Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Denktaş’sız!

<B>MALUM</B>, <B>Denktaş</B> önceki gün Lefkoşa’da <B>‘birlik ve beraberlik’ </B>(!) için bir basın toplantısı düzenledi.

Gazeteciler de mesleki görevlerini yerine getirerek kendisine, ‘evet kazanırsa istifa edeceğinizi söylemiştiniz. Şimdi ne yapacaksınız’ sorusunu yönelttiler.

‘Mister No’ derhal celallendi ve basın mensuplarını, ‘durup dururken bunları sorup da ortalığı karıştırmayın’ diye paylayıverdi.

Ben fesüphanallah çekip, ‘el insaf, artık buna ne buyrulur’ diyordum ki, Yalım Eralp’in dünkü ‘Tercüman’da yer alan satırları hızır gibi imdadıma yetişti.

Bilge birikimiyle ‘tarihe not düşen’ emekli büyükelçi bu yazısında, Fransa Cumhurbaşkanı de Gaulle’un 1969 yılındaki sade suya tirit bir referandumda bile ‘hayır’ çıkınca hemen istifa ettiğini ve kasaba malikanesine çekildiğini hatırlatıyordu.

Ve, Eralp noktayı şu harikulade cümleyle koyuyordu:

‘Bazıları için kasaba makamdan önemlidir ve herkes de Gaulle değildir’!

* * *

TABİİ ki herkes Charles de Gaulle değildir ve de olamaz.

Hele hele, Denktaş hiç değildir ve olamaz.

Fakat yine de tamam, her koyunun gradosu kendine ve son tahlide bana ne?

Ancak, gelişmelere bizim temel eksenimizi belirleyen Türkiye ve Ada Türkleri açısından baktığımızda, bundan böyle Rauf Denktaş’lı bir Kuzey Kıbrıs da olamaz!

* * *

OLAMAZ, çünkü tahayyül edebiliyor musunuz, ömr-ü hayatı boyunca ‘hayır’ dediği için adı uluslararası arenada ‘Mister No’ya çıkmış; lanet yağdırdığı ‘Annan Planı’na karşı da aynı tavrı almış; fakat referandum bozgununa rağmen işi pişkinliğe vurmuş bir şahıs, sanki köprülerin altından gürül gürül sular akmamışçasına, Türk tarafının esas şimdi başlayacak ‘diplomatik taarruz’undaki yerini yine koruyacak?

Üstelik, o ‘diplomatik taarruz’a zemin yaratan bugünkü başarımıza; daha doğrusu, dış basının terminolojisini alarak adını iftiharla koyalım, bugünkü ‘zafer’imize Denktaş’a rağmen ulaşılmışken?

Akıl var yakıl var, bırakın askeri deha de Gaulle’u, Harp Akademileri’nden yeni mezun olmuş çiçeği burnunda gencecik bir subay bile böyle gaflete düşmez.

* * *

ÜSTELİK, tüm hissiyatı bir kenara bırakarak şunları sormak zorundayız.

Daha Pazartesi günü Lüksemburg’da KKTC’ye ilk somut ‘mükafatı’ veren bir AB’nin ve kısa süre içinde Kuzey Lefkoşa temsilciliği açmaya hazırlanan bir ABD’nin, hacıyatmaz misali, karşılarında tekrar ‘Mister No’yu buluvermeleri ne anlama gelir?

Uluslararası camianın böyle bir çelişkiyi ‘hazmedebileceği’ düşünülebilir mi?

‘Hayır’dan dolayı Papadopulos’a ateş püsküren ve ‘hesabını ödeteceğiz’ diyen Brüksel ve Washington’un önüne, eğer aynı Rum lidere ‘ikiz düşman kardeş’ bir Denktaş’la çıkıldığı takdirde, bir çuval incir anında berbat edilmeyecek midir?

Kaldı ki, ‘ana itici güç’ü simgeleyen Ankara hükümetinin, hezimet ertesi ağız değiştirip metazori ‘alttan alsa’ bile, bundan böyle yine de Rauf Denktaş’la uyumlu bir ‘diplomatik taarruz’ yürütebileceğini varsaymak hayalperestlik olmayacak mıdır?

Evet evet, tabii ki herkes de Gaulle değildir ve de olamaz.

Ama herkes de Denktaş’ın sandığı kadar saftirik değildir ve olmaz!
X