için konuş!" diyor, "Buraya kadar gelmiş, ayıptır!" deyip beni yönlendiriyor. Sonra tabii, "Haklıymış, iyi ki görüşmüşüm" diyorum. İkinci dönem aday olmak da istemiyordum ama Nursen, "Ben de bize daha fazla vakit ayır istiyorum ama sana güvenip turistik tesis açan çok insan oldu. ’Mansur, aday olmayacak’ deyince çok üzülüyorlar, onları yarı yolda bırakma. Bir dönem daha olmalısın!" dedi. Oldum. Yeniden seçildiğim akşam, bir daha kesinlikle aday olmayacağım dedim ama kader midir nedir, siyasetten bir türlü kopamıyorum, istesem de olmuyor, Ankara da hiç aklıma yoktu ama şimdi adayız...

Beni kıskanır

İyi bir eş, iyi bir sevgili iyi bir baba mısınız?

- Öyle olduğumu düşünüyorum. Kız babası olmaktan aşırı mutluyum, kızlarım Çağlayan ve Armağan’la çok iyi anlaşırım. Ne eşimsiz ne kızlarımsız bir hayat düşünebiliyorum.

Eşiniz en çok hangi özelliğinize sinir olur?

- Aceleyim. Bir de sık sık karar değiştiririm. Mesela bir gömlek çıkardı değil mi, "O değil, şu!" derim. Aynı şekilde uzattığı kravatı değil, yanındakini seçerim. Niye bilmiyorum. Böyle tuhaf özelliklerim var.

25 yıldan sonra hálá romantizim yaşadığınız söylenebilir mi?

- Tabii tabii. Görücü usulüyle evlendim ama sonradan eşime aşık oldum. Çok düşkünüm ona. O da bana. Bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, halen kıskanır beni. Çok da hoşuma gider bu. Mesela bir arkadaşım var, İbrahim Sarı. En çok onu kıskanır. Yurt dışına gideceğiz İbrahim’le derim, takılırım ona, "Bana ayıracağın vakti bir başkasıyla geçirmeme tahammül edemiyorum!" der.

En çok ne yaparken eğlenirsiniz?

- Bizim hiçbir şeye vaktimiz yok! Artık kitap bile okuyamıyorum. Gece bir buçukta eve geliyorum. Seçimlere kadar oturabilmek için 45 metrekare ev tuttuk. Bir oda bir salon. Televizyon izliyoruz, başka ne yapacağız? Kazanırsam sevinirim, Ankara için de elimden geleni yaparım ama kazanamazsam da üzülmeyeceğim...

Ülkü ocaklarından geldiğini bilmiyordum

N
ursen Yavaş, eşine son yıllarda aşık olduğunu söylüyor. Üstelik, "O daha önce aşık olduğunu söylemişti bana, ben söylemedim" diyerek...

Mansur Yavaş’ı ilk ne zaman gördünüz? Sizi istemeye geldiğinde mi?

- Yok hayır. Ailesinin gazete bayii vardı Beypazarı’nda. Hafta sonları babasına yardım ederdi. Ben ortaokuldaydım, ondan gazete alırdım. O beni hatırlamıyor tabii...

Ne düşünürdünüz ondan gazete alırken. "Büyüğünce bu adamla evleneceğim" mi?

- Çatık kaşlı bir şeydi. Yüzüme bile bakmazdı. Hiç öyle geleceğe dair planlarım yoktu.

Seneler sonra karşılaştığınızda peki? "Ne yakışıklı adam!" filan mı dediniz...

- Yakışıklı da bulmadım açıkçası. Daha sonraları tanıdıkça sevdim Mansur’u. O kendini anlattıkça, kendime yakın buldum. O zaman "Bu adam benim kafama göreymiş!" dedim.

Sizi başka isteyenler de oldu mu?

- Olmuş, annem söylememiş kafam karışmasın diye. Kan bağı yok ama uzaktan akraba iki aile.

Siz bugün görücü usulü evlenmeye nasıl bakıyorsunuz?

- Anlaşıp evlenip 5 yıl sonra ayrılanlar var, o işler belli olmuyor, Ama tabii ki insanın hayat arkadaşı çok önemli.

Size tanışır tanışmaz söyledi mi "Haberin olsun, ben siyasete gireceğim" diye.

- Siyasetle ilgili hiçbir şey konuşmadı. Ülkü Ocakları’ndan geldiğinden bile haberim yoktu. Ama kendimi Mansur’u tanıdıktan sonra siyasetin içinde buldum. Evde siyaset konuşmaz. Sorarsan cevap verir. Hatta kızarım ben, "Niye konuşmuyorsun?" diye. Güler o zaman.

Ara ara siyasetten sıkıldığınız olmuyor mu?

- İçindeyiz hepimiz, istesek de istemezsek de. Siyaset, benim yapıma göre değil, ben biraz daha sakin ve düzenli yaşamayı seven bir insanım. Ama işte 10 senedir belediye başkanlığı yapıyoruz.

Eşler, de yarım belediye başkanı gibi bir şey oluyor değil mi?

- Evet. Ona yakın olduğum için insanlar bana ulaşıyorlar. Yardım istiyorlar. İhtiyaçlarını sıralıyorlar. Adreslerini alıyorum, neye ihtiyaçları olduğunu öğreniyorum, yapabileceğim bir şey varsa yapıyorum.

Siz de kapı kapı dolaşıyor musunuz?

- Yok hayır. Zaten Beypazarı küçük yer, insanlar birbirini tanır.

Sizin için Mansur Bey’e "İkinci eşiniz mi?" diye soruyorlarmış...

- Ya evet, hoşuma gidiyor öyle söyledikleri zaman, oysa genç sayılmam, 44 yaşındayım.

Ne zaman aşık oldunuz eşinize? Ya da oldunuz mu?

- Son senelerde oldum. Zaman geçtikçe birbirimize daha da yakınlaştık. En azından ben öyle hissediyorum. O daha önce aşık olduğunu söylemişti bana, ben söylemedim.

Siz ilişkide daha ketum olan taraf mısınız?

- Herhalde. Ama şu anda onsuz bir şey düşünemiyorum.

En sevdiğiniz özelliği?

- İyi insan olması. Bir de öyle görünmez ama çok yufka yüreklidir.

En tahammül edemediğiniz özelliği?

- Eskiden çok çabuk sinirlenirdi. Fakat bu 10 yıllık belediye başkanlığı ona mecburen sabretmeyi öğretti. Hoşuma gidiyor bu, çünkü evde de artık daha sabırlı bir adam. Demek ki belediye başkanlığı insanı olgunlaştırıyor.

Onu açık açık eleştirir misiniz? Yoksa üzmemek için duymak istediklerini mi söylersiniz?

- Eleştiririm. Televizyonda canlı yayında haliyle kendini izleyemiyor, nerelerde hata yaptığını bilemiyor. Ben söylüyorum mesela "Çok hızlı konuşuyorsun!" diyorum, bir başka programda yavaşlıyor, "Bu sefer de çok yavaş konuştun!" diyorum. Böyle böyle daha iyi performans sergiliyor.

Siz onu ilk gördüğünüzde ne vardı üzerinde?

- Açık kahve bir pantolon ve kısa kollu çizgili bir gömlek. 15 Ağustos 1984’dü.

O da bütün önemli tarihleri sizin gibi bilir mi?

- Hayır, baktım unutuyor, hatırlatırım. Bazen de hiç beklemediğim zamanda hatırlar, eve çicek- miçek yollar. Yapar öyle şıklıklar.

Kaybederse en çok kızları sevinecek

Kılık kıyafetinden siz mi sorumlusunuz?

- Bazen beni dinler, bazen dinlemez. İlginç huyları vardır. Mesele bir hediye mi geldi, mutlaka değiştirmek ister. Güzel şeyleri de değiştirir: "Şu rengi yok muydu, şu modeli yok muydu?"

Birlikte en çok ne yapmaktan zevk alırsınız?

- Hiç bir şey yapmasak da birlikte olmak beni mutlu ediyor. Zaten bir şey yapabilecek zamanı yok.

Kıskanç mı?

- Yok değil.

Siz?

- Biraz.

Ne demek biraz?

- Bazı durumlarda kıskandığım oluyor. Yalnız bir yerlere gitmesini istemiyorum. Yurt dışına mesela.

En yakın arkadaşı kim?

- Arkadaşları çok. Ve onları sonuna kadar korur. Benim bir beklentim varsa, ama o arkadaşlarını tercih ederse kızarım.

Kazanmasa, çok mu üzüleceksiniz...

- Yoo, bir kayıp olarak görmüyoruz. Kaybederse, avukatlığa dönecek. Ama kazanırsa Ankara için çok güzel şeyler yapacaktır. Buna yürekten inanıyorum. Kaybederse de en çok kızları sevinecek. Babalarına çok düşkünler, Mansur da onlara. Bir hafta görmezse küsüyor...

X