Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Demokrasiyi korumak için ona müdahale edilir mi?

Geçenlerde elime geçen bir moda dergisinde “Pahalı giyinmek güzel giyinmeyi garanti etmez, ama riskleri azaltır” benzeri bir cümleye rastladım. Bu cümle beni düşündürdü.

Galiba böyle cümlelere veya gözlemlere rastlamak ümidiyle insanlar makaleleri, kitapları okuyorlar.

Bodrum’da geçirdiğim 5 günü kitaplarla paylaşırken, böyle cümlelerle ve gözlemlerle yine karşılaştığım için mutluyum.

Örneğin 1997-2004 arasında CIA Direktörü olan George Tenet’in anılarını okurken (At The Center Of The Storm-2007, Harper Collins) böyle bir cümle ile karşılaştım.

Tenet dev bir örgütün başına gelirken, yöneteceği kurumun varlık sebebini şöyle tanımlamıştı:

- CIA’nın işlevi demokrasiyi icra etmek değil, demokrasiyi korumaktır.

Bu tanımlama, bana “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesi kadar etkili ve çarpıcı geldi.

Dünyanın çeşitli ülkelerindeki kurumların yöneticileri, kendi konumlarını böylesine berrak biçimde tanımlasalar ve hukuk da en üst değer olsa, yaşam ne kadar kolaylaşırdı.

 

Müdahale etmek

 

Gerçi CIA geçmişinde (ve belki bugününde de), Tenet’in söylediği biçimde sadece “koruyucu” olarak yaklaşmadı demokrasiye. Hem Amerika içinde, hem de dış ülkelerde demokrasiye müdahale etti, seçilmişlere karşı darbeler hazırladı.

Ama yine de bütün kurumların yöneticileri, demokrasi karşısındaki konumlarını Tenet’in değerlendirmesi açısından ele almalıdırlar. Çünkü demokrasiyi “korumak” gerekçesiyle demokrasiye “müdahale etmek”, çok sık görülen durumlardandır.

Bir kişinin veya bir oligarşinin doğrularını ülkenin doğruları kabul edip farklı olan ve düşünen kesimleri susturup bastırmak, bunu da “ulusal çıkarlar ve rejimin temel ilkeleri” gibi gerekçelere bağlamak, varlık sebepleri anayasal demokrasiyi korumak olan kurumları, demokrasinin tehdidi haline getirmiyor mu?

Bir başka kitapta da Osmanlı’dan başlayan yaşam serüveninde, Antep’in işgalini, kurtuluşunu ve cumhuriyeti anlatan Mitat Enç (1909-1990), kızı Zeynep Enç-Sinkil’in derlediği anılarında medresedeki ezbercilikle, modern eğitimdeki ezberciliğin çok farklı olmadığını şöyle ifade ediyordu:

 

Hepsi aynı mı?

 

- Anılarıma doğru her geri dönüş beni, “bugün ne değişti” kıyaslaması yapmaya zorlar. O günlerde anlamını kavrayamadığımız Kuran sureleri, tecvit kuralları ve Arapça fiil çekimlerini ezberletirlerdi; bugün ise ezberlenecek konular farklı sadece. Tarihler, adlar, savaşlar, kimin yenip yenildiği, yüzölçümleri, nehir uzunlukları, göl ve deniz yüzeylerini belleğe istifleyip bunları bülbül gibi tekrarlamak, hala başarının göstergesi sayılmakta. (Selamlık Sohbetleri-2007, Ötüken Yayınları)

Evet… Kitaplarda, makalelerde o kadar çok böylesine çarpıcı gözlemler var ki. Bütün mesele, bunlara rastlayabilmenin ancak okumakla mümkün olacağını bilmektir.

Şu seçimlerin gürültüsü ve günlük siyasetin kısır döngüsü bir bitsin, sayfalarından sizlere aktarmalar yapmayı düşündüğüm en az 100 kitap var masamda.

ŞAKA

Almanca bilen Almanları da biliriz…

Almanya İçişleri Bakanı Wolfgang Schaueble, ZDF’ye yaptığı açıklamada, Almanca bilmeyen annelerin uyuma en büyük engel teşkil ettiklerini söylemiş ve "Topluma uyum sağlayamayan ve 6 ya da 7 yıl sonra da tek kelime Almanca bilmeyenlerin ülkemize gelmelerini istemiyoruz. Bu durumda çocuklarının hiçbir şansı olmuyor" demiş.

Tamam da, Almanca bilen Alman annelerin yetiştirdiği bazı çocukların dünya ile uyumsuzlukları yüzünden, Almanya hala geçmişinin günahlarını çıkartmaya çalışmıyor mu?

Irkçılık her dilde yok mu yani?

Erdoğan Erbakan’ı nasıl dinliyor?

ANKA’nın haberine göre Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Necmettin Erbakan’ın AK Parti iktidarına yönelik olarak kullandığı “domuz uşağı” sözü nedeniyle, “TV 5”e ceza vermiş. Buna göre geçtiğimiz günlerde TV 5’te bir programa konuk olan Necmettin Erbakan, “Bu akan kanların mesulü bu hükümettir”, “Bu hükümetlerle anarşi artar azalmaz”, “Tarıma destek vermeyeceksin, hayvanı yok edeceksin, domuz eti satacaksın, hadi oradan domuz uşağı sen de” benzeri ifadeler kullanmış konuşmasında.

Benim merak ettiğim şey, Erbakan’ın bu tür konuşmaları yapmasını dinleyen Tayyip Erdoğan’ın o anda neler düşündüğüdür.

Gençliğini ve siyasi hayatının başlangıcını Erbakan’ın yanında geçiren Erdoğan, şimdi bu konuşmaları dinlerken acaba “Titrer yüreğim her ne zaman yadıma gelsen/ Kan ağlar içim hatır-ı naşadıma gelsen” şarkısını mı mırıldanıyor?

Ya da “Feryat ki feryadıma imdat edecek yok/ Efsunuz ki gamdan beni azat edecek yok” şarkısı ile mi o günlerini anlatmaya çalışıyor?

 

 

X