Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Devlet çetelerinden kurtulalım...

Artık kimsenin kuşkusu yok: Bazı polisler, jandarmalar hatta savcı ve emekli askerler “vatan adına” çeteleri destekliyor ve kolluyor. Bu kanserden kurtulmadığımız sürece, terörle doğru dürüst mücadele edemeyiz.

Bu yazıda sizlere yeni bir gelişmeyi veya sizlerin bilmediğiniz bir gerçeği anlatmayacağım. Tam aksine, büyük bölümümüzün ya çok iyi bildiği veya kuşkulandığı bir gerçekten söz edeceğim.

 

Eskiden de bilinirdi, ancak bu kadar açık ve seçik şekilde ortaya çıkarılmamıştı.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bazı kurumları içindeki “yapılanmalar” kendi adına hareket edip, “vatan adına” cinayet işleyen, sabotaj düzenleyen, gösterilere katılıp kışkırtıcılık yapan çetelerden bazılarını gözetiyor, bazılarını destekliyor ve yerine göre de koruyor.

 

Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Susurluk’tan başlayalım, Şemdinli olayı ve Hırant Dink cinayetine geçelim ve en son Vatansever Kuvvetler Güç Birliği hareketiyle ilgili olarak, polis ve jandarmanın eline geçen belge ve bilgilere göz atalım. Bu gerçekler gözümüzün önüne seriliyor.

 

Manzara çok açık biçimde ortada:

 

-       Polis ve jandarmanın içindeki bir kesimin,bu çetelere destek verdiği, göz yumduğu ve koruduğu, hatta silah ve bilgi verdiği dahi söyleniyor.

-       Yargının, vatan adına hareket ettiklerini ileri süren bu çetelere karşı etkili ve caydırıcı karar veremediği,

-       Emekli askerlerden bir kesim de, bilerek veya bilmeyerek bu cinayet şebekeleriyle işbirliği içinde oldukları yapılan operasyonlarla ortaya çıkıyor.

 

Şimdi bir an için duralım. Eğer bu kansere bıçak atılmaz ve bu gidişe dur denilmezse, terörle mücadele edemeyiz.

 

Polis için İçişleri Bakanlığı’nın, savcı ve yargıçlar konusunda Adalet Bakanlığı’nın ve askeri kanat için de Genelkurmay Başkanlığı’nın mutlaka harekete geçmeleri gerekmektedir.

 

Unutmayalım ki, vatan için hareket ettiğini söyleyen bu kişiler aynı zamanda ceplerini doldurmakta ve kirli işlere girmektedirler.

 

Bu çetelere göz yumuldukça, devlet inandırıcılığını da kaybetmektedir. Bu şekilde devlet adına hareket ettiklerini söyleyerek çetecilik yapanlar yüzünden PKK’nın imzasını taşıyan bir bölüm suikastlar hakkında bile kamuoyu kuşku duymakta ve bölücülük hareketinin devlet tarafından köpürtüldüğü fikri yaygınlaşmaktadır. Böyle bir fikrin kafalarda oluşması bile rahatsızlık verici, istikrar ve düzeni sarsıcıdır.

 

Bu hastalıktan kurtulamazsak, ülkede istikrarı kurmamız, bütünlüğü ve huzuru korumamız daha da zorlaşacaktır.

 

YEDİTEPE’YE TEŞEKKÜR...

 

Yeditepe Üniversitesi Kanal D Ana Haberi ödüllendirmiş. Türkiye’nin geleceğinin sahipleri tarafından “en iyi haber bülteni” olarak nitelenmek çok gurur verici bir olay.

 

Ayşenur Arslan, Uygar Eremektar, Deniz Arman, Erhan Karadağ, Mustafa Aşçıoğlu ve Salih Selçuk isimlerini sayabileceğim kadronun tepesindeki değerler. Ana Haber bültenleri tek kişinin değil, bir ekibin işidir. Benim katkım, onları bulup bir araya getirebilmek, rahat çalışabilmelerini sağlamak, kısaca Baş Aşçılık veya Orkestra Şefliği yapmaktır. Ben Kanal D’ninyüzüyüm. İyisi de kötüsü de bana sorulur ve bana fatura edilir. Ancak asıl işi yapanlar yukarda adını saydığım değerlerdir.

 

Onlar adına YEDİTEPE’li gençlere teşekkür ederim.

 

İPLE POLİTİKA YAPMANIN TEHLİKESİ...

 

Abdullah Öcalan’ın asılıp asılmaması üzerinden politika yapmak kadar tehlikeli bir başka yaklaşım tahmin edemiyorum.

 

Bu seçimlerin kamuoyunda en fazla konuşulan sahnesi,MHP lideri Bahçeli’nin kürsüden bir idam ipini kalabalığa atması ve sanki “alın, bu adamı asın” mesajı vermesiydi.

 

Bahçeli’nin hedefi, Başbakan’ı sıkıştırmak, Öcalan’ı koruyan, asılması gerekirken astırmayan, yani cezalandırılmasını engelleyen bir politikacı gibi göstermek. AKP’yi, PKK terörüne karşı gereken sert önlemleri almayan bir parti olmakla suçlamak.

 

Başbakan da, MHP ne zaman PKK ve Öcalan’dan söz etse, hemen taşı gediğine koyuyor. MHP’yi, koalisyon ortağı olduğu dönemde, Öcalan’ın asılmasını önlemekle suçluyor.

 

Bundan daha tehlikeli bir politika oyunu olamaz. Her iki lider, belki oy kazanabilmek için bir siyasi oyun oynuyor olabilirler, ancak unuttukları bir nokta var ki, Türkiye’yi birbirine sokabilir, kan dökülmesine yol açabilir.

 

Bizler Öcalan’dan nefret edebiliriz. Haklı olarak, PKK gibi bir cinayet şebekesinin başı olduğu için, en ağır şekilde cezalandırılmasını da arzulayabiliriz.

 

Ancak ülkemizin istikrarı açısından, dikkate almamız gereken son derece önemli bir nokta var... O da, Öcalan’ın idam edilmemesi kararının 2000 yılında bu ülkenin en üst düzey kurumları tarafından alınmış olduğudur.

 

Öcalan’ın idamını kararlaştıran mahkeme kararının ertelenmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri, MİT, İçişleri Bakanlığı ve dönemin üç partili koalisyonu (DSP-ANAP-MHP) tarafından alınmıştır.

 

Bu kararın birçok gerekçesi vardı, ancak en önemlisi ülkenin istikrarı idi. İdamın bir Kürt-Türk çatışması çıkarabileceği, Güneydoğu’nun kana bulanabileceği kaygısı hakim olmuştu. Başta MİT ve Genelkurmay,toplumdaki tepkilere rağmen, Öcalan’ın hapiste tutulmasının daha yararlı olacağına karar vermişlerdi.

 

Ülkenin yararı” biz gazetecilere de anlatılmış ve hissi davranılmaması istenmişti. Oysa şimdi bakıyoruz, bütün bu duyarlıklar unutulup gitmiş.

 

Seçim meydanlarındaki “Hadi, yüreğin varsa as”, “Sen neredeydin? Asmaktan kaçtın” gibi son derece tehlikeli bir polemik birkaç oy için fütursuzca sürdürülebiliyor.

 

Partilerimizin PKK terörüne karşı tepki göstermeleri son derece doğaldır. Ancak her şeye rağmen, kullanılan kelimelere ve jestlere dikkat etmek gerekmektedir. Bir kesimi memnun ederken, onların hislerine tercüman olunurken, diğer bir kesimi sokaklara dökecek yaklaşımlardan kaçınmak daha doğru olmaz mı?

 

BODRUM CIP’İNDE SİGARA İÇİRTMEYİN...

 

Bodrum iç hatlar binası zaten felaket dar ve yetersiz bir yer. Hele CIP salonunu görseniz, özellikle hafta sonlarında yer bulunamıyor. Geçen Pazar akşamüstü, uçak beklemek için salona girenler, gözlerine inanamadılar.

 

Dopdolu salon ve salonun bir köşesine yerleştirilen “sigara”yerinden, kesif bir duman etrafı boğuyor.

 

Ben sigara içmiyorum. Üstelik ikinci el sigara dumanı almanın da çok zararlı olduğunu biliyorum. Ancak, Bodrum CIP’inde kendimi korumama imkan yoktu. Oysa dışarıdaki geniş salonda bir sigara odası var. İsteyen gidip orada sigarasını tellendirebiliyor. Başkalarını da zehirlemiyorlar.

 

Devlet Hava Meydanları mı, yoksa THY mı bilemiyorum. Ancak bu konuda kim sorumluysa lütfen gereken önlemi alsınlar. CIP’in içinde sigara içenlere ya bir kapalı oda yapılsın ki, içmeyenler mağdur olmasınlar veya CIP’te sigara yasaklansın ve meraklıları üç adım ilerdeki genel sigara odasına kadar zahmet etsinler...

 

KOMPLO TEORİSİ KURMAK KOLAY DEĞİLDİR

 

Ülkemizde hemen herkesin en büyük merakı komplo teorileri üretmektir. Adeta amatör bir lobiye dönüştürülmüştür. En üst düzeydeki yöneticiden köşe yazarına, ekonomistten film yıldızlarına kadar, her kesim bir komplo teorisyeni olmuştur. Oysa ne komplo kurmak kolaydır ne de bununteorilerini üretmek. Ancak bir kişi var ki, komplo teorilerini bilimsel yönden inceliyor, öğretiyor ve çözüyor: Erol Mütercimler.

 

Mütercimler’in ALFA yayınevinden (0212 511 53 03) çıkarılan “KOMPLO TEORİLERİ”kitabı, meraklılarına hem bilgi veriyor, hem de keyifli okunacak bir eser.

 

27 Mayıs darbesine, Menderes’in Moskova’ya gitmek istemesi mi neden oldu?” sorusuyla başlayıp, “Sırada bor madenleri mi var?”a kadar giden bol komplolu ve nefis teorilerle dolu bir kitap. Meraklısına tavsiye ederim.

X