"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Gençler kafayı yemedi akılları gayet başlarında!

Gurbetten ülkeme, yani ANAvatanıma/evime her geldiğimde garip bir şekilde bir sürü arkadaşım tarafından “saf”, “gereksiz nezaketli” hatta “komik derecede Pollyanna” bulunuyordum.

Çocuklarımızın da çok fazla “teşekkür” ediyor ve “lütfen” diyor olması alay konusu oldu kimi zaman.
Garson bir kere “Abla sizin çocuklar su veriyorsun teşekkür ediyor, önünden tabağı alıyorsun teşekkür ediyor. Niye öyle? Saf mı bunlar?” demişti de kal gelmişti üstüme.
“Şu yukarıda okuduğunuz cümlelerdeki 7 garipliği bulun” diyesim geldi birden!
Yani normal hareketleri garipser olmuşuz, kanıksamışız adeta. Ortam bu yani yıllardır güzel ülkemizde.
Sürekli azarlanmaya, itilmeye-kakılmaya alışmış herkes. Kanıksamış durumu yani. “Ananı da al git”lere alışınca, nezaket anormal geliyor tabii ya.
Gel kızım Yonca şimdi gençlere! Bozma sabır sükunetini...
Gençlerin durumunu anlatmak isterim azıcık size.
Kendinizi onların yerine koyun bir hatırım için şimdi.
Havuz başında onları izlerim, konuşmalarını dinlerim.
Tek bir zarar içeren konuşmaya şahit olmadım. Zarar vermeyi bilmiyor gençler. İnanılmaz merhametliler. Çevre bilinçleri olağanüstü.
Ne darbe bilirler, ne devrim görmüşler ne şiddete maruz kalmışlar. Asker filan istemez onlar eski nesiller gibi. Acil durumda sorsanız akıllarına AKUT gelir kesin.
Dertleri aşktır, müziktir, arkadaşlıktır, beğendikleri bir şeye ulaşamamaktır, Youtube’un kapanması filandır.
Şımarıklık gibi gelir bize bunlar. Bazen şımarıklar evet. Biliyorum hemen zıplamayın yerinizden ama şiddet tedavi gerektirirken, şımarıklık düzeltilebilir bir durum diye bakarım ben.
Sürekli “Ne olacak bu Türkiye’nin hali?” diye şikayet ederek çenelerini yorup elini taşın altına koymayangillerden değiller. O yüzden sıkıcı gelir o cins politik ortamlar onlara.
E ne yalan diyeyim, ben de çok sıkılıyorum o oturduğu yerden şikayet edenlerden.
Onların kendi içlerinde konuştukları konuları dinledikçe içim açılır. Bin tane bilmediğim şey öğrenirim. Müziğin en yenisini, en alasını; daha bir sürü ilginç ve yaratıcı ne varsa onlardan duyarım.
Giyim tarzlarını taklit edesim gelir, o kadar değişiktir.
Grup gibi dursalar da, her biri kendine hastır. Bireydir.
Hepsi iPhone kullanıyor diyelim, yine de her birinin kullandığı, dinlediği, izlediği şeyler kendine has ve özeldir.
Öte yandan her şeylerini paylaşabilir tiplerdir hepsi.
En fazla haşır neşir oldukları şey “paylaş” ve “beğen” kelimeleri.
Her ikisi de bakın ne kadar olumlu eylem fiili!
Beğenmedikleri bir yorumu da beğenerek ifade ediyorlar tepkilerini.
Gel de Facebook’u sevme yani!
Geçen sene sitedeki gençler öğretti ve sevdirdi balık tutmayı hem bana hem de çocuklarıma. Bu yaz balık tutmayı dört gözle bekliyoruz onlarla.
Yaş günümde bahçemde müzik yapıp DJ olan lise öğrencisi Kerem müthişti.
Deniz kenarında akşamları müzik yapar gençler ya hani, ben de nerede görsem çocuklarımla giderim yanlarına. “Büyükler” pek takılmaz o ortama. Gelen büyükler de müzik kapatılsın diye üzerlerine yürümeye gelir orantısızca. Sonra sabırlı genç sinirlenir laf eder, suçlu olur, terbiyesiz, saygısız olur.
Bağırmayı bizden öğrenirler, bize bağırınca terbiye almamış olurlar.
İskelede eğlenmeye kalkarlar, gürültü yapıyorlar diye şikayet olur.
Bara giderler, içiyorlar diye sorun olur.
Basket atsalar pat pat pat sesler rahatsız ediyor olur.
Haklarında mutlaka bir şikayet olur hani.
İçim sıkıldı yazarken inanın, ama onlar bu şekilde yaşamak için çözüm üretirler anında.
Gülerler bize, ne yapsınlar?
Bu sefer de “Bak dalga geçiyor densizler!” olur.
Kendi içlerine kapanır, bilgisayar başında bir dünya yaratırlar kendilerine, bu sefer de birileri “Bunlar bilgisayar başından kalkmıyorlar, hepsi apolitik” der.
Ne yapsınlar abi?
Kafayı yemediklerine şükür. Bize iyi dayanıyorlar.
Atatürk bu ülkeyi gençlere emanet ederken, aslında vermek istediği mesaj büyüklereymiş. Sadece geç anlaşıldı.
Doğayı, tarihi, ormanlarımızı, hak ve özgürlüklerimizi korumak için bu kadar çırpınırken, bu kadar orantısız gaz ve şiddete maruz kaldıkları ortamda bile en baba reklam ve yapım şirketlerine taş çıkaracak özgün yaratıcılıkta; slogan, direniş şekli, video ve görsel üretebilen, yetmez kendi çöpünü toplayan bu gençlere avuçlar kızarana kadar kocaman bir alkış lütfen!
Daha bir de bu gençlerin kardeşleri vesaire arkadan gelenler var. Örnekleri şahane! Ben sonsuzca umutluyum.
Her şey gayet güzel olacak.
Yonca
“Kırmızı Rujlu 4 Yapraklı Umutlu Çapulcu”

X