Enis Berberoğlu: Polis devletinden Avrupalı polise

Enis BERBEROĞLU
Haberin Devamı

TÜRK medyasının, eşcinsel gemisinin Kuşadası'nda gördüğü kaba muamele karşısında sergilediği tepki iki ana eksende gelişti.

Meseleyi insan hakları çerçevesinde ele alanlar azınlıkta kaldı, turizm gelirlerine dönük tehdide vurgu koyanlar çoğunluktaydı.

Her ne kadar dün bu köşede kullandığımız ‘‘farkın zenginliği’’ ifadesinden kastımız turist uğrayan dükkánın yazar kasasının çalışması değilse de yine de şükür. Hiç değilse insan hakları ve ekonomik zenginlik arasındaki bağ sonunda o malum kafaya da dank etti.

* * *

Zaten bakmayın siz gündem kaosuna...

İki mecburi istikamet tabelası değişmedi. Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefi ve yürürlükteki ekonomik program.

Hiçbir taktik adım, stratejik pencere, hamasi duygu veya korku bu hedeflerin üstünde değildir.

Gerçi bu gerçeği belki bazı medya mütefekkirleri henüz anlamadı, ama Türk polisi farkında.

Masamızda birkaç gündür 648 sayfalık bir dergi duruyor. Tuğla kalınlığındaki bu yayının adı ‘‘Polis Dergisi, 155. Yıl Özel Sayısı’’. İçinde 75 makale var. Yani tam bir mesleki yayın.

Karıştırırken ‘‘Avrupa Birliği sürecinde polisin rolü’’ başlıklı makaleye rastlıyoruz. Polis Akademisi öğretim üyesi Dr. Mehmet Özcan imzalı makalede, insan hakları ihlallerinin Avrupa hedefi açısından yarattığı sakınca son derece açık dille anlatılıyor:

‘‘... Bu ihlaller Teşkilat bünyesinde çalışan herkes tarafından bilinen gerçeklerdir. Üzerinde durmamız gereken konu bu uygulamaların Türkiye'nin AB yolunda büyük bir engel teşkil etmesidir. Teşkilat mensuplarının AB süreci konusunda aydınlatılıp bu ihlallerin sadece bireylerin haklarının ihlali ile kalmayıp ülkenin dış politikasını da ciddi olarak etkilediği gerçeğinin açık bir şekilde anlatılması gekerir. AB süreci, Türk polisinin bu sürece olumlu katkısı sağlanmadıkça tamamlanamayacaktır.’’

* * *

Polis devletinden Avrupalı polis statüsüne geçişte uyulması gereken ilkeler öyle pek karmaşık sayılmaz. Mehmet Özcan, makalesinde birkaç politika dışı örnek sıralamış:

1) Eve karakol kurma: Örneğin aile babası sanık ve aranıyor. Eşi ve çocuklarıyla temasa geçmesi ihtimaline dayanılarak polisler eve yerleşiyor. Sadece sanık değil, tüm aile ceza görüyor, eğer varsa küçük çocuklar olumsuz yönde etkileniyor, komşuların aileye bakışı değişiyor.

2) Medyatik baskın: Gece kulüplerine TV kameraları eşliğinde yapılan baskınlarda spot ışıklarına yakalananlar yargısız infaza uğruyor, özel yaşamın dokunulmazlığı ilkesi ayaklar altına alınıyor.

3) Huzur operasyonları: Yollar kesiliyor, yüzlerce kişi aranıyor, kuşkulu olanlar gözaltına alınıyor. Ama her operasyonda gözaltına alınanların sadece yüzde 10'unun suça karıştığı ortada. Dolayısıyla Özcan'ın ifadesiyle, ‘‘ceviz kırmak için balyoz kullanılıyor.’’

* * *

Mesele sadece bu makalenin içeriği değil, yazarının duruşudur. Yüzünü Avrupa'ya çeviren polisten kimsenin korkmasına gerek yoktur.

KARŞI GÖRÜŞ-KATKI

‘‘Başlattığınız ‘Karşı Görüş-Katkı' uygulaması, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmada eşsiz yeteneğimizi bir kez daha sergiliyor. Kafaların bu kadar karışık, düşünce akışının bu kadar şizofrenik olduğu bir ülkede işler tabii ki zor olacak.’’

(M.A.A)

‘‘Artık, birinci sırada millet, yani bireyler var. Devlet her türlü konumuyla sadece bireylerin mutluluğuna, ortak bir kontratla ve uzun vadede hizmet etmek için var. Devlet denen kurumun öncelikle korunması gereken bir amaç olduğu günler bitti. Sadece bir araç.’’

(H.T.T)

Yazarın Tüm Yazıları