Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Eğitim yasası, vakit geçirmeden düzeltilmeli

OKULLARIN açılmasına az bir süre kala eğitim tartışmaları yeniden alevlendi. Tartışmaların odağında iki konu var: 1. Okula başlama yaşının düşürülmesinin nasıl uygulanacağı; 2. Pekçok okulun daha ne kadar talep olacağı bile bilinmeden imam hatip ortaokuluna çevrilmesinin getirdiği fiziki derslik sıkıntısı.

Önce okula başlama yaşı...
Daha zorunlu eğitimi dört eşit parçadan oluşan 12 yıla uzatan yasa teklifi görüşülürken bu en ateşli tartışmanın konusuydu ve bence yasaya bu bakımdan yapılan itirazlar haklıydı.
Doğrusu, zorunlu eğitimi 12 değil 13 yıl yapmak ve ilk dört yılın öncesine 1 yıllık ana sınıfını eklemekti. Ana sınıfına zorunlu başlama yaşı 66 ay olabilirdi.
Türkiye, uzun yıllardır ‘Yedi çok geç’ diye kampanyalar yaparak ana sınıfı uygulamasını yaygınlaştırmayı başarmıştı. Bu kazanımların ne kadarının kaybedildiğini yakında göreceğiz. Çünkü aslında ana sınıfı çağında olan çocuklarımızı bu yıl ilkokula başlatıyoruz; üstelik ana sınıfını ilkokulun birinci sınıfına taşımış oluyoruz. Müthiş bir kaynak ve eleman ısrafı söz konusu.
Bence Milli Eğitim Bakanlığı, parti içinden gelen ve gelecek direnişi dinlemeden, 1 yıllık ana sınıfını zorunlu eğitim kapsamına alan ve ana sınıfına başlama yaşını 66 aya getiren bir yasal düzenlemeyle mevcut kanunun en temel yanlışını düzeltmeli.
Gelelim imam hatip meselesine...
Bazı milletvekillerinin teklifi üzerine gündeme gelen ve jet hızıyla yasalaşan kanunun en vahim sakıncalarından biri, başka hiçbir okuldan kanun içinde adıyla söz edilmezken imam hatip isminin kanunda geçmesi ve başka hiçbir dersten adıyla söz edilmezken peygamberin hayatıyla ilgili dersten kanunda adıyla söz edilmesi.
Bu dersten ve okullardan isimleriyle söz edilmesi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygulama esnekliğini azaltan şeyler. Keşke böyle olmasaydı. Ama bu saatten sonra hangi parlamento bu isimleri bu yasadan çıkartmaya ve uygulamayı normalleştirmeye cesaret eder, bilemiyorum.
Güncel tartışmamıza dönecek olursak, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak bir sürü konuda fazlasıyla hazırlıksız olması ama buna karşılık ortada ne kadar talep olacağı bile bilinmezken bazı okul binalarını imam hatip ortaokulu olarak doğrudan tahsis etmiş olması, ciddi bir fiziki sıkışıklığa neden oldu.
Burada uygulamayla ilgili bir yanlışlık var. Keşke bakanlık bekleyip yeni açılacak olan imam hatip ortaokullarına ne kadar talep geldiğini belirlese ve ancak ondan sonra bina tahsisine girişseydi. Çünkü normal ortaokullara Kuranı kerim ve Hazreti Muhammed’in hayatıyla ilgili seçmeli derslerin konmasıyla birlikte imam hatiplere sanıldığı kadar çok talep gelmeyebilir.
Ama yok bakanlık, ‘Fiziki zorluklar var’ deyip imam hatiplere olan talebi yapay biçimde arttırmak istiyorsa, bunu bilemem.
Bir kuşak çocuğumuzu deneme tahta yapmak pahasına yanlış uygulamalara gidiyoruz. Umarım bu yanlıştan en kısa zamanda dönülür ve başka kuşaklara aynı zorlukları yaşatmak zorunda kalmayız.

Anayasaya özgürlükleri yazamazsak...

MECLİS’teki Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndan tam da beklediğim türde haberler geliyor. Maddelere önce özgürlükler yazılıyor, ardından da hemen hangi şartlarda bu özgürlüklerin kısıtlanabileceği ekleniyor.
O şartlar da belli: Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük, kamu düzeni, milli birlik beraberlik vs.
Anayasamıza özgürlüklerimizi ‘ama’sız yazamayacaksak, yeni bir anayasa yazmamızın hiçbir anlamı yok.
Türkiye’yi yarıdemokrasi yapan şey, özgürlüklerimizim ‘ama’lı olması zaten. Daha önce asker eliyle yarı demokrasiydik, şimdi kendi özgür irademizle yarı demokrasi mi olacağız?
Özgürlüklerimiz ‘ama’sız olmalı.

30 Ağustos kutlaması daha görkemli olmalıydı

ULUSAL Bayramlar elbette önemli. Ama sanırım bu bayramların yuvarlak yıllara denk gelen yıldönümleri daha da önemli.
Bu yıl, 30 Ağustos zaferinin 90. yıldönümüydü. Öyle herhangi bir yıldönümü değildi yani.
İşte o sebeple 30 Ağustos kutlamaları normalden çok daha görkemli kutlanmalıydı.
Ama maalesef bu yıl 30 Ağustos bir nevi iki arada bir derede kaldı. Bunun sebebi, geçen yıla kadar bu bayramın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bayramı olarak kutlanırken bu yıl ansızın Cumhurbaşkanı’nın ‘Ben Başkomutanım, bu bayram benim bayramım’ demesiyle sivilleşmesiydi.
30 Ağustos’un sivilleşmesine karşı değilim ama bu sivilleşme 90. yıla denk gelip kutlama törenleri eski mekanik törenlerden hiç farklı olmayınca ciddi hayal kırıklığına uğradım.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün sağlık sebepleriyle resepsiyonu iptal etmesinin fazla önemi yok, ben esas gündüz ve gece vatandaşın katılacağı törenlerin çekiciliğini arttırmaktan söz ediyorum.
Seneye aynı mekanik töreni yapsak fazla yadırgamam ama bu yıl dediğim gibi zaferin 90. yıldönümüydü ve Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasını simgeleyen bu bayram, şanına yakışır şekilde kutlanmalıydı.

X