Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gidiş kötü

AÇILIMI sabote etmek için birileri fırsat arayıp duruyormuş... Şunun gözyaşı daha çok “timsah ağlamasını” andırıyormuş... Meclis’teki İnsan Hakları Komisyonu eğer gidip İmralı’daki “haşmetmeap”ın koşullarını görse ve muhteremin huzuru için gerekli düzenlemeler zamanında yapılsa imiş...

Bu kanlar da akmazmış.

Bir şu söylenenlere bakın. Bir de sırf “vatan borcunu ödemek” gibi dünyanın en kutsal görevini yaparken pusuya düşürülerek alçakça şehit edilen 7 yiğidin al bayrağa sarılı tabutuna göz atın.


Bir an bu son olayı hariç tutun.


Terör suçlusu
olduğu, iç-dış tüm yargı organları tarafından kabul edilmiş birinin hapishane koşulları onun istediği gibi olmadığı için İstanbul’da çıkan olaylarda Serap Eser isimli bir yavru ile Diyarbakır’da çıkan olaylarda Aydın Erdem adında bir üniversiteli hayatını kaybetti.


Şikâyetle sonuç arasında zerre kadar denge görüyor musunuz?


Gerçi 7 askerimizin kimler tarafından şehit edildiğini henüz bilmiyoruz.


Ama Tokat’ı da içine alan Sivas, Erzincan, Amasya, Giresun ve Ordu bölgesinin taa 1996’dan beri PKK’nın ilgi alanı içinde olduğunu biliyoruz. Nitekim önce 1996 yaz aylarında Sivas ve Erzincan kırsalında, daha sonra da Tokat, Amasya, Giresun ve Ordu kırsalında bazen sadece PKK’lılar görüldü. Bunlarla bazen TİKKO bazen de DHKP-C mensubu silahlıların işbirliği yaptığı biliniyordu. Nitekim önce 13 Ağustos 1996 günü PKK’lılar Sivas’ın Kangal İlçesi’ne bağlı Demiriz Köyü tren istasyonunu basıp 8 kişiyi öldürdüler.


Sonra Gürün’de bir otobüsü durdurup 2 sivili öldürdüler.


Bunu 7 Eylül günü Erzincan’ın Kemaliye İlçesi’nde askeri araca pusu kurarak -aynen Tokat’ta olduğu gibi- 8 askeri şehit etmeleri izledi.


Divriği
’de 4, Erzincan’ın Refahiye İlçesi’nde 2 kişiyi aynı yıl öldürerek olabildiğince Batı’ya ve Kuzey’e kaydılar. Ve bir yandan Giresun ile Ordu, öte yandan da Tokat, Amasya kırsalına uzandılar.


Buralarda özellikle 1997 yılında TİKKO ile işbirliği içindeydiler. Çok acımasızca hayli sivil öldürdüler.


Gerçi özellikle Jandarma birlikleri bunlara çok kayıp verdirdi. Keza yöreye yeni konuşlanan Komando birlikleri uzun süre onlara göz açtırmadı. Ama bu son olayın da eskilerle bağlantısı olduğunu varsayarsak diyebiliriz ki, yeniden kafa gösterdiler.


Bu olayın, siyasi iktidarın “açılım” kampanyasını sabote etme kastıyla yapılıp yapılmadığını henüz bilmiyoruz. Doğrusu gittikçe çıkmaza girdiği izlenimi veren “açılım”ı yıkmak için bu tür bir sabotaja ihtiyaç olduğunu da sanmıyoruz.


Ama eğer Türkiye’yi bölmeyi veya ülkemizde kardeş kavgası çıkmasını isteyenler bu eylemin çok büyük bir infiale yol açacağını düşündülerse, hesaplarında yanılmadıklarını söyleyebiliriz.


Bu gidişi önlemek, yedi cihana akıl veren bugünkü iktidarın borcu ve görevidir. Dahası, bu gidişi önleyememenin bir de sorumluluğu vardır. O artık siyasi mi olur, hukuki mi, onu da gelecek günler gösterir.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI