Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Direnişçiler neden sustunuz?

Irak’ta, özellikle Şii’lere karşı bir katliam yaşanıyor. Bazılarımızın yere göğe koyamadığımız Sunni direnişçilerin hergün yüzlerce insan öldürmesi görmezden geliniyor. Uyanın beyler, sesinizi duyurun.

Bir aralar çok popüler bir söylem vardı. Amerikalı’ların Irak’ta soykırım yaptıkları ileri sürülür, Felluce olayları direnişin simgesi olarak nitelenirdi.

Aradan zaman geçti ve durum değişti.

Bir baktık ki, direnişçi diye başımıza çıkarttığımız insanlar tam bir katliama, hatta bir soykırıma kalkışmışlar.

Hergün gazetelerde okuyoruz.

Yapılan suikastlerin büyük bölümü, Şii sivillere, polis başta Irak güvenlik güçlerine karşı gerçekleştiriliyor. Masum insanlar, çoluk çocuk öldürülüyor. Daha geçenlerde, 110 kişi birden paramparça edildi.

Saddam yanlısı kesimler ve iktidarı ellerinden kaçıran Sunni’ler, açıkça Şii’lere karşı bayrak açtılar. Amaçları, Şii’leri kışkırtmak ve iç savaş başlatmak.

Türkiye’deki “direniş” bayraktarlarına bakıyorum, hiç sesleri çıkmıyor.

Neden, anlayamıyorum.

Amerikalıların hatalarını suratlarına vuralım ve karşı çıkalım, kabul. Ancak, Sunni cinayetleri karşısında suskunluğu ben anlayamıyorum. Bu adamlar, iktidar hırsıyla Irak’ı mahvediyorlar. Tüm enfrastrüktürü, petrol-su şebekelerini havaya uçuruyorlar. Buna mı direniş diyeceğiz?

Ucuz kahramanlık kolaydır.

Amerika aleyhine atıp tutmakta çok kolaydır.

Kolay olmayan, tüm haksızlıklara aynı tepkiyi göstermektir. İnsan hayatı, müslüman veya hristiyan olmuş, Amerikalı veya Irak’lı olmuş, kıymetlidir.

Bazı Türk düşünür ve siyasilerinin bu taraflı bakışlarını anlayabilmek çok güç...

* * *

AVRUPA ARTIK RUMLARI AFFETTİ

BRÜKSEL

Bazı gerçekleri görmemiz, kabul etmemiz ve ona göre hareket etmemiz gerekiyor. Bu gerçeklerin başında da, Kıbrıs Cumhuriyeti gerçeği geliyor.

Hatırlayacaksınız, Annan planı tartışmaları sırasında, Avrupa, Kıbrıs Cumhuriyeti lideri Papadopulos’a çözüm bulması için çok baskı yapmıştı. Amaçları, Kıbrıs Cumhuriyetinin AB’ye katılmasını KKTC ile birlikte gerçekleştirmekti.

Papadopulos, kimine göre çok zekice, kimine göre kurnazca bir politika uyguladı. AB’ye tam üyeliğini tehlikeye düşürmedi. Ancak, referandumda Rum toplumunun HAYIR oyu vermesini sağladı. KKTC, Annan planını kabul etti, ancak nafile, üye olamadı.

Sonuç, çok çevreyi kızdırdı. Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosundaki tepkileri son derece sert oldu. Verheugen, Avrupa Parlamentosundaki bir konuşmasında “kendimi aldatılmış hissediyorum” diyebilmişti. Fırtınalar koptu. Papadopulos, tam üyeliğinin ilk aylarında adeta sevilmeyen adam muamelesi gördü. Bizlerde bu durumu büyük bir keyifle izledik. Bu fırsattan istifade edip, KKTC’nin izalasyonunu hafifletmek için harekete geçtik. Şansımızın açıldığını, bundan sonra sırtımızın yere gelmeyeceğini ve Rumların hep boyunları eğik dolaşacaklarını sandık. Kıbrıs Rumları ise bu tepkileri sabırla göğüslediler. Seslerini çıkartmadılar ve yaraların sarılmasını zamana bıraktılar. Zaman içinde herşeyin unutulacağına ve işlerin tekrar rayına oturacağına inandılar.

Onlar haklı çıktılar.

Biz, gerçekçi bir değerlendirme yapmadığımızı anladık.

Geçen hafta Brüksel’deydim. Dün de AB Komisyonuna gittim ve bir dizi görüşme yaptım. Baktım ki, bir yıl içinde köprülerin altından çok sular akmış. Bir yıl önce yerden yere vurulan Papadopulos, bugün daha farklı bir konuma girmiş.

“Ne yapabiliriz? Adamlar tam üye oldular. Hergün sürekli şekilde yaptıklarını kafalarına vuramayız. Hayat devam ediyor” diyen bir AB Komisyonu yetkilisi, Papadopulos’un artık eleştirisel gözle görülmediğine özellikle dikkat çekti.

Kıbrıs Cumhuriyeti tam üyelikten çıkarılamayacağına göre, AB gerçekçi davranıp “dün dündü, bugün bugündür” diyor.

Papadopulos, Avrupa Birliğinin eller üstünde taşınan ve sempatikliğiyle insanların kalbini kazanan bir lider değil. Ancak artık parya muamelesi görmüyor. Papadopulos da tam üyelik yetkilerini yavaş yavaş kullanmaya başlamış, yetkilerini abartmıyor, ancak oyunu nasıl oynayacağını giderek daha iyi anlıyor.

Kıbrıs Cumhuriyetinin duyarlı olduğu tek bir konu var.

KKTC’ye ayrı bir devletmiş ayrı bir konumu varmış izlenimini verdirtmemek. KKTC’ye gidecek her yardımın merkezden geçmesi, KKTC’nin tek başına bir kimlik sahibi olmaması.

Bunda tam bir başarı elde edemese dahi, AB’yi önemli oranda kontrol altında tutabiliyor. Bıraksa, Avrupa KKTC’yi rahatlatacak. Türk bölgesi ile ikili ticareti hemen başlatacak.

Şimdi Avrupa çerçevesinde büyük bir mücadele yaşanıyor. KKTC, ellerini kollarını bağlayan iplerden kurtulmaya, Rumlar da ipleri elinde tutmaya çalışıyorlar.

Söylemek istediğim şu: Uluslararası ilişkilerde hakkaniyet diye birşey yoktur. Eski hesaplarla yaşanamaz. Gerçekçi olmak ve günün koşullarına göre hareket etmek zorundayız.

* * *

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.) yayınlanmaktadır.)

X