Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dink dosyasını açmak bu kadar güç bir şey mi?

Hrant Dink cinayetinin 4 üncü yıldönümünde, vicdanların ne kadar rahatsız olduğu bir defa daha ortaya çıktı. Dünkü ve bugünkü gazetelere, TV yayınlarına ve yorumcularına bakın, göreceksiniz. Her kesimden aynı istek geliyor. Emniyet’in bu dosyayı açması, sorumlularını cezalandırması. Eminiz Atalay, bu seslere kulak tıkamayacaktır.

Eğer hükümet kamuoyundan etkileniyorsa- ki etkilenmeyen bir iktidar yoktur- Hrant Dink cinayeti konusunda tutum değiştirmesi veya son gelişmeler karşısında harekete geçmesi gerekir.
 
Son iki gündür, eli kalem tutan, görüşleri dikkate alınan kim varsa, İçişleri Bakanlığı’na çağrıda bulundular.
 
Mesaj son derece netti: Hrant Dink cinayetinde ihmali olan sorumlular cezalandırılsın.
 
Henüz bir kıpırdanma yok. Emniyet yetkililerinden gelen tepkiler hep aynı.  “Canım gereken soruşturma yapıldı ve dosya kapatıldı. Sorumlu da yok...”
 
Oysa kamuoyu vicdanı tatmin olabilmiş değil.
 
Zira yeni yeni bilgiler çıkıyor, Nedim Şener yeni iddialar ortaya atıyor. En son İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Emniyet teşkilatının bağlı bulunduğu İçişleri Bakanlığı'nı "ağır hizmet kusuru"gerekçesiyle suçlu buldu.  AİHM zaten daha önce Türkiye’yi bu konuda etkili "soruşturma yürütülmediği ve yaşam hakkının ihlali" gerekçesiyle Türkiye'yi tazminata mahkûm etmişti…
 
Yetmez mi, bunca yeni iddia.
 
Aklıma, Turgut Özal’ ın suikaste kurban gittiği yolunda, ailesinin 17 yıl sonra aklına gelen iddialar geldi. Özal’ın en yakını olan, doktoru Cengiz çok iyi biliyordu, muayenesini yapan doktorlar ölümün kalp durması olduğunu saptamıştı; ancak aile bir suikast senaryosu yazdı. O kadar gürültü çıkardılar ki devlet sonunda dosyanın açılması ve soruşturmanın yeniden yapılması için özel savcı atadı. Komikti, ancak kamuoyunun kafasında soru işareti kalmaması için bu yola gidildi.
 
Hrant Dink olayı ise, somut verilerle karşımızda. Ne spekülasyon, ne uydurma ne de birbirini tutmayan iddialar.
 
Beşir Atalay’ın harekete geçmesini bekliyoruz.
 
Bu işi görmezden gelmeyecektir. Bundan eminim.
 
Ayrıca, bu beklentinin ve bu taleplerin kolay kolay da bitmeyeceğini, her yıl dönümünde, daha da artarak süreceğini de unutmamak gerekiyor.

*   *   *

Aaaa... YETTİ ARTIK ARKADAŞLAR...

Dün de yazdım, bugün de tekrarlamak istiyorum.
 
Artık yetti...
 
Özellikle, Ak Partililere sesleniyorum.
 
Gerçekten de yetti...
 
Yüz defa özür dilendi...
 
Başkandan takımın kaptanına, yönetim kurulundan eski-yeni delegelere kadar herkes tepkili. Başbakan'a ayıp edildiği tekrar tekrar söylendi. Gazetelere ilanlar verildi.
 
Meğer yetmemiş.
 
Özellikle Başbakanlarına şirinlik yapmak isteyen AKP'liler bir türlü susmak bilmiyorlar.
 
GS'nin ne beceriksizliği kaldı, ne fakirliği, ne bedavaya stadın üstüne oturduğu. Böylesine büyüklük yapmış olan bir Başbakana yapılan  nankörlükten söz ediliyor.
 
Yetti kardeşim...Yetti yahu...Anladık...Kabul de ettik.

Daha ne istiyorsunuz, kolumuzu mu kesip verelim?
 
Farkındaysanız, siz böyle konuştukça, yağcılık yarışını devam ettikdikçe, bu olaya tepki gösteren GS' lileri kaybediyorsunuz.
 
Üstelik unutmayın, yaptığınız harcama da babanızın parası değil. Hepimize ait bir para.
 
İsteyen GS'liliğini askıya alsın, isteyen GS' lilikten vaz geçsin, ancak lütfen artık susun ve bu defteri kapatın.

PROTESTOCU AVI BÜYÜK AYIPTIR...
 
GS’lileri en çok rahatsız eden diğer bir konu da  kameralara takılan protestocular hakkında sürek avına çıkılması.
 
Adnan Polat, sonradan bir açıklama yaptı ve yanlış bir kelime kullandığını, protestocuların değil, provakatörlerin tespit edilip stada sokulmayacağını söyledi ve yaklaşımını düzeltti.
 
Şimdi bakıyoruz, İstanbul Emniyeti kameraları inceliyormuş. Anlaşılan, Ankara sürek avına çıkmış ve birilerini mutlaka cezalandırmayı kafaya koymuş.
 
Yapmayın, ayıptır... Demokrasiye hiç yakışmayan bir yaklaşımdır.
 
Hakaret etmek, yaralayıcı aletler kullanmak başkadır, protesto başkadır. Dünyanın hiç bir yerinde bir siyasi lideri ıslıkladıklarından dolayı insanlar cezalandırılmaz. Provokasyonu organize etmiş olsalar dahi, cezalandırılmamaları gerekir.
 
İstanbul valisi Mutlu böyle bir yaklaşımın ne kadar yanlış olacağını en iyi bilenlerden biridir. Yeter ki  Ankara’yı ikna edebilsin.
 
Böyle bir yaklaşım, aslında Başbakanı da küçük düşürür. Başbakan kendini protesto edenleri cezalandıran bir AKP lideri konumuna herhalde düşmek istemez.
 
İşte bunlardan dolayı artık yetti...

Herkes sussun diyorum.

*   *   *

DP'Yİ KURTARMAK HİÇ KOLAY DEĞİL...

Yeni göreve gelmiş bir kişi hakkında yazdığım ilk yazıya böyle bir başlıkla girmek istemezdim, ancak ne yapayım ki gerçek düşüncem bu...

DP'nin adam olması ve yeniden ayağa kalkabilmesi son derece güç bir iş.
 
Yeni Genel Başkan Kemal Zeybek son derece başarılı ve donanımlı bir siyasetçi olabilir ancak, sorun başka yerden kaynaklanıyor. DP ile öylesine oynandı, olay öylesine mıncıklandı ki partinin artık ahı gitti vahı kaldı.  
 
Kemal Zeybek ne yapsın ?
 
Eğer bir sürpriz yapar ve partiyi gerçekten toparlarsa, tabii ki alkışlanacaktır. Ben çok şaşıracağım, ancak siyasette mucizelere de inanırım.
 
Keşke bir mucize olabilse.
 
Keşke DP, diğer partileri de ikna ederek önümüzdeki seçimlere birlikte, “cephe” olarak girebilmeyi başarabilse.
 
Böyle bir mucizeye hepimizin, hatta emin olun Ak Parti'nin de, ihtiyacı var. Önümüzdeki seçimlerin yüzde 50'lere varan bir AKP zaferiyle sonuçlanması, hiçbirimizin sağlığına yarar getirmeyecektir.
 
Ciddi ve etkili bir muhalefete kavuşamadığımız sürece, emin olun rahat yüzü görmeyeceğiz.

X