Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ergenekon makası; Kimin kumpası?

Şırnak’ta –galiba sınır ötesinde- ve Dersim dağlarında son zamanlarda operasyonları yürütenlerin, “ıslak imzalı” Ak Parti’yi bitirme planlarında, Ergenekon sürecinde rol alanlar olduğuna dair haberler yayılıyor, kuşkular oluşuyor.

“12 PKK’lı ölü”, belki de genç bedenleri üzerinden yeni bir uyanıklığa yol açacaklar. Seçim arefesinde, seçim ve sonrası üzerindeki “kumpas”ı, belki, daha net görebileceğiz.

Türk merkez medyasının ve dolayısıyla kamuoyunun, ülkemizin doğu ve güneydoğusuna ve Kürt halkına duyarsızlığı ve “sorun”a ilişkin hala akıl almaz bilgisizliğinden söz eden dünkü yazıyı yazdığım sırada, İstanbul’un ortasında Taksim’de ve Tarlabaşı’nda “12 PKK’li ölü”nün tetiklediği olaylar patlak vermemişti.

Bölge ayaktaydı yazımı yazdığım sırada ama henüz cenazelere ulaşılamamıştı bile. Bu yazıyı dün sabaha karşı yazarken, İstanbul’un orta yeri önceki gün birbirine girmiş durumdaydı ve cenazelerden biri Şırnak’ta büyük bir topluluk tarafından toprağa verilmişti bile.

Bir diğeri,memleketi Batman ve Bitlis üzerinden geçirilerek Malazgirt’te defnedilmek üzere Şırnak’tan yola çıkarılmıştı. Cizre’de binlerce kişi cenazeyi bekliyordu.

Başka binlerce kişi, Bingöl’e götürülecek diğer cenazeyi Diyarbakır’da karşılamıştı.

Vatandaşlarımızın binlercesi ülkemizin bir köşesinde, her gün bu cenazelerde “Şehit Namirin” yani “Şehitler Ölmez” diye bağırıyor. Bağırdıkları, devlet ve medya terminolojisine göre “teröristler”.

Onlara “şehit” muamelesi yapan ise, bu ülkenin vatandaşları. Halk. Bölge halkı.

Bölge halkı “terörist” olamayacağına göre, böyle haykırmalarının bir sebebi olmalı.

“Bir kısım” devletimize göre, onlar yani öyleleri, “kandırılmış vatandaşlar”.

Ama şu sorunun cevabı olduğu yerde duruyor: Nasıl olabildi de, koskoca devlet, bunca yıldır bazı vatandaşlarımızın kandırılmalarının önüne geçemedi? Onları “doğrulara” ikna edemedi?

“Örgüt”ün vatandaşı sindirme gücünden söz etmeyin sakın. NATO’nun ikinci büyük ordusundan daha güçlü bir örgüt mü var?

Bu gerekçeler geçerli olamayacağına göre, ortada yanlış bir şey var. Hem de kocaman bir yanlış. Yıllardır sürdürülen bir “devlet politikası yanlışı” var.

Medya’nın Taksim’le imtihanı

Sebebi basit, sevseniz de sevmeseniz de; beğenseniz de beğenmeseniz de koskoca gerçek ortada duruyor: Devlet, Kürtleri “eşit vatandaşlar” olarak görmek istemiyor. Kürtleri, bu ülkenin “eşit” insanları saymamakta direniyor.

Merkez medya, genel çizgileri itibarıyla omurgasını askerin oluşturduğu “devlet”in dilinden başka dile dili dönmediği için yıllardır kamuoyunu kötü ve yanlış biçimde oluşturuyor veya hiç oluşturmuyor.

Önceki gün, koca medyanın ve Türk kamuoyunun, ülkenin bir bölgesinde yaşanan anormal ve olağanüstü duruma inanılmaz duyarsızlığından ve vurdumduymazlığından yakınıyordum.

Dün durum değişmişti tabii. Taksim, muharebe alanına dönünce, “Güneydoğu manzaraları” gelince medyada “12 PKK’lı ölü”yü sayfalarına taşıdı. Bölge karışmış olsa da,

Kürtlerin, kendilerini Türk kamuoyunun dikkatine ölerek ya da vuruşarak getiremiyorlarsa, ciddi sıkıntıdayız demektir.

Bu “sorun”dan kaçmak da mümkün değil. Diyarbakır’, Van’ı, Hakkari’yi işitmek istemeseniz, duyarsız kalsanız, onyılların devlet dilinden başkasına diliniz dönmese bile, “sorun” sizi izler, İstanbul’un ortasında yakalanırsınız.

Yarın Ankara’da TBMM’de de yakalanacaksınız.

Seçim sonrası “dizaynı”na doğru

Zaten, giderek tırmanan “şiddet kısır döngüsü”,büyük ölçüde bununla yani işin “TBMM boyutu” ile ilgili.

Bu TBMM “yeni anayasa”yı yapacak olan TBMM ise, “yeni anayasa” sivil ve demokratik olma ihtimali taşıyorsa, seçim arefesinde Türkiye’yi kana bulayarak seçim sonrası Türkiye’sini rehin alma girişimi bu olan-biten.

12 Eylül (2010) referandumuna birkaç gün kala, Hakkari dağlarında mağara basıp PKK’lı öldürenler, 12 Haziran (2011) seçimlerine bir ay kala Dersim dağlarında “terörist avı” başlattılar.

Dersim’de, Şırnak’ta, Hakkari’de “öldürecek terörist” buluyorlar da, ta Kastamonu’da Başbakan konvoyuna pusu kurup polis şehit edenleri üç haftadır bulamıyorlar.

Ak Parti hükümeti kendisine kurulan tuzağı göremiyor mu dersiniz? Yoksa, seçim arefesinde askeri operasyonları kontrol altına alacak gücü mü yok?

Peki, BDP çevreleri, bu operasyonların ardında hükümetin olduğuna gerçekten inanıyorlar mı? İnandıkları için mi hedefi şaşırıp, etkiledikleri kitleleri “Katil Erdoğan” diye bağırttırıyorlar?

Abdullah Öcalan’ın, taktik anlayışlarına ağır eleştiriler yönelten son iki haftadaki açıklamalarını da mı anlamadılar yoksa?

“Ergenekon makası” hem Ak Parti’yi, hem BDP çevrelerini kesmek için imal edilen bir makas. Makasın birer ucunu birbirlerine saplamak için müthiş bir enerji harcayan bu iki çok önemli siyasi organizması, kimin kumpasına geliyor acaba?

X