Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ermeniler’den gol yedik...

Prof. Halaçoğlu ile Ara Sarafyan toplantısının iptali, bizim bazı belgeleri göstermek istemememizden kaynaklanmış. O zaman, bu adamları neden davet ediyorsunuz?

SABAH Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’nın dünkü köşesinde okudum.

 

Ermeni iddialarını içeren en önemli kitaplardan biri sayılan Mavi Kitap’ın yazarı Ara Sarafyan ile TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu bir araya gelecekler ve Ermeni iddialarını tartışacaklardı. Karşılıklı belgeler ortaya koyacaklar ve ilk defa Türk ve Ermeni tarihçiler, belgelerle görüşlerini ispat edeceklerdi.

 

Çok heyecanlanmıştım.

 

Genelde Ermeniler, bu tip toplantılara katılmazlar, ”Zaten dünyaya soykırımı kabul ettirdik. Şimdi bu dosyayı neden açalım” derlerdi. Sarafyan’ın adımı bu açıdan son derece önemliydi. Özellikle, Türkiye’nin ”Bu sorunu tarihçilere bırakalım, tarihçiler buluşsunlar ve tartışsınlar” şeklindeki girişimini de hayata geçirebilecek ilk adımdı.

 

Sonra birden bire bu toplantının iptal olduğu söylendi. Prof. Halaçoğlu bir basın toplantısı düzenledi ve AGOS Gazetesi’ndeki ”Ermeni diasporasının bu toplantıya tepki gösterdiğine” dair bir habere dikkat çekip, Sarafyan’ın gelmekten vazgeçtiğini açıkladı.

 

Şimdi Fatih Altaylı’dan öğreniyoruz ki, toplantının iptal gerekçesi farklıymış. Meğer Prof. Halaçoğlu bazı belgeleri göstermeyi ve arşivleri herhangi bir kısıtlama olmadan açmayı kabul etmemiş.

 

Oldu mu şimdi!..

 

Eğer belge göstermeyecekseniz neden ortaya çıkıyorsunuz? Hangi belge ve arşivlerin açılacağı konusunda tam bir anlaşmaya varmadan, böyle bir toplantıyı neden örgütlüyorsunuz? Yapamayacağınız, altından kalkamayacağınız bir girişimi neden başlatıyorsunuz?

 

Türkiye, zaten handikaplı olduğu bir alanda yeni bir gol yemiştir. Bundan sonra kimse, Türkiye’nin ”gelin, tüm belgeleri, tüm arşivleri açalım ve tarihçileri tartıştıralım” lafına inanmayacaktır.

 

*                               *                               *

 

HANGİ HUKUKTAN SÖZ EDİYORUZ?..

 

Beykoz Belediye Encümeni, 3’e karşı 4 oyla Acaristanbul’un yıkılmasına karar verdi.

 

Büyük bir komedi oynandı.

 

Yıllardan beri, Acaristanbul’un yapımı sürüyor. Tüm izinleri veren makam Beykoz Belediyesi. İnşaat yıllardır devam ederken kimse sesini yükseltmiyor. Sonra aniden, Çevre Bakanlığı Acaristanbul felaketini keşfediyor. ”Vay efendim, bu ne biçim iştir” deyip, olayı Danıştay’a taşıyor.

 

Karar: Yıkılsın.

 

Ne eski, ne de yeni belediyeler kıllarını kıpırdattılar. Çok öncelerdenbaşlayarak, bugüne kadar yaptıkları tüm usülsüzlükler görmezden gelindi. Arada alınan mahkeme kararları unutuldu.

 

Beykoz Belediye Encümeni üstüne öylesine bir baskı yapıldı ki, sonunda karar çıktı.

 

Şimdiden söylüyorum, Acaristanbul’da eğer bir yolsuzluk var ise, bunu düzeltmenin yolu 142 villanın yıkımı değildir.

 

Göreceksiniz, orada korkunç bir hayalet kent kalacak. Bölge savaş alanına dönecek. Başta yanlış yaptık, yolsuzluk yaptık, yakalanınca da en kötü yöntemle harekete geçiyoruz.

 

Sonra da, Türkiye’nin hukuk devleti olduğunu iddia ediyoruz.

 

Hadi canım sizde...

 

*                               *                               *

 

SON DESTEKÇİMİZ DE SİYASETİ BIRAKIYOR

 

Bazılarımız için,Fransız Devlet Başkanı Chirac Türk düşmanıdır. Ermeni sorunundaki tutumu, AB sürecinde aldığı bazı kararlar tepkiyle karşılandı, yerden yere vuruldu. Olsa, Chirac gerçek bir Türk dostuydu. Türkiye’nin stratejik değerini en iyi bilen Avrupalı liderlerin başında geliyordu. Ona haksızlık etmemeliyiz.

 

Eğer Chirac, siyasi risk alarak, Türkiye’yi desteklememiş olsaydı, Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi kararı çıkmazdı. Chirac, Fransız kamuoyundaki tepkilere ve Sarkozy’nin tüm baskısınarağmen, müzakere sürecini başlattı. Eğer itiraz etse, ne Alman ne de İngiltere’nin, böyle bir tarihi almaya gücü yeterdi. Bana bizzat Almanya’nıneski başbakanı Schröder anlattı. ”2003 yılında eğer Chirac bana tam destek vermeseydi, Türkiye’ye tarih veremezdik” dedi.

 

Fransız Devlet Başkanı, en zor işi başarıp Türkiye’ye yeşil ışık yakılmasını sağladıktan sonra iç politika baskısı altındakaldı. Bizim tepkigösterdiğimiz kararlara imza attı. Her politikacı gibi, bunları yapmak zorundaydı. Yine de, ne olursa olsun toplum olarak Jacques Chirac’a bir teşekkür borcumuz var. O, Fransa ile Türkiye arasındaki, belki de son bağ idi.

 

Chirac’ın gidişiyle, Türkiye’yi destekleyen eski dörtlüden sonuncusu da sahneden ayrılmış oldu. Alman Schröderve İtalyan Berlusconi’nin dönemleri kapandı. İngiliz Blair’in etkisi bitti.

 

Türkiye bundan böyle, Avrupa’nın fırtınalı denizinde tek başına yelken açacak. Bizi limanına kabul edip, destek verecek kimse yok.

 

Bundan böyle işimiz daha da zorlaşacak.

X