Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dram çöktü, yaşasın komedi!

Kanal D’nin uzun süredir yaptığı en akıllıca iş, perşembe akşamı Kurtlar Vadisi’nin karşısına ‘Arkadaşım Hoşgeldin’i koymak oldu. Sonuçta hepimiz gerginliğe bağımlı değiliz. Bir yanımız da azıcık gülümsemek istiyor.

Eski adıyla ‘Komedi Dükkânı’, yeni haliyle ‘Arkadaşım Hoşgeldin’ televizyonun utanç eşiği en düşük güldürüsü. Genellikle bu tür doğaçlama temelli, spontane kurgulu işlerde hep sahnedekileri izlemekte güçlük çektiğimiz bir an olur. Zorlama espriler, tıkanıklıklar, gülmeyen seyircinin yarattığı o küçük es aramıza mesafe koyar. Çok iyi birkaç şaka olsa da kötüler bütün deneyimi kururtur. Mesela bir zamanlar ‘Çok Güzel Hareketler Bunlar’da böyle anlar çok yaşıyorduk. Ama Tolga Çevik sahnede inanılmaz bir doğallıkla güldürüyor. Hem o şaşkaloz karakteri kendisi zannettirecek kadar sahici (bu kariyeri adına olumlu bir şey mi emin değilim) hem de kararında karikatürize. Epey zor tutacak bir denge bu.
Yıllar içinde ‘Yönetmen’ Fırat Parlak’la aralarında müthiş bir uyum tutturdular. Bu çok sade, organik bir bağ. Hiç zorlanmadan, belden aşağıya kasmadan, espriyi sündürmeden, neredeyse kült bir iş yarattılar. Yılbaşında başlayan yeni dönemi Ezgi Mola’nın katkısıyla daha da tatlılaştı. Tolga Çevik’le Fırat Parlak arasındaki tanıdık dil ve uyum, Ezgi Mola’nın katkısına izin vermeyebilirdi ama Mola o kadar cin bir tip ki, oğlanların masasında muhabbete zorlanmadan giriveren komik kız kontenjanından sahneye güzelce kaynak yapıyor. Gösterinin ne kadarı çalışılmış, ne kadarı doğaçlama bilmiyorum. Fakat “Doğum yapan Saba Tümer’e alakasız bir şeylerden bahset, oyala” diyen yönetmenin komutuyla, şıp diye ‘Zeytinyağlıya şeker mi daha iyi gider portakal mı’ diye sormasına bir ekspres geyik ödülü verilmeli.
‘Arkadaşım Hoşgeldin’, içimizi boğup boğup iki bölümde yok olan dizilerin arasında hayatta hımın hımın kaş çatmaktan daha iç açıcı bir şeylerin hâlâ olduğunu hatırlatıyor. Hatta içeriği de bir anlamda dizilerin yılmadan kullanmaya devam ettiği bayat klişelerle dalga geçerek şekillendiği için daha da lezzetleniyor.
Kanallar son birkaç senedir, izleyicisinin beğenisini iyice küçümser hale geldi. Madem Küçük Gelin, Şefkat Tepe çok izleniyor, madem yüz yıllardır Kurtlar Vadisi hâlâ birinci, madem Karagül’de ağalar babalar konaklar hâlâ reytinglerin hâkimi, madem Osmanlı kahramanlığının, Türk milliyetçiliğinin, Yeşilçam buhranlarının hâlâ alıcısı var, o damardan gidelim garanti garanti diye yapılan bütün işler fos çıktı. İstisnasız. Bu sezonu tarihe ‘Büyük Yanılgı Sezonu’ diye geçebiliriz rahatlıkla.
Oktay Kaynarca’nın hâlâ aynı kötü adamı oynadığı dram, MİT ajanlarının kahraman olduğu ürkütücü bir ülke, kadınların toprak ağalarının ayağına kapandığı aşk hikâyeleri, ‘aile yapımızı’ kutsayan Birol Güven senaryoları, muhafazakâr kalıplara sıkışmış inanç dizilerinin bir alıcısı varsa, Tolga Çevik’in de İhsan Varol’un da Leyla ile Mecnun’un da İşler Güçler’in de 1 Kadın 1 Erkek’in de 3 Adam’ın da seyircisi var.
Ve bu ikinci grup zaman geçtikçe daha da dışlanıyor, beğenileri ‘belgeselden başka bir şey izlemeyen entel teyze’ muamelesi görüyor.
Sadece efendi gibi Acun’unu, Küçük Gelin’ini, Kurtlar Vadisi’ni izleyene yayın yapmak da bir yere kadar. Bir noktada bu boşluktan, neşesizlikten içi daralan televizyona küser. Bu sektör sadece karakteri sert hatlarla belirlenmiş bir grubun üstünde yükselemeyeceğini çoktan belli etti.
Bu arada iki bölümde çöpe giden onca işe, emeğe de yazık oldu.
‘Arkadaşım Hoşgeldin’, yakında Star’da başlayacak ‘Kardeş Payı’ gibi programlar/diziler sektöre biraz nefes aldıracak, bizim de yüzümüzü güldürecek. Yoksa her gün hayattan intikam alır gibi ekran karşısında geçmez ömür.

X