Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gazetecinin değişimi

Tufan TÜRENÇ

1995 yılının başlarıydı. Bir davette çok ilginç bir olay yaşadım.

O yaşadıklarımı, o günün koşulları nedeniyle belleğimin bir yerine zamanı geldiğinde anımsamak üzere gizledim.

Meslek dayanışması nedeniyle o gün yaşadıklarımı çok yadırgamama, hatta ayıplamama rağmen yazmadım.

Şimdi aradan 2 yıldan fazla zaman geçti.

Bu süre içinde bazı kişilerin çıkarları nedeniyle çok hızlı bir deformasyona uğradıklarına tanık oldum.

Şaşırtıcı, hatta tiksindiriciydi.

İşte o davette tanık olduğum olay bunun en tipik örneğiydi.

İşin acı yanı bu üzücü olayın kahramanı da bir meslektaşımızdı.

Bugün o meslektaşımızın yazıları ya da ekranlarda yaptığı konuşmalar, uğradığı kişilik deformasyonunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

O kişinin meslektaşı olmaktan kıvanç duymadığımı itiraf etmek zorundayım.

* * *

Şimdi o davette yaşadıklarımı biraz anlatmak istiyorum.

O gazeteci coşkulu bir insandır. Hiçbir yerde geri planda kalmaya tahammül edemez.

Bu yüzden öne çıkmak, kendini göstermek için her fırsatı kullanır.

Bu yapısı nedeniyle de mesleği boyunca hep militan gazeteciliği seçmiştir.

O günlerde, yani 1995 başlarında bu meslektaşımız müthiş Çiller karşıtıydı, hatta düşmanıydı.

Gittiğimiz davette ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz da vardı.

O gazeteci, Yılmaz’ın yanına oturarak onunla sohbete başladı.

Sohbet giderek ilginçleşince davettekilerin bir bölümü de onların çevresinde toplandı.

* * *

Gazeteci herkesin duymasını istediği için özellikle yüksek sesle konuşuyordu:

‘‘Sayın Yılmaz bu kadını devirmek için daha ne bekliyorsunuz? Niçin onu rezil etmiyorsunuz? Niçin bu kadar yumuşak davranıyorsunuz?’’

Mesut Bey bu coşku dolu, biraz da kışkırtıcı sözleri soğukkanlı bir şekilde dinliyor, yanıt vermiyordu.

Gazeteci arkadaş devam ediyordu:

‘‘Görmüyor musunuz efendim, bu kadın ülkeyi batırıyor. Her şeyi perişan etti. Zaten memleketi o değil, kocası yönetiyor. Bakanlara kocası emir veriyor. Yapmadıkları rezillik kalmadı. Yolsuzluk söylentileri ayyuka çıktı. Niçin hâlâ susuyorsunuz?’’

Mesut Bey yine sessiz sessiz dinliyordu. Arkadaşın coşkusu giderek artıyordu:

‘‘Çıkın meydanlara. Kampanya başlatın. Hepimiz peşinize düşelim. Bu kadını indirelim. Ülkeyi Çiller Ailesi'nden kurtaralım.’’

Yılmaz sonunda şöyle dedi:

‘‘Benim parlamentodaki gücüm, bu hükümeti tek başıma devirmeye yetmez. Öteki partilerden, özellikle de DYP içinden destek gerekli. Ben yapabileceğimi yapıyorum. Bunun ötesinde başka bir demokratik gücüm yok.’’

Ama o gazeteci susmadı ve davet boyunca Yılmaz'ın başının etini yedi.

Gazetecilik yapmıyor, bir militan gibi davranıyordu. O gün bunu çok yadırgamıştım.

Bir süre sonra o gazeteci bazı özel nedenlerle birden Çiller'ci oldu.

Hiç sıkıntı çekmeden Çiller'i destekleyen, Yılmaz'ı yeren yazılar yazmaya başladı.

Sonra Refahyol'u destekledi.

Şimdi ise Erbakan'cı. RP'ye bağlı kanalda Refahyol'a destek veren programlar yapıyor.

Hatta önümüzdeki seçimde RP'den aday olacağı konuşuluyor.

Bunlar o gazeteciyi geçen akşam TV'de ibretle izlerken aklıma geldi.

Sizin de bilmenizi istedim.



X