Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Geri dönüşü olmayan nokta; ya da “Rubikon”u aşmak...

Ankara’nın Türk-Amerikan ilişkilerine dair görüşlerini büyük ölçüde paylaşan Beyaz Saray’ın gerek genel Irak politikasını, gerekse PKK konusundaki hareketsizliğini en amansız biçimde eleştiren bir Amerikalı Morton Abramowitz. Amerika’nın Turgut Özal dönemindeki Ankara Büyükelçisi ve yıllardır Washington düşünce kuruluşlarındaki itibarlı az sayıdaki Türkiye uzmanlarının başında geliyor.

Abramowitz, eleştirilerinden Irak’taki Kürt liderleri de esirgememişti. 20 Ekim tarihli Newsweek dergisinde “Point of No Return” (Geri Dönülmez Nokta) başlıklı yazısında, Washington’a yine eleştiriler yöneltti. Önceki gün, birkaç günlüğüne bulunduğu İstanbul’da, “Türk medyası niçin benim yazılarıma ilişkin duyarsız?” diye sordu. Onu tatmin edecek bir cevabım yoktu. Yukarıda sözünü ettiğim yazısından şu satırları aktarayım?:

“Amerika’nın.. büyük hatası, PKKsorunuyla ciddi biçimde uğraşmak konusunda süregelen gönülsüzlüğü. Hem Türk hem de Amerikan hükümetleri tarrafından teröristler olarak kınanan Kürt ayrılıkçıları son aylarda Irak Kürdistanı’nı üs ve harekat zemini olarak kullanarak Türkiye’ye karşı saldırılarını tırmandırdılar Türk kamuoyu dökülen kanlar ve Amerikan hareketsizliğine karşı öfkeyle yanıp tutuşuyor ve sınır ötesine tüm kapsamıyla bir askeri operasyon yapılması da dahil olmak üzere sert bir cevap verilmesini istiyor. Yıllarca, Ankara, Bush yönetimine (aynı zamanda Irak Kürtlerine) sorunla yüzleşmeleri için baskı yaptı. ABD’nin Türk kayıplarından üzüntü duyduğuna ilişkin açıklamalardan öteye pek az şey yapıldı. Bir yıldan fazla süre önce, Washington, çok itibarlı eski NATO komutanını taraflar arasında müzakere yapması için atadı ama ona müzakere edebileceği pek az şey verdi. George W. Bush bu konuda kesin eylemden yana gözükmekle birlikte, iktidarının Beyaz Saray bahçesinin ötesine geçmediği görülüyor.

Türklerin sabrı en sonunda tükeniyor... PKK sorunu Türkiye’nin ilerici hükümetinin siyasi gücünü ve dikkatini aşındırırken, topyekun bir demokratik reformun imkansızlaşması riskini beraberinde getiriyor. İhtilaf daha da artarsa, reform konusu daha da az ilgi çekecek... Şu ara soykırım tasarısı ve Washington’un PKK konusundaki kayıtsızlığı Türk husumetini daha da azdırmış durunda.

Trajik olan şu ki, bütün bunlar önlenebilirdi. Türk liderleri geçtiğimiz yıl boyunca PKK’nın provokasyonlarına rağmen Kuzey Irak’a yönelit büyük çaplı bir askeri operasyon yapmak istemediklerini açıkça ortaya koymuşlardı. Parlamentonun son tezkere kararı bile, Washington’u harekete geçirmek için son bir çaba olarak anlaşılabilir. Eğer ABD birşey yapmazsa, iç politika pekala Ankara’nın elini zorlayabilir...

Washington, eğer Iraklı ve Kürt müttefiklerini PKK faaliyetlerini durdurmak için harekete geçirirse, (Türk-Amerikan ilişkilerinde) ortaya çıkan kopukluğu hala tamir edebilir.Türk-Amerikan ilişkilerinde tayin edici bir noktadayız.Sadece eylem, daha fazla laf değil, şimdiki krizi çözebilir.”

 

***       ***       ***

 

Bu yazı, Hakkari saldırısından iki gün önce yayınlanmıştı. Yazıdaki ifade edilen “esaslar” geçerliliğini aynen, hatta daha da güçlenmiş şekilde koruyor.

Abramowitz’e, “Amerikan yönetiminin PKK’ya karşı artık harekete geçecek mi?” diye sordum. Kuşkusu sürüyor. Ama, geçmesinin “şart” olduğu kanısında. “Hem Türkiye, hem Iraklı Kürtler üzerinde ağırlığı olan tek aktör ABD. Bu krizden çıkışı sağlayabilecek tek anahtar o” dedi; “Ya, etkili bir hava bombardımanına bizzat kendisi girmek durumunda veya Türklerin aynı şeyi yapmasına yeşil ışık yakmak...”

Sağdan-soldan, ABD’nin “harekete geçmesi”ni bekleyecek kadar “saf olmamam”, Tayyip Erdoğan ile İngiltere seferi izlenimlerinden ötürü “havaya girmemem” gerektiği konusunda kimi dostlardan “uyarı” alıyorum.

Mesele bu değil. Çünkü, eninde sonunda, Türkiye’nin PKK’ya yönelik bir “askeri operasyon”a geçeceğinden eminim. “Rubikon”, son Hakkari saldırısı üzerine aşıldı. Kendini bir nebze saygısı olan ve çevresinden kendisine asgari saygı beklentisi olan hiçbir devlet, işler bu raddeye geldikten sonra, durumu açıklamalarla, bildirilerle idare edemez, etmez. Dolayısıyla, Türkiye’nin “sınır ötesine yönelik” bir “askeri operasyon” yapacağını adım gibi biliyorum.

Soru, sadece “zamanlaması”nda, “türü”nde ve bu işlerde ABD’nin nerede, nasıl hareket edeceğinde. Bunun net cevaplarını, 2-3 Kasım’da İstanbul’da toplanacak olan “Uluslararası Irak Konferansı”nın, bu vesileyle Türkiye’ye gelecek olan Condoleezza Rice’ın Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan ile yapacağı temaslardan ve 5 Kasım’da Tayyip Erdoğan-George W. görüşmesinin ardından alacağımızı sezebiliyoruz.

Bu konudaki bazı ipuçlarını, dün Hollanda’daki NATO Savunma Bakanları toplantısı sırasında Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates’in sözlerinden de elde ediyoruz. Gates, “İyi bir istihbarat olmadan, sınır ötesine büyük birlikler göndermek ya da havadan bombaları bırakmak bana pek anlamlı gelmiyor” dedi.

Amerikan Genel Kurmay Başkanı Amiral Michael Mullen ise Kansas’ta askerlere konuşurken, “sınır durumunun çok kompleks olduğunu ve sınır ötesine geçişin zor bir eylem olduğunu” söyledi. Mullen, ABD’nin hava harekatı düşünüp düşünmediğine ilişkin bir soruya ise “bu noktada herhangi bir askeri seçeneği açıklamayacağı”nı bildirerek cevap verdi ve “Orası oldukça çetin, çok dağlık bir alan. Hiçbir şey kolay değil” dedi.

İsmi açıklanmayan bir Amerikan askeri yetkilisi ise “Türkiye-Irak konusunda Bush yönetiminin en tepesinde artan bir rahatsızlık bulunduğunu, Iraklıların bunun farkında olduğunu ve birşeyler yapılması gerektiğine dair Türk tutumunun artan bir sempatiyle karşılandığını” ifade etti.

Aynı yetkili, Amerikan askerinin, Türklerin, “Eğer mümkünse sınırötesi askeri harekata girişilmesinden kaçınmak istedikleri” kanaatinde olduğunu da sözlerine ekledi. Ona göre, “Türkiye, bunun önlenmesi için başkalarının somut ve elle tutulur adımlar atmasını umut ediyor”...

 

***        ***     ***

 

Bütün bunlardan, ABD’nin başka bir dil ve uslupla, Türkiye’nin bir kez daha “gazını almak istediği” ve PKK’ya “etkili bir askeri dil” ile cevap verilmesini “erteleme” yolunu tuttuğu sonucunu çıkarabilir miyiz?

Bilmiyoruz. Önümüzdeki iki-üç hafta içinde göreceğiz, anlayacağız.

Görebildiğimiz şu:

    ABD, PKK’yı havadan vuracak; veyaTürkiye ile ABD, PKK’yı havadan ve özel kuvvet operasyonlarıyla vuracak; veyaTürkiye, ne yapıp yapıp, kendi başına bir harekata girişecek.

Yani, Kasım 2007’den sonra, hiçbir şey, Kasım 2007 öncesi gibi olmayacak...

 

X