Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Eski dersler

Hadi ULUENGİN

Bugün açıklamak için dünü bilmek zorundayız. Yarını sağlam zeminde inşa edebilmek için de dün ve bugünün tecrübelerinden dersler çıkartmak zorundayız.

Yukarıdaki ilke Türkiye-AB ilişkileri açısından da geçerlilik taşıyor.

Çünkü, Avrupa ile yaşamakta olduğumuz derin kriz gökten zembille inmedi.

Ankara'nın son çeyrek yüzyıldır uyguladığı yanlış stratejide hayat buldu.

Bunun sorumluluğunu da biri Cumhurbaşkanı, diğeri Başbakan Yardımcısı, bir diğeri de Ana Muhalefet lideri sıfatıyla hala ülke kaderine hükmetmekte olan Demirel, Ecevit ve Erbakan üstlendiler. Her üçü de vebal altına girdiler.

Bu makalede, bugünü açıklamak için düne kısa bir dönüş yapacağım.

* * *

TÜRKİYE - AB ilişkilerinin dönemeç noktası Yunanistan'ın Ortak Pazar'a tam üyelik başvurusu yaptığı 12 Haziran 1975 tarihidir.

Her darbede tıpış tıpış yelken mayna eden bizim politikacıların tersine Albaylar Cuntası döneminde Paris sürgününe giderek aktif muhalefeti seçmiş olan Konstantin Karamanlis, faşist yönetimin devrilmesinden sonra Atina'da iktidara koltuğuna yerleşir yerleşmez, Fransa Cumhurbaşkanı Giscard d'Estaing' le kurduğu yakın dostluğa dayanarak Topluk'a üyelik müracaatı gerçekleştirdi.

Bunun kabulü Ankara için Brüksel'e ipotek konulması anlamına geliyordu.

Nitekim, o sırada Türkiye'nin AET nezdindeki Daimi Temsilcisi olan Tevfik Saraçoğu bunun derhal farkına vardı şu tarihi telgrafı Ankara'ya yolladı:

‘Ali menfaatlerimiz yirmi dört saat içinde üyelik başvurusu gerektirir’.

* * *

SARAÇOĞLU olayın bam telini yakalamış ve çok öngörürülü davranmıştı, çünkü Türkiye'nin de Atina'yı izlemesi durumunda Topluluk'un iki alternatifi vardı:

Ya müracaatları aynı anda işleme koymak veya beraber reddetmek.

Başka bir şey düşünülemezdi, zira şimdinin tamamen tersine, başta Almanya Başbakanı Helmut Schmidt AET liderlerinin büyük bölümü Yunanistan'ı Brüksel'de görmek istemiyorlardı. Zaten Bonn da Ankara'yı diplomatik yoldan uyarıyordu.

Ne var ki kaç yirmi dört saat nihayete erdi ve Milliyetçi Cephe Başbakanı Demirel oralı olmadı. Cephe ortağı Erbakan da Ortak Pazar'a beddua yağdırdı.

Dolayısıyla atı alan Üsküdar'ı geçti ve ABD'nin Federal Almanya üzerindeki yoğun baskısı ertesinde Schmidt Atina adaylığını kabullenmek zorunda kaldı.

Demirel-Erbakan kısırlığı kapının daha bu tarihte kapanmasına yol açtı.

* * *

MİLLİYETÇİ Cephe gitti Bülent Ecevit geldi, CHP hükümeti Türkiye'nin AET'ye karşı olan bütün yükümlülüklerini tek taraflı olarak dondurdu.

Ama sanki bunu yapan kendisi değilmiş gibi aynı AET'den tam sekiz milyar dolar yardım istemekte beis görmedi. Bu çelişki Brüksel'de alay konusu oldu.

Ecevit gitti 2. Milliyetçi Cephe geldi, dönemin Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen Yunanistan üyeliğinin kesinleştiğini görerek Atina vetosunu engellemek için son şans girişiminde bulunmayı ve üyelik başvurusu yapmayı kararlaştırdı.

Ortak Pazar'a lanet savuran Erbakan yine köpürdü ve dikkatinizi çekerim, Bülent Ecevit'in de dışarıdan desteklediği gensoruyla Erkmen'i düşürdü.

Demirel dışişleri bakanını harcamakta zerre kadar tereddüt göstermedi.

Açıkçası, bugün Ankara'da hala köşe başlarını tutmakta olan her üç lider de Türkiye'nin Avrupa'da Lüksemburg duvarına toslamasına zemin hazırladılar.

Daima kısır iç politika kaygılarından yola çıktılar ve geniş ufuklu bir dış siyaset yakalayamadılar. Küçük hesaplarıyla büyük yanlışlara sürüklediler.

* * *

BUGÜNÜ açıklamak için dünü bilmek zorudayız. Yarını sağlam zeminde inşa edebilmek için de dün ve bugünün tecrübelerinden dersler çıkartmak zorundayız.

Dileyelim ki artık bu dersler çıkartılabilsin ve Başbakan Mesut Yılmaz eski üç selefinin yanlışlarını tekrarlamak yanılgısına düşmesin.

X