Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

En güzeli eşeği eşeğin kendisine emanet etmek

Geçtiğimiz hafta Kadir Çöpdemir, NTV’de yayınlanan, her programda bir başka konunun sokak röportajları eşliğinde ele alındığı Gerçeğin Ta Kendisi’nde, ‘aileye erken veda’ başlığı altında sorup soruşturmakta...

Elinde mikrofon, her zamanki çelebi tavrıyla gençlere, annelere, babalara, ebeveyn evinin terkiyle ilgili sorular yöneltiyor.

İlkokul çağlarındaki kızının elinden tutmuş, 18 yaşında bir de erkek evlat annesi olan, ‘modern’ görünümlü bir kadın, ‘şu andaki sosyal şartlar eskisi gibi olmadığı için’ çocukların evden ayrılma fikrine kesinlikle sıcak bakmadığını, bakmayacağını söylüyor.

N’olur n’olmazmış; hayat şartları eskisi gibi değilmiş, kötülük kol geziyormuş, bunun hırlısı varmış, hırsızı varmış, uyuşturucusu varmış; oğlunun ayrı eve çıkması ihtimálinden korkarmış...

Peki kızı büyüyünce erkek arkadaşıyla birlikte yaşamak istediğini söylerse?

Daha neler tonunda: Yoook, olmazmış, olamazmış...

Kendi tabiriyle halkın sesini duyurmak açısından bir nev’i ‘viyadük’ işlevi gören Çöpdemir, ‘Siz eskiden böyle bir şey yapmayı hiç düşünmüş müydünüz?’ diye soruyor bunun üzerine. Düşünmemiş... Düşünseymiş ne mi olurmuş? Herhálde kıyamet koparmış...

Eskiden böyle bir şey söz konusu bile olamazdı, şimdilerde de zaman kötü...

Öyle mi dersiniz?

Ebeveyn gözüyle baktığınızda, zaman, her zaman kötü olabilir mi?..

Ben tabiri caizse serbest büyüyen bir çocuktum. Ailem, pek çok arkadaşımın ailesinden daha anlayışlıydı. Evde; ‘Evladım, ne yaparsan yap ama bizim gözümüzün önünde yap’ mentalitesi hakimdi. Buna rağmen, tek başıma eve çıkma arzusu bende, neredeyse ilkokul çağlarımdan itibaren takıntı hálindeydi... 18 yaşımda, üniversiteyle birlikte, başka bir şehre, ayrı bir eve taşındım. O günden beri de -aradaki bir sevgiliyle birlikte yaşama denemesi haricinde- yalnız yaşarım.

Çocukken kurduğum yalnız yaşama fantezileri bambaşka bir manzara arz ederdi. Güya, benim kuracağım, anneme dudak ısırtacak düzen gibi bir şey görülmeyecekti. Gelin görün ki ev idaresi konusunda benden daha beceriksiz birini tanımış değilim. 15 sene oldu, hálá faturalarımı topluca, anca hacze macze düşünce, heyula gibi bir ceza refakatinde öderim. Hálá tek başımaysam, yemeği ya dışarıdan söyler ya da çikolata ya da bisküviyle geçiştiririm. Hálá ütüyü beceremediğim için buruşuk kıyafetlerle gezerim.Yanisi, şu 15 sene içinde taşındığım 11 evin bir tekini bile fırından yeni çıkmış kurabiye kokutabilmiş değilim...

Hayat gailesine düştüğüm şu 15 senede saçıma aklar düştü. Ülsere doğru emin adımlarla ilerliyorum. Kimi zaman sokaktan gelen seslerden dolayı korkudan yataktan kalkıp ışıkları yakıyorum.

Allah biliyor ya, çok zaman dudaklarımı çocuk gibi büzüp, gözyaşlarımı içime akıtarak inliyorum: ‘Annemi istiyorum!’

Bununla birlikte, zamanı 15 yıl önceye saracak olsanız, yine de ana-baba evinden topuklarım kıçıma vura vura koşarak uzaklaşacağımı biliyorum.

Kimilerine soracak olursanız, neredeyse deli cesaretiyle yaşayan bir tipim. Ancak bana soracak olursanız, onca zamandır yalnız yaşıyor olmaktan gelen, doğal, kendiliğinden bir temkine sahibim... Hatta abartılı bir tabirle kendimi, uzun bir eğitimden geçmiş, profesyonel bir şehir komandosu bile addedebilirim.

Cansever, Ata’nın kendileriyle birlikte Adana’ya gitmesi için Semra Hanım’a gitmiş, izin almış. 25 yaşında bir adamdan söz ediyoruz.

Gamze Özçelik deseniz, bırakın son zamanlarda verdiği ‘Ben vallahi namusluyum’ beyanatlarını, basında yer alan gelmiş geçmiş hemen tüm röportajlarında geçen bir konu, ailesiyle birlikte yaşıyor oluşu...

Yanlış anlaşılma olmasın: Ben de yarın bir gün, bir köşede, ağzı alkol kokan bir şekilde ölü bulunabilirim.

İnsan dediğiniz karpuz değil ki kıçını koklayıp iyisini kötüsünü ayırt edebilesin: Ben de yarın bir gün yanılıp-güvenip koynuna girdiğim bir eski sevgilinin haysiyetsizliği neticesinde kendi görüntülerimin, iradem haricinde internetteki bir porno sitesinde yayınlandığını görebilirim.

İnsanlık háli... Dünya háli... Yazgı...

Ama insanlık şimdilerde daha kötü değil. Eskiden daha iyi olmadığı gibi... Zaman, hep aynı, kendi seyrinde akan zaman... Her zamanki gibi: İzafi...

Demem o ki, aileyle birlikte yaşamak, insanı olacaklardan korumayabiliyor, koruyamayabiliyor. Hele ki ‘Bizim evin kanunları vardır’ despotluğu, yasak delmeye dair arzudan gayrı hiçbir şey doğurmuyor. İnsanın bir şey yapacağı varsa, onu kapı aralığında tek ayak üstünde de yapıyor.

Zaman, kendi seyrinde akıp giderken, değişmeyen tek bir şey varsa, insanın, özellikle de ebeveynlerin kendini kandırma konusundaki sarsılmaz yeteneği...

‘Saldım çayıra Mevlám kayıra’ şeklinde takılınsın demiyorum. Ama eşeği sağlam kazığa bağladıktan sonra da Allah’a emanet emekten başka şans da yok.

En güzeli, eşeği, eşeğin aklına güvendiğin için eşeğin kendisine emanet etmek...

‘Sağlam’ dediğiniz, doğruyu yanlışı ayırt edebilme yetisi aşılamak olsa gerek...

Yoksa ne kazıklar gördük, fırtına üflemeyegörsün, havada, vızıldayan oklar gibi uçuşuyor...

‘Viyadüğe’ dönecek olursak... Gerçeğin Ta Kendisi’nde yaptığı röportajların arasında kendi düşüncelerini de o dalgacı, bilge üslubuyla ifade eden Kadir -ki o da 18 yaşında üniversite okumak üzere ebeveyn evinden göçenlerden- Çöpdemir’in dediği gibi: ‘Yalnız yaşamanın faydasını gördüm mü gördüm... Ama efen’im, kimse patatesi annem gibi kızartmıyor...’

O yüzde 98’den benim katkımın çıkarılmasını arz ederim

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fatih Altaylı’nın karşısına geçip ev sohbeti tonunda ondan, bundan, şundan dem vurduğu Teke Tek’te, Türk basın ve medyasının ahvaline de değiniyor. Konu Ata Türk’ün cenazesine geliyor ve konunun içinden yine o sinirsek ‘yüzde’ muhabbeti geçiyor: ‘Yüzde 98’i Müslüman bir toplumda...’

Ben, nüfus cüzdanımda kan grubu hanesinin boş olduğuna sanırım 20’li yaşlarımda falan uyandım. O zamana dek kaç tane nüfus cüzdanı değiştirmişim. Kan grubumu da biliyorum üstelik... Gelin görün ki cüzdan yenilerken rast geldiğim tek bir memur da ‘Kardeşim sen kan grubunu biliyor musun?’ diye sormamış. Allah muhafaza kaza maza geçirsem, cüzdandan çıkan kimliğe bakıp, kan grubumun ne olduğunu anlamaları mümkün değil. Bunun yanında, cüzdanın din hanesinde doğduğum günden beri ‘Dini: İslám’ yazıyor. Doğarken bana sormadılar. Bugün sorduklarında ‘Sana ne’ derim.

Neye inandığımın ve ne şekilde ibadet ettiğimin hesabını kimseye verecek değilim.

Yine Allah muhafaza, yarın ölsem, ahrette nüfus cüzdanıma bakılmayacağından da eminim.

Ama işte: İstatistiklere göre, yüzde 98’e dahilim...

Göztepe Parkı’na cami dikilmesini istemiyorum. Bu ülkenin vatandaşı bir İstanbul sakiniyim.

Ve Başbakan’ın caminin inşasıyla ilgili olayı abartmakla suçladığı basından ziyade, bu ülkenin bir ferdiyim. Adım başı malzemesinden çalınmış modeli ucubik bir camiye rastladığınız şehr-i cihanda, camiden ziyade, parka ihtiyaç duyulduğuna kaniyim.

Eğer her abuk icraat için o yüzde 98’e güveniliyorsa istatistiki açıdan, o yüzde 98’den kendi mütevazı katkımın çıkarılmasını arz ederim.
X