Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Eski Erdoğan, AB işini 2014’te tamamlardı…

Yeter ki, Türkiye reformlarını yerine getirme konusunda adımlarını atmaya başlasın. Yeter ki, Kıbrıs konusunda, Rum lider Hristofias’ın top dolaştırmasına rağmen, masaya somut ve cesur öneriler koysun. Hani Tayyip Erdoğan’ın ilk yılları vardı ya, işte öyle bir hava yakalanır ve Başbakan kafasına Türkiye’yi AB’ye sokma hedefini koyarsa, emin olun bu müzakereler 2014’te tamamlanır ve Türkiye engeç 2020’de Avrupa’da yerini alır. Bu gidişi ne Sarkozy, ne de Merkel durdurabilir.Yeter ki, Başbakan Erdoğan kararını versin.

Başbakan Erdoğan’ın eski günlerini özlüyorum...

          

Hani kılıcını eline alıp, yılların kemikleşmiş tabularını yıktığı, karşısına çıkan Haçlı ordularıyla kıyasıya savaşırmış gibi, kimseden çekinmeden HAYIRCILARIN arasına daldığı yıllar var ya, işte o dönemdeki Erdoğan’ı arıyorum.

          

O cesur adam gitti, şimdi kendine özgü dengeler oluşturan ve onları idare etmeye çalışan bir Başbakan geldi.

          

Eğer o eski lider, bugünlerde hala o eski alışkanlıklarını sürdürüyor olsaydı, emin olun Türkiye 2014’te AB ile müzakereleri tamamlar ve 2020’de de en geç tam üyelik koltuğuna otururdu.

          

Nasıl mı ?

          

Bakın söyleyeyim ve tartışalım.

          

Bugün Türkiye ile müzakerelerin yavaşlamasının iki nedeni var:

 

-       İlki, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs gemilerine Türk limanlarının açılmaması.

-       Diğeri de, başta Fransız Devlet Başkanı Sarkozy’nin kendine özgü politikaları olmak üzere, Alman Başbakanı Merkel ve Avusturya’nın direnişi.

 

Eğer yakından incelenecek olursa, yukarda sayılan iki neden de, müzakereleri belirli oranda etkileyebiliyorlar. Müzakerelerin yavaşlaması için adeta sathi bir engel oluşturuyorlar.

 

AB İLE MÜZAKERELERİN YAVAŞ GİTMESİNİN TEMEL NEDENİ, TÜRKİYE’NİN GÖNÜLSÜZ DAVRANMASI, AVRUPADAKİ DİRENİŞİ ÖZÜR GÖSTERİP GEREKEN ADIMLARI ATMAMASIDIR.

 

Türkiye-AB katılma müzakerelerinin yavaşlamasının asıl nedeni, Ankara’nın gönülsüzlüğüdür.

 

Başbakan kararını versin, gerçekten hedefe kilitlensin ve reformları ardı ardına gerçekleştirmeye başlasın, yukarda saydığım engellerden hiçbiri dayanamaz.

 

Bakın nasıl olur, anlatayım.

 

Türkiye, halen müzakere edebileceği başlıklarla ilgili “açılış kriterlerini”dahi tamamlamaya yanaşmıyor. Hele bir bunlardan adım atarak hızlansın, bürokrasiyi hareketlendirsin, yasalar ardı ardına TBMM’den geçmeye başlasın, bakın o zaman Sarkozy-Merkel direnişi sürdürülebiliyor mu?

 

Hadi yine direndiler diyelim ...

 

Erdoğan eskisi gibi davranıp açsın Kıbrıs dosyasını...Top dolaştıran Rum lider Hristofias’ı (Annan planında Papadopulos’u yaptığı gibi) şaşırtan önerilerle ortaya çıksın. Rumları köşeye sıkıştırsın. Masaya reddetmeleri güç çözümler koysun, bakın o zaman Avrupa hala 8 başlığı askıda tutabiliyor mu ?

 

Hadi yine direndiler diyelim...

 

Bizim 2002-2005 döneminde tanıdığımız Erdoğan, Kıbrıs için dondurulan 8, Sarkozy’nin dondurduğu 5 paragrafı alsın ve bu paragraflara uyum için gereken kararlarını tek yanlı olarak versin, bakın o zaman Avrupa dayanabiliyor mu?

 

TÜRKİYE’NİN SORUNU, SARKOZY’İ DEĞİL, KENDİNİ AŞABİLMEK.ERDOĞAN ESKİ GÜNLERİNE GERİ DÖNEBİLSE, ANKARAYI KİMSE DURDURAMAZ.

 

Sarkozy, haklı olarak kendi ülkesinin çıkarlarını kolluyor.

 

Türkiye üzerinden iki aşamalı bir pazarlık yapmaya ve Türkiye’ye yeşil ışık yakabilmek için iki defa hem AB, hem de Türkiye’den ödün elde etmeye hazırlanıyor.

 

Bakın göreceksiniz...

 

İlk pazarlığını, elinde tuttuğu 8 paragrafı bırakma zamanı gelince yapacak.

 

İkincisini de, Tam Üyelik kapısından geçilirken.

 

Ne isteyeceği ve en elde edeceği, ogünler gelince şekillenecektir. Ancak Sarkozy, her koşulu yerine getirmiş bir Türkiye’yi sonsuza kadar engellemez, engelleyemez...

 

Bugüne kadar tüm katılma müzakereleri ortalama 6-7 yıl sürmüştür.

 

Hadi, Türkiye’ninki biraz daha uzun sürdü diyelim, Ankara bugün hareketlendiği taktirde bu müzakerelerin 2014- 2015 ’te tamamlanabileceği, AB Komisyonu koridorlarında kabul edilen bir gerçektir.

 

Bunun üzerine, üye ülke parlamentolarında onay ve bazılarındaki referandum zorunluğunu ekleyin, 2020’de, yani, Cumhuriyetin 100 üncü yıldönümünde, Türkiye Avrupadaki yerine oturabilir.

 

Bu bir rüya değildir.

 

Yeter ki, Erdoğan o bizim eskiden tanıdığımız Erdoğan olsun...

X