Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ege Cansen: Toplum mühendisliği

Ege CANSEN

‘‘Ben iyiyim, onlar kötü’’ şablonlu konuşmalardan veya ‘‘halk iyi, siyasetçi kötü’’ kalıbına oturtulmuş ‘‘okur dalkavuğu’’ gazete yazılarından gına getirdiğinizi tahmin ediyorum. Ben, Aziz Nesin'in ‘‘Türk toplumunun yüzde sekseni aptaldır’’ tespitine veya Çetin Altan'ın ‘‘Eğer sahtekárlık yeryüzünden silinseydi, Türkler onu yeniden icat ederdi’’ önermelerine katılmıyorum. Nitekim, bir toplantıda Aziz Nesin'e, ‘‘İfadenizin maksadı, Türk'ü tahkir mi, yoksa tahrik mi?’’ diye sordum. Cevaben, ‘‘Amacım milletimi harekete geçirmektir, sözüm hakaret kastı içermiyor’’ dedi. Çetin Altan'ın da kendi ulusunu, aynı saikle, yazılarında bu kadar acımasızca eleştirdiğine inanıyorum. Ama onları okuyanlar ‘‘Nesin'in veya Altan'ın kastettiği Türk ben değilim’’ deyip, kendini geliştirme yönünde de hiç tahrik olmamaktadır.

* * *

Yunan-Roma uygarlık aksı üzerinde bulunan Hıristiyan milletler, bin yıldan uzun süren karanlık çağları geride bırakarak, beş yüz yıl önce ‘‘aydınlanma’’ evresine girmiştir. Bu sayede ilim ve fende ileri giden Avrupalı ve türevi uluslar, yarattıkları ‘‘Batı Medeniyeti’’ ile dünyaya her alanda egemen olmuştur. Batı medeniyeti, Türklerin yanı başında, hatta kısmen de içinde neşvünema bulmuştur. Bu, bizim için hem bir şans, hem de şanssızlıktır. Şanstır, çünkü gelişmek için ihtiyacımız olan referans sistemi adeta elimizin altındadır. Şanssızlıktır, çünkü o referans sistemi, çoğu zaman bize ‘‘düşmanlık etmiş’’ milletlerin malıdır. Düşmanın sistemlerini kabullenmek ağır gelmektedir. Bu yüzden ‘‘Kuran, mezarlıkta okunmak için indirilmemiştir’’ diyecek kadar geleneklere karşı çıkabilen İslam bilgini ve İstiklal Marşı yazarı şair Mehmet Akif, medeniyeti, düşmanla özdeşleştirip ‘‘tek dişi kalmış bir canavara’’ benzeterek, adeta ‘‘medeniyet düşmanlığı’’ yapmıştır.

* * *

Aptallık veya sahtekárlık gibi sıfatlarla, kendi düşünürlerince ağır bir şekilde eleştirilen ulusumuzun, gerçekte ‘‘eksiği’’ nedir? Niçin, ülkemizde her faaliyet alanı büyümesine rağmen, ülke bir türlü gelişmemektedir? Niçin her Türk'ün aklı fikri, mümkün olduğu kadar büyük ‘‘kaçak inşaat’’ yapmaya takılmıştır? Niçin araba sürenlerimiz, trafikteki nezaket ve emniyet kuralını ihlal etmekte hiç beis görmemektedir? Niçin belediyeler, üç kuruş gelir elde edecekler diye, estetik namusunu korumakla yükümlü oldukları bir şehrin her yerine, ilan tabelaları sokarak ırzına geçmektedir? Niçin devlet, harcamalarında saydam değildir? Niçin bankaların içini boşaltan sahtekárlar, spor kulüplerine oybirliğiyle başkan seçilmektedir? Niçin sınavda kopya çekmekten hiçbir öğrenci utanmamaktadır? Niçin doktorlar, yalan yere rapor yazmaktan hiç çekinmezler? Niçin gazeteler, yayınladıkları resmi bildirgelere ‘‘özel haber’’ diye damga atacak kadar pişkindir?

Çünkü bu toplumun üyelerinde ‘‘süper ego’’ yani ‘‘vicdan’’ henüz yeterince teşekkül etmemiştir. Davranışlar ‘‘ben’’ merkezlidir. Hayır için yapılan işler bile bencildir. Ama aynı toplum, uygun şekilde uyarılınca inanılmaz ölçüde bir ‘‘süper ego’’ sergilemekte, ‘‘kamu yararına’’ sahip çıkanı, sahiplenmektedir. Fethullah Gülen hareketini sadece irtica olarak değerlendirmek (ki, hareketin kimyasında ‘‘irtica’’ yani ‘‘reaksiyon’’ bulunduğu şüphesizdir) belki de bu milletin medeniyete çıkış yollarından birini kesmek olabilir.

SON SÖZ: Bir yerde herkes önce ben diyorsa, orada herkes geri kalır.



X