"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Din üzerine riskli bir yazı

Yazmalı mı? <br><br>Yazmalı.

Bence biz dinimizi yanlış algılamak için çok uğraşıyoruz.

Her kitabın bir özü, verecek bir dersi varsa eğer, Kuran’ a yanlış gözle bakıp yanlış dersler çıkarıyoruz.

ini, işine geldiği gibi “kullanmayı” tercih edenlerin kurbanı oluyoruz.

Bir kitabın, makalenin, şiirin yazıldığı döneme göre yorumlanması sözkonusu iken, din kitabı neden öyle algılanmasın desem gözleriniz yerinden fırlar mı?

Baktığın yerde; iyilik görmek istersen iyilik, çıkar görmek istersen çıkar, silah görmek istersen savaş çıkarmayı bile becerirsin.

Kişi kendinden bilir işi...

Bu girizgahı neden yaptım bilmiyorum; ama benim neyi nasıl gördüğümü, algıladığımı anlatayım, bir de bu açıdan bakın istiyorum.

***

Her kitabın, önce kendi zamanı içinde değerlendirilmesi,

Sonra da, hele de konu bu kadar hassas ise, ne denmek istediğine ve amacının ne olmuş olacağına, normalde, iyi niyetle kafa yorulması gerekmez mi?

***

Önce kitabımızın yazıldığı zaman ve mekanı hayal edip tarif etmeyi deneyelim;

Çöl.

Sıcak.

Geceleri gündüz, gündüzleri gece gibi.

Yiyecek sıkıntı.

İçecek sıkıntı.

Ulaşım sıkıntı.

Düzen yok.

Kanun yok.

İş yok, güç yok.

Sağlık yok.

O sıcakta ne yapılabilir?

Hiç.

Bugünkü gibi;

Klima yok.

Ev yok.

Araba yok.

İnsanların imdadına Peygamberimiz yetişiyor.

Düşünüyor, gözlemliyor, kafa yoruyor; insanlara düzen gerektiğini anlıyor.

“Disiplinli bir temizlik alışkanlığı ile topluma sağlık kavramını tanıtmak gerek” diyerek; “Temizlik imandan gelir” sloganıyla insanlara “abdest” almayı şart koşuyor.

O günün şartlarında herkese, en azından; yüzünü, kollarını, ayaklarını yıkamayı alışkanlık haline getirmeyi başarıyor.

Bu arada bakıyor, hayatın yarısı uykuda geçiyor. Hareketsizlikle savaşmak, insanları uyandırmanın bir yolunu bulmak lazım.

Alarmlı saat yok ki çaldı mı uyanasın.

“Bundan böyle ‘Ezan’ okunsun, duyan kalksın abdest alıp ibadete koyulsun” diyor.

Kalktın, abdestini aldın; ama hareketsiz kalmaya alışkın bedenlere  spor lazım, biliyor.

Sporun önemini Peygamberimiz herkesten çok önce çözmüş, takdir etmek gerekiyor.

Günde 5 vakit namaz!

Hiç düşündünüz mü bilmem ama, namazı bir inceleyin.

Başınızı sağdan sola çevirmek, bugünün ayrobiğinde de ilk harekettir, spora başlamak niyetine.

Namazınızı düzgün kılarsanız; bacaklarınız, kollarınız, hem karın hem de baldır kaslarınız ciddi bir şekilde çalışacaktır, dikkat edin siz de.

Namaz kılarken eş zamanlı okunan dualar sayesinde doğru nefes alıp vermek de kolaydır. Bugün insanlar aynısını yoga ve nefes teknikleri ile başarmak için ders almaktadır.

Durun bitmedi daha.

Yeri geldiğinde toplanıp fikir alışverişinde bulunulacak bir yer de bulmak lazımdır.

Cami; minaresi alarm, avlusu abdest, içerisi hem ibadet, hem de meclis olmaya en uygun mekandır.

Sıra geldi kadınlara.

Kadınların durumu vahim o zamanlarda da; kimi evsiz, kimi aç, kimi de doğar doğmaz kurban ediliyormuş acımasızca.

Bir toplumun kadınsız olamayacağını, varlığını sürdüremez hale geleceğini, evlat yetiştiremeyeceğini bilen Peygamberimiz, kızlara sahip çıkmak için Kurban Bayramını atmış mesela ortaya.

Toplum içinde bir düzen olması için de adamlara şart koşmuş;

Hayatlarındaki en önemli 4 kadına; annelerine, eşlerine, kızlarına ve kız kardeşlerine iyi bakmalarını istemiş bana kalırsa.

(Bunları bambaşka şekilde algılayanlar da var baktığında...Kişi kendinden bilir işi ve niyet önemli demiştim değil mi?)

***

Düşündükçe anladım ki;

“Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü mesela, peygamberimizden yadigar Atamıza; geçmişi bugüne uyarlamayı bilecek kadar zeki olan o yüce lider ruha...

***

Bakmayı bildiğiniz zaman, bütün dinler iyidir.

Sağlık, erdem, ahlak, sevgi, inanç, yardımlaşma, saygı ve düzen gibi -basit ama temel- kavramları anlatmak, öğretmek isterler insana.

Bence dindeki esas mucize budur; ama anlayana.

***

Şimdi sorular şunlar;

Zamanına göre ileri görüşlü olan din, nasıl oluyor da şimdi bu kadar geri duruma düşüyor?

Politika dini nasıl bu hale getiriyor?

Madem dinimizi o dönemdeki haliyle harfi harfine yerine getirmekten bahsediyoruz;

Neden jiplerden inmiyoruz?

Neden cep telefonlarını, renkli tv’ leri çöpe atmıyoruz?

Çıkalım evlerden, yerleşelim çadırlara çölde.

Develerle yapalım komşu gezilerini.

Çantalarımızı almayalım Şanel ve Lui Viton’ dan...

***

Çok uzadı bu yazı.

Yanlış anlamayın beni, düşünmeye bırakıyorum sizi...

Ben kayboldum huzurlarınızdan.

Yonca
“sıra dışı”

 

X