Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir arzuhal

HAFTADA beş gün yazarken de gündemi izlemezdim ama gene de kendime göre rasyonel bir yazı programım vardı.

Örneğin bu yazıyı Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir teşekkür olarak 14 Mayıs günü yayınlayabilirdim. Neden 14 Mayıs? Çünkü Diyanet İşleri Başkanı adıma gönderdiği bir yazı ile beni 14-20 Nisan tarihleri arasında kutlanacak olan Kutlu Doğum Haftası’na davet etmiş, bir CD ve özel bir rozet göndermişti. Bu zarif davete teşekkür edecek ve ciddi bir mazeret dolayısıyla etkinliklere katılamayacağım için özürlerimi sunacaktım. Bu işi ancak şimdi yapabiliyorum. Sayın Başkan’ın mektubundan bir alıntı yapacağım:

“Başkanlığımız 2011 yılı Kutlu Doğum Haftası’nın ana teması olarak ‘Hz. Peygamber ve Merhamet Eğitimi’ konusunu belirlemiştir. Merhametin, hayatın her alanından her geçen gün artan oranda çekilmeye başladığını, bu boşalan yeri, şiddet ve öfkenin doldurduğunu görmek, üzücü olduğu kadar düşündürücü bir durumdur. Şiddete ‘dur’ demek ancak yüksek bir bilinçle herkesi kuşatan ‘merhamet’ çağrısıyla mümkün olabilecektir. Hafta boyunca gerçekleştirilecek ‘Merhamet Etkinlikleri’ ile, Hz. Peygamber’in şefkat ve merhametini anlatmak, merhameti bütün boyutlarıyla yeniden toplumun gündemine taşımak, fert ve toplumda merhamet duygusunu güçlendirmek, Hz. Peygamber’in örneklerinde fiili bir merhamet seferberliği başlatmak, merhameti hayatın her alanına dahil etmenin yollarının tartışılmasına fırsat vermek hedeflenmektedir.”

Alıntıdan anladığıma göre: Dini duyguların zayıflaması ile merhametin azalması arasında bir doğru orantı kurulmakta, dini duyguların güçlenmesinin merhamet duygusunu güçlendirip yaygınlaştıracağı yönünde bir düşünce dile getirilmektedir. Böyle olmasa Hz. Peygamber’in işleri ile merhamet arasında bir doğrudan ilişki kurulmazdı. Böyle bir orantılama elde somut veriler olmaksızın yapılamaz. Ancak elde mutlaka somut veriler vardır. Cumhuriyet’in 1923-1950 döneminin tek parti iktidarının baskısı ile dini duyguların zayıflatıldığına dair köklü bir önyargı vardır. Acaba 1923-1950, 1950-2000 ve toplumsal (yeniden) İslamlaşmanın etkisiyle dini duyguların güçlenmeye başladığı 2000-2010 yılları arasında işlenen şiddet suçlarının sayısı ve nüfusa oranı nedir? Özellikle kadına karşı işlenen şiddet suçları artmış olamaz mı? Mahkeme kayıtlarında ve polis arşivlerinde bu konuda ciddi belgeler olmalı!

Öte yandan bazı okurlar, Hz. Muhammed’in doğum günü ile ilişkilendirilen Mevlit Kandili’nin öteki Müslüman ülkelerde kutlanmadığını ve Kutlu Doğum Haftası’nın her yıl aynı tarihlere rastlayamayacağını ileri sürmekteler. Örnek olarak da, Hicri takvime göre ramazan ayının her yıl 10 gün erken geldiğini dile getirmekteler. Yani iddia sahiplerine göre kutlu günlerin sabitlenmesi mümkün değil.
Yıllar önce, MEB tarafından yayınlanan 1000 Temel Eser dizisinde yer alan bir kitabın önsözünde, İslamiyet’i kabul ettikleri ilk yıllarda yaz günlerinde oruç tutmaktan bunalan Türklerin ricası üzerine beylerinin bu dileği yerine getirdiğini okumuştum. Hz. Peygamber’in doğum gününü sabitleştiren Diyanet İşleri Başkanlığı ramazan ayını da kış aylarına alamaz mı acaba? Böyle bir karar turizm bakımından da yararlı olur, olacaktır!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI