"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Evde 'Soyu devam etmesin!' büyüsü buldum

Hepimizin içinde var bir miktar: <BR>Görgüsüzlük…<BR>Ruhumuzun düşük tarafı…<BR>Ama çoğumuz utanırız, saklamaya çalışırız. <BR>O ise göstere göstere yaşıyor.<BR>Ben bunu eğlenceli buluyorum.<BR>

Demet Akalın…
Kadın, neyse o.
Bir ‘proje’ değil, herhangi bir ‘matematiği’ de yok.
Gerçekten ‘akış’ta.
Kafasına göre takılıyor.
Canı nasıl isterse, öyle davranıyor.
Ona yamuk yapmayacaksın.
Kodu mu, oturtur!
Karşında bir ‘hanımefendi’ yok, ağzını da bozar.
Ama net, ‘yanar-döner’ değil.
Kendini biliyor, inkâr etmiyor.
“Küçük yerden çıkmışım, bu kadar ünlü olmuşum, büyük paralar kazanmışım, olacak tabii görgüsüzlük, geçmişime ver…” diyecek kadar da cesur.
Şarkılarla, aşklarıyla bizi şaşırtmayı biliyor.
Gün oluyor, hayatındaki adama devasa billboard’la aşkını ilan ediyor.
Gün oluyor, biriyle ağız dalaşına giriyor.
Asla çenesini tutamıyor.
Yıllarca, hepimizin, ağzına yapışıp kalan şarkılar yaptı.
Normal zamanlarda dudak bükeriz ama içki içip sarhoş olunca, o şarkıları anıra anıra söyleriz!
Ben onu hep sahici buldum, sempatiyle baktım.
Ve hamileliğinin beşinci ayında onunla röportaj yaptım…

Yaş 41, hamilesin! Anne olacaksın. Tebrik ediyorum…

-Allah razı olsun!

Zor mu oldu?

-Zor oldu valla. Bir sene tüp bebek tedavisi gördüm. İki kere bebek kaybettim. Bebek içimde durmuyordu. “Yok, bu iş olmuyor” diye pes etmek üzereydim ki, son gittiğimiz doktor, “Akışına bırakın!” dedi. Ben de Okan’a, “Sen bana güzel bir yaz yaşat!” dedim. Cümle budur. Bodrum’a gittik, o ooo mis gibi, her gün rakı-balığa gidiyoruz. Dağıtıyoruz. Gümbür gümbürüz. Fakat bir rakı balıktan sonra, kus kus kus, bir hal oldum, “Herhalde zehirlendim Minik!” dedim, “İyi değilim, karnım da şiş, regl olamıyorum. Sen bana bir söktürücü, bir de test al!” Allah’tan söktürücüden önce testi yaptım… Ve kalakaldım. Aman Allah’ım hamileydim!

ÖPÜŞMÜYORUZ BİLE

Nasıl geçiyor hamilelik?


-Felaket! Mide bulantılarım bitemedi. Serum bağlanıyordu düşün. Son bir haftadır biraz rahatladım. Kokuya aşırı duyarlıyım. Kaz tüyü koltuklara yaklaşamıyorum. Tüylerini bırak, kazların çiftliğinin ve yedikleri yemin kokusunu filan alıyorum! Parfüm kullanamıyorum. Okan’la öpüşemiyorum. Gerisi de yok… No!

Hamileliğin ilk aylarında sevişmemeyi anladık, öpüşmeyi neden istemiyor canın?…


-Hiç bilmiyorum. Gitti o duygular. Yanağıma bile dokunmasın. Ten teması istemiyorum. Adam da melek gibi, yazık bekliyor…

Kalbi kırılmıyor mu kocanın?

-Yok canım, asıl benim kırılıyor. Geliyor, “Hiraaa, babacığım! Ben geldim, günün nasıl geçti güzel kızım?” diyor. “Alooo!” diyorum. “Önce can, sonra canan. Önce benimle ilgileneceksin!” Ben ona göre daha temkinliyim. İki bebek kaybettiğim için korkuyorum. Daha beş aylık, önce bir sağ salim elimize alalım...

İnsanlara ne zaman söylediniz?

-Okan’a kalsa hiç söylemeyecektik. Nazar’dan korkuyor. Millete, “Gaz, gaz!” demekten bir hal olduk. Bu işin de yalanı olmaz ki. Ben, bir de her şeyi ortalıkta yaşayan biriyim. En son testler de temiz gelince, herkese ilan ettik…

Sen hep anne olmak ister miydin?

-Ben yalan söyleyemem, bebek delisi değilim. “Büyük ailemiz olsun” diye tutturan Okan. Benim, bazen kendime bile tahammülüm yok. Benden bir tane daha, gerçekten dünyayı yaşanmaz hale getirebilir!

Kızın olacağını duyup, “Bir Demet Akalın daha! Hayıııır!” diyenlere hak veriyorsun yani…

-(Gülüyor) Vermez miyim? Ben çekilmezim. Okan, beni nasıl çekiyor şaşıyorum. Gerçi onunla birlikte olmaya başladıktan sonra biraz adam oldum.

Okan ne kadar ilgili? Doktora filan geliyor mu?


-Geliyor mu ne demek? İstanbul’daki bütün kadın doğumcuların telefonu onda kayıtlı. Sürekli bir şeyler okuyor. Embriyo hakkında her şeyi biliyor. Zaten Doktor Fevzi hep onu arıyordu. Bir gün “Fevzi!” dedim, “Ayıp olmuyor mu? Ben de burada bir şeyim, olan biteni bana da söyle…” Allah’tan en son testlerin sonuçlarını bana gönderdi, Okan’a “Her şey yolundaymış!” deyince, sevinçten gitti, kendini havuza attı. “Ultrasona kızlarla giderim” diyorum. Asla! Hepsine geliyor. Baba olmaya hem hazır hem çok hevesli. Bense doğana kadar titrek Necla’yım!

İLK BULUŞMAMIZDA 'BEN BU ADAMLA EVLENECEĞİM' DEDİM

Evde Soyu devam etmesin büyüsü buldum

Ne zaman “Ben bu adamla evleneceğim” dedin?

-İlk buluşmamızda, “Amerika’da şurada okudum, İtalya’da burada çalıştım!” diye anlatıyordu, içimden, “Boş konuşuyorsun, ben seninle zaten evleneceğim!” dedim. Takmıştım kafaya.

Üçüncü evliliğin. Bu adamları evlenmeye nasıl ikna ediyorsun?

-Eski eşleri sorma… Rahatsız eder benim miniği!

‘Minik’ diye mi hitap ediyorsunuz birbirinize?


-Evet, millet “Aşkım” der, biz “Minik” diyoruz… Altı aylık sevgiliydik. Geliyor, gidiyor. “Baksana, senin benimle ilgili düşüncen ne? Ortada bir teklif yok… Olmayacaksa, güzelce ayrılalım” dedim. Böyle de netim. “Peki” dedi. O gece tabii ben kızları aldım, sokaklara aktım. Sabaha karşı mesaj attı “Seninle konuşmak istiyorum. Eve geliyorum.” Geldi. “Fazla yaklaşma!” dedim, onu kanepenin ucuna attım “Dinliyorum”. Ben evlenme teklifi bekliyorum diye diye “Evlensek mi?” dedi. “Onu hep söylüyorsun da!” dedim, “Kuru kuru mu? Yüzük yok! Çiçek yok, bir halt yok!” Sonra baktım elinde bir yüzük. Barıştık ve evlendik. İyi ki de evlenmişiz. Di mi Miniiiik?

'KUŞ BEYNİMLE' TÜRKİYE'Yİ SALLIYORUM

Sende, herkesin sevdiği bir dobralık var. Hatta, ‘şuursuzluğa’ kadar gidiyor. Herkesin saklamak için uğraştığı şeyleri, sen göstere göstere yaşıyorsun. Bu komplekssizlik nereden geliyor?

-Bilmiyorum ki. Belki taşralı olmak, belki kişilik. Benden ‘küçük hanımefendi’ olmaz. Ben, seninle nasıl konuşuyorsam, teybi kapatınca da öyle konuşurum. Bazı arkadaşlarım var, normal hayatlarında küfür kıyamet, televizyonda bir hanımefendilik sorma gitsin. Ben olduğum gibiyim. Kimse de umurumda değil.
Sana, “Görgüsüz” dendiğinde kızmıyorsun, “Sonradan görme” dendiğinde de. Hatta, insanlara fırsat vermeden, sen kendini böyle tanımlıyorsun. Bu ne?

Kayıtsızlık mı, zekâ mı?

-Bütün bunları çok zeki olduğum için yaptığımı söyleyenler var. Kafam o kadarına basmaz benim! Tamamen doğal akışında yaşıyorum. Bazen, “Sen kuş beyinli misin? Nasıl böyle şeyler söylersin!” diyorlar. Gülüyorum, “Düşün!” diyorum, “Kuş beynimle, Demet Akalın olmuşum, Türkiye’yi sallıyorum! Daha büyük beyinli bir şey olsam, kim bilir neler yapardım?” Ben de onlarla dalgamı geçiyorum.

Sevdin mi de tam seviyor gibi duruyorsun. Ve nedense, ilişkide, yamuk yaşandığında, herkes senden yana tavır alıyor

-E o yamuk hep bana yapılıyor da o yüzden! Kazığı yiyen ben oluyorum. Çevremde arkadaşlarım var, kazığı
yiyor, susuyor. “Sen geri zekâlısın!” diyorum, “Adamın yamuk yaptığını söylesene!” Yok, hayır imajını düşünüyor. Bir şarkıcı arkadaşım var mesela, en yakın arkadaşlarımdan biri; adamı, kendi evinde bastı, hâlâ diyor ki, “Ona mutluluklar dilerim!” Ben yapamam öyle bir şey. Mutluluk filan da dilemem. Kendi evimde, herifi başka bir hatunla basacağım, sesimi çıkarmadan yoluma devam edeceğim öyle mi? Nah! Ben zaten, adamlardan kazık yiye yiye, hırsımdan Demet Akalın oldum. O yamuklar, haksızlıklar, ihanetler insanı büyütüyor!

'ÇİFT CİNSİYETLİYMİŞSİN' HADİ YAAA

Evde Soyu devam etmesin büyüsü buldum

Hakkında, ‘iki cinsiyetli’ diye dedikodular, hatta haberler çıktı? Ne iş? Hani lezbiyen dedikodusunu anlarım, “Seks kaseti var” dedikodusunu da anlarım. Hepsi çok iğrenç ama ‘çift cinsiyetli’ oha yani!

-Üç sene önce mutfakta duruyorum, Ömür Varol aradı, “Seni bir dergiye kapak yapıyorlar! Doktorunu bulduk!” dedi. “Ne doktoru?” dedim. “Çift cinsiyetliymişsin Demet!” dedi. “Hadi yaaaa!” dedim. “Bu kadar zaman, adamlar niye uyanmamış peki!” Ciddiye almadım, telefonu kapattım. O dergi de hiçbir zaman çıkmadı. Ama bu pis dedikodu etrafta dolaştı, durdu. Geçen gün Okan’ı arıyorlar. Adama, “Karın çift cinsiyetli mi?” diye soruyorlar. Okan da dinliyor bunları. Bir an delirdim. Aldım telefonu elime. “Kardeş, ne diyorsun ya!” dedim. “Bu zamana kadarki kürtajları n’apacağız? Ya da şu anda karnımdaki bebeği!” Sen bunu benim kocama nasıl sorabiliyorsun abi!

E bu kadarına da pes yani!

-En komiği, Okan o gazeteciye, “Ya ben büyük adammışım, erkeği bile hamile bırakabiliyorum!” dedi. Böyle normal anlattığıma bakma, gerçekten çok ayıp şeyler bunlar…

BÜYÜYÜ AİLEMDEN BİRİ YAPTI

Nasıl bir muhasebe yapıyorsun? Neleri becerdin, neleri beceremedin?

-Hayal bile edemeyeceğim bir yerdeyim. Bazen bunun farkındayım, bazen değilim. Bu kötü bir huy, enayilik yapıyorum farkında olmayarak. Ailemle bağlarımı hiçbir zaman koparmadım. Bu, artı bir özellik olmamalı. Ama bizim camiaya bakınca, artı bir özellik. Aileme düşkünümdür. Onlara yardım edebilmek, bana inanılmaz bir huzur veriyor.

Bakıyor musun ailene?

-Sülaleye desek… Ama bir şikayetim yok. Bundan daha fazla ne olabilirdim? Markamı daha profesyonel yönetebilirdim. Daha profesyonel insanlarla çalışabilirdim, çenemi tutabilirdim. O zaman, biraz daha üstlerde olurdum. Ama şimdi imkansız, belki yaşlılığımda…

Bu bebek, beceremediğin şeyin bir simgesi mi? Düzenli bir ilişki, bir aile…

-Yok, ben daha önce bebek yapmayı tercih etmedim. Şimdi de gerçi kuşkularım, korkularım var. Belki babasız büyüdüğüm için, belki başka şeyler. Var tabii psikolojik sorunlarım. Onları aşmaya çalışıyorum…

UĞRAŞANIM ÇOK

Evde Soyu devam etmesin büyüsü buldum

Okan çeker gider de bebek babasız büyür gibi şeyler mi?

-Hayır, hayır. Okan çok iyi baba olur, onun bilincindeyim. Sadece çok uğraşan var. Sana uymayacak mevzular…

Büyü-müyü mü?

-Nereden bildin?

Attım tuttu… Evde mi buldun?

-Evet. Ama öyle böyle değil. “Ne yazıyormuş?” diye hocaya götürdük. “Soyunun devam etmemesi” yazıyormuş. Düşünebiliyor musun, birileri, evime böyle bir büyü koyuyor. Üstelik hamileyim. Mahvoldum tabii!

Kurşun döktür ya da sana iyi geleceğini düşündüğün bir şeyler yap…


-Yaptık. Hocaya okuttuk. Büyüyü yok ettiğini, o kötü enerjiyi temizlediğini söyledi. İnanır mısın ondan sonra, benim o hasta halim gitti. Bir haftadır daha iyiyim, kendime geldim…

Bir rakip, niye böyle bir şey yapsın?

-Ne rakibi? Rakip değil işin kötüsü! Benim kendi ailemden. Çok yakınım olan biri. (Bana söyledi kim olduğunu ama yazmak istemiyorum!)

Dalga geçiyorsun!


-Hayır.

Neden peki?

-Çocuğum olursa, aileme karşı ilgim ve desteğim azalır diye korkuyorlar!

ANNEMİ MORGTAN ÇIKARDILAR

Gölcük’te nasıl bir ailede büyüdün?

-Babam, ben iki yaşındayken bir trafik kazasında ölmüş. 19 yaşındaki teyzem de aynı kazada sizlere ömür. Annemi de öldü sanıyorlar, morga atıyorlar. Bir tek teyzemin nişanlısı kurtuluyor, arabayı kullanan o. Bunlar, yılbaşı geçirmek üzere İstanbul’a gelmiş, eğlenmişler; kaza, Gölcük’e dönüş yolunda olmuş. Aile perişan tabii. Dayım, cenazeleri almaya morga gidiyor. Tek tek cesetleri teşhis ederken, bir bakıyor ki annemim elleri hareket ediyor, “Bu yaşıyor! Çıkarın onu buradan! Hemen hastaneye yetiştirin!” diye bağırıyor. Annemi hemen ameliyata alıyorlar, kaburgalar birbirine girmiş, beyin de felaket vaziyette. Altı ay yoğun bakımda kalıyor ve bir mucize eseri kurtuluyor! Türk filmi gibi benim hikâyem…

Anneyle yakın mı büyüyorsun?

-Çooook. Benim için her şeyin en iyisini yapmaya çalıştı. Hâlâ çalışır.

Babasız büyümek seni nasıl etkiledi?

-Babalı büyümek nasıl bir şey bilmiyorum ki. ‘Baba figürü’ dayımdı. Anneannem bana çok baktı. Kalabalık bir ailede büyüdüm ve çok mahcup bir kızdım. Uzun hırkalar giyeyim, çarşının önünden asla geçmeyeyim…

Peki mankenlik ne alaka?

-Benim değil, annemin takıntısıydı. Benim mankenliğe ilgim filan yoktu. Ben şarkı söylerdim. En üst katımızda, Bedia Akartürk otururdu. Derdim ki, “Bu Sezen Aksu, bir gün Bedia’ya gelecek, merdivenlerden çıkarken benim sesimi duyacak ve kim bu güzel sesli kız diye tanışmak isteyecek!” Portmantonun önüne geçer, elime saç fırçasını alır, “Kolay olmayacaaak…” diye şarkı söyler, bekler dururdum. Tabii hiçbir zaman Sezen o merdivenleri çıkmadı. Sezen Aksu’ya da anlattım bunları sonradan, çok güldü…

Evde Soyu devam etmesin büyüsü buldum

Peki sonra?

-Annem, Yaşar Alptekin’e yazdırdı beni. Öyle öyle geliştirdim mankenlikte kendimi. Beni, direkt çamaşır defilesine çıkardılar! Hiçbir zaman kendimi çok güzel bir kadın olarak görmedim ama hep bir ışığım vardı.

Mankenlikten şarkıcılığa nasıl geçtin?

-Emral Abla sayesinde. Hülya’nın annesi. O zamanlar sadece popüler bir mankendim. Gazinolar için bir renk, o kadar. Hülya Avşar’la bir yere gidiyorduk, program 40 gün uzuyordu. Önce ben çıkıyordum, üç dört şarkı söylüyordum, sonra bir türkücü, sonra Hülya Avşar. Bütün o piçlikleri, fırlamalıkları, insan nasıl sinir edilir, sevgiliye nasıl stres yaptırılır, oralarda öğrendim. Hülya’nın ve Emral Abla’nın eli değdi bana. Emral Abla amiraldi, Hülya’nın bütün kadrolarını aldı. Büyük katkısı vardır hepimize, sonra bir albüm yaptım, bir tane daha, bir tane daha. Şarkılar tutunca, birilerine yaslanmak zorunda kalmıyorsun…

İLLA Kİ OLUYOR GÖRGÜSÜZLÜK

Bir sürü şey yaşadın ama yıkılmadın…


-Bilendim çünkü. Lise arkadaşlarıma, “Bu kız 10 sene sonra pop star olacak!” desen, hepsi gülerdi. O kadar pısırıktım. Annem, beni İzmit’in gençlerine emanet ederdi, “Allah aşkına, şu kızı alın da Galleria açılmış, oraya götürün, bir gösterin!” derdi. Çok yol kat ettim yani. Allah da yardım etti, doğru insanlarla karşılaştım. Gölcük’ten çıkmışım, feci yollara sapabilirdim, sapmadım.

Gösterdiğin kadar umursamaz mısın, yoksa derin yaralarını gizliyor musun?

-Yok ya, derin yaram filan yok. Hâlâ insanlar, “O şarkı ona mı, buna mı?” diyor. Geçiniz güzelim! Tabii ki üzülmüşümdür ama her acı bir gün bitiyor.

Geçmiş aşklarından birinde, gelinliğini bile almıştın ama adam gitti başkasıyla evlendi. Yıllar geçse de bilinçaltımızda bu hikâyeler duruyor. Acaba biz, seni ‘mağdur’ bulduğumuz için mi seviyoruz?

-(Gülüyor) Bu da iyiymiş, acıyorsunuz bana yani! Ama olabilir de. Neyse ne, yaşadığım her şey bana yaradı. Bütün geçmiş acılarıma teşekkür ederim. Onlar sayesinde, Demet Akalın oldum.

Şahane bir ‘avam’lığın var. Yanlış anlama, hepimizin var. Ama bizler, kurtulmaya çalışıyoruz. Sense, göstere göstere yaşıyorsun…

-Bu kadın olabileceğim aklımdan bile geçmiyordu. Tabii ki görgüsüzlük olacak, geçmişime ver…

Hangi adam içindi hatırlamıyorum, kocaman bir billboardla aşkını ilan etmiştin...


-Aaa ne var canım bunda! Kocam da benim için İstanbul’da TIR gezdirdi…

HER AYIN 23’Ü
Evde Soyu devam etmesin büyüsü buldum

E bu da ‘görgüsüzlük’ değil mi?

-Var diyorum görgüsüzlüğüm. Küçük yerden gelince, bu başarı, bu kadar büyük paralar… İllaki oluyor görgüsüzlük! Evet, bir sürü görgüsüzlük yaptım. Ama sürprizli görgüsüzlüklerimi yapmaya devam edeceğim. Allah’tan koca da benimle aynı kafada. Konsere mi ne gidiyordum, trafiğin ortasında arabadayım, kafamı bir kaldırdım, yanımda koca bir TIR duruyor, üzerinde dana gibi, “Seninle doğdum, seninle ölürüm, seni çok seviyorum karıcım!” yazıyor. “Aaaa manyağa bak!” dedim. Ama çok hoşuma gitti. Her ayın 23’ünde yapıyo ruz birbirimize böyle sürprizler. Kimi zaman, yüzük, küpe, seyahat de olur, hiç itiraz etmem!

Davranışların ve söylediklerin üzerine düşünür müsün?


-Keşke yapabilsem. Keşke mesela çenemi biraz tutabilsem…

Sen, kendini nasıl değerlendiriyorsun?

-Damarıma basılmadıkça, benden iyisi yok. Karışmam, bulaşmam kimseye. Ama kardeşim, benimle uğraşan da o kadar çok insan var ki. Bir tane daha Demet Akalın olmayacak! Anlasınlar artık bunu! Aranjörümü de alsanız, plak şirketime bilmem ne de yapsanız, klip yönetmeni de araklasanız, olmayacak! Bana şarkı yapan adamlar, onlara da yapıyor. Ama nafile! Çünkü bestecim benimle ayrı coşuyor, yönetmenim ayrı. Bunun sırrını bilmiyorum. Ben insanlarla samimi olmayı, kendi derdimi paylaşmayı seviyorum, ertesi gün de o dertler, bana şarkı olarak geri dönüyor…

Nasıl yani?

-Ersay’la yaşarız bunları. Anlatırım, “Kapıya dayandı, şöyle oldu, böyle oldu.” Ertesi gün, elinde bir şarkıyla gelir. Çünkü ben projelerin kadını değilim, hiçbir şeyi matematikselleştirmiyorum. Ama beni taklit edenler, “Aman Demet’le aynı stüdyoya gideyim!” diyor. Git de olmaz ki anam! 10 senedir aynı eşofmanla gidiyorum stüdyoya, böyle abuk sabuk uğurlarım var, aynı parçalanmış Ugg’larımı giyiyorum. Sen aynı enerjiyi nasıl tutturabilirsin ki?

AŞIRI KISKANÇ

Beni gerçekten seviyor. Sabahın köründe ilaçlarımı getirir. Baba gibi bakar, korur, kollar. Tek bir kusuru var, aşırı kıskanç. Gidip İstinye Park’ta Masa’da oturup et bile yiyemiyorum mesela, “Senin orada tek başına ne işin var!” diyor, kız arkadaşlarımla filan gitmemi de istemiyor. “Abi, Amerika’larda okumuşsun, yazık sana!” diyorum. Konserlere de benimle geliyor. Ben gündüzden gitmek istiyorum, dansçılarımla filan zaman geçireyim. “Bu dansçı arkadaşlarla samimiyeti biraz azaltmak lazım!” diyor. Başımın üstünde ama bazen kıskançlığı cozutuyor!

X