Garsonlarına botoks yaptıran lokanta: Komşu

Hayata nereden, nasıl bir noktada başladığınız çok önemli.

Varlıklı bir ailede, hayata gözlerinizi açıyorsanız, otomatikman bir sürü imkanı da kazanmış oluyorsunuz.

Öyle ya da böyle, "bir şey" olmanız, çok da kolay.

Aksi de mümkün tabii, o konformizme kapılıp, "hiçbir şey" olmamanız da.

Bir sürü imkan, bazen ters teper, sizi atalete iter...

* * *

Bir de hayata geriden başlayanlar var.

Her şeye sahip olanlar...

Ama tırnaklarıyla kazıyarak...

Onlar, kendilerine bir hayatı baştan inşa ediyorlar.

Onlara saygı duyuyorum.

Gıpta ile bakıyorum.

* * *

İşte Kemal Koç, benim için onlardan biri.

İstanbul gece hayatının duayenlerinden.

Abilerinden.

8 yaşından beri bu işlerin içinde.

Başladığı nokta: Yazları Dolmabahçe Sirki’nde minder satmak. Gazoz satmak. Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda arkada bardak yıkayarak, mesleğine devam etmiş. İte kaka, zar zor otelcilik okumuş, Galata Kulesi, Intercontinental ve Şamdan Grubu’nda yöneticilik derken...

Almış başını gitmiş...

Herkes onu Şamdan’ın Şamdan olduğu zamanlardan tanır zaten.

Şamdansa, Diskrorium, Julianas...

Bir dönem İstanbul gece hayatının en nefes kesici yerlerinin "efsanevi yöneticisi"...

* * *

Bu sektördeki insanların üzerine yapışmış bir şey vardır.

Bir ukalalık, bir sevimsizlik, bir aykırılık.

Hiç öyle biri değildir Kemal Koç.

Nevi şahsına münhasır, saygılı biridir.

Ben çok severim.

93’te kendi lokantasını kuruyor: Le Selecet.

Ama o güzelim yer, Türkiye’de çok sık yaşanan krizlerden birinde batıyor.

Şöyle anlatıyor:

"Baktım, tavuk yumurtlamıyor, kesip yemek daha lezzetli dedim, yedim... Ama ben tarzımı hiç değiştirmedim. İnsanı, usulü ve üslubu şahsiyet yaparmış. Ben yıllar içinde ne usulümü ne üslubumu değiştirdim..."

Böyle de şahane bir adamdır.

* * *

Allah’tan bir süredir Nişantaşı
’ndaki Komşu var.

Can simidimiz.

Ne zaman İstanbul’da olsam ve evde yemek olmasa, soluğu orada alıyorum ya da eve sipariş veriyorum.

Vali’nin evinin tam karşısında.

Güzel, saklı bir de bahçesi var, hava iyi olunca, aile yemekleri orada yeniyor.

Alya da yemeklerine bayılıyor, özellikle de pidesine.

* * *

Geçenlerde gittiğimde çok acayip bir şey öğrendim.

Kemal Koç, hizmet sektöründe bir yeniliğe ve ilke imza atmış.

Duyunca önce şaşırdım, sonra etkilendim.

Keşke herkes, mesleğine bu kadar saygılı olsa, kafayı taksa, "Problemlere nasıl çözümler bulurum?" diye uğraşsa.

İnanın o zaman bu ülke başka bir ülke olur.

Hizmet sektöründe dikkat edilmesi gereken en önemli ayrıntılardan bir tanesi, her zaman her kesin yazdığı, altını çizdiği gibi ter kokusu ve bunu önlemenin yolu...

İşte Kemal Koç, bunu kafa takıyor ve çözüm buluyor.

Çözüm ne mi?

Garsonların koltukatlarına "botoks" yaptırmak.

Biliyorsunuz ya da bilmiyorsunuz "botoks" aslında medikal amaçlı icat edilmiş bir ilaç, şaşılık ve spastitite tedavilerinde kullanılıyor. Ve aşırı terlemeyi önlemek için. Kasları bloke ettiği için, estetik amaçla da kullanıldı.

Komşu’da esas amacına hizmet ediyor.

Huzurlarınızdan ayrılmadan, sizi Kemal Koç’la baş başa bırakıyorum, yolunuz düşerse Komşu’nun kebabını da, mutlaka deneyin diyorum:

"Böyle bir uygulamanın varlığını duyunca, garson arkadaşlarla oturduk konuştuk ve bu işe kalkıştık. Önce 7 garsonumuz yaptırdı, bundan sonra tamamına yaptıracağız. Dünyanın en lezzetli yemeğini bile masaya koysanız, ter kokuyorsanız bitmiştir, o yemeğin lezzeti olmaz... Ter kokan garson olmaz!"
Yazarın Tüm Yazıları