Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Demokrasinin zaferi

22 Temmuz seçimlerinin en kestirme, en özet, en sloganlaştırılabilecek yorumu "Demokrasinin zaferi" olduğudur. 22 Temmuz, Türkiye halkının zaferidir. 22 Temmuz, "Sivil toplum ruhu"nun zaferidir.

Eğer nisan-temmuz arasında yaşananlar yaşanmasaydı Cumhurbaşkanlığı seçimleri normal bir seyirde cereyan etseydi ve seçimler daha önce öngörüldüğü gibi kasımda yapılsaydı; AK Parti'nin yüzde 30-35 bandı arasında oy alması bekleniyordu. 22 Temmuz'un ortaya çıkardığı AK Parti'nin yüzde 47 ile neredeyse iki seçmenden birisinin oyunu almış olduğu gerçeğini sadece AK Parti'nin seçim başarısı olarak yorumlamak doğru olmaz.

22 Temmuz seçimini 27 Nisan Askeri Müdahalesi'nden ve nisan-mayıs aylarında yaşanan ve toplumda kutuplaşmayı özendiren "Cumhuriyet mitingleri"nden bağımsız olarak düşünemeyiz. Bu açıdan bakıldığında, 22 Temmuz sonucu Türkiye halkının 27 Nisan "e-muhtırasına" karşı bir "demokratik-sivil muhtırası"dır. Kutuplaşmanın, Türkiye halkı tarafından reddedilmesidir.

Bu yüzde 47 dolayındaki oy oranını, bağımsız adayların bugüne kadar görülmemiş sayı ile Meclis'e girmesi düşünüldüğü takdirde, ortaya çıkan sonuç, yeni çerçevede "demokrasi cephesi"nin zaferidir. Bu, bir partinin başarısını aşan anlamlar taşımaktadır.

Yine de, istatistiki açıdan bakıldığında Türkiye'de bir partinin bu kadar yüksek oranda oy alarak seçimi kazanması üçüncü kez gerçekleşiyor. 1954 seçimlerinde Demokrat Parti yüzde 57 ile iktidara gelmişti. Yine Adalet Partisi yüzde 52'lik oy oranına ulaşmıştır. Bunlardan ilki, tek parti döneminin sona ermesi ve demokratik düzenin ivme kazanması; ikincisi ise 1960 askeri darbesi sonrası demokratik parlamenter sistemin yeniden yol almasını yansıtıyordu.

Bu çerçeveden bakıldığında, 22 Temmuz 2007 seçimi Türkiye halkının çok güçlü sesle, "askeri müdahaleye hayır" haykırışı olarak anlaşılmak zorundadır.

Bu seçim sonucu ile Türkiye halkı birkaç şeyi birlikte söylemiş olmaktadır;

1-Türkiye içe kapanmaya "hayır" demiştir;

2-Türkiye halkı kutuplaşma istememektedir;

3-Türkiye'de milliyetçiliğin yükselişte olması abartıdan ibarettir.

Tam bu noktada, MHP'nin barajı geçmiş olmasına doğru teşhis koymalıyız. MHP, 2002 seçimlerinde Genç Parti'ye kaptırdığı oyları geri almış, bu arada İlhan Selçuk gibi sol gözüken milliyetçi ideologların kendisine CHP'den yönlendirdiği oyları elde etmiştir. Ve, bütün bunlara rağmen 1999 seçimlerinde elde etmiş olduğu yüzde 18'lik oy puanının yaklaşık 4 puan altında kalmıştır.

Bu bakımdan, Türkiye'de "Milliyetçiliğin yükselişte olduğu" çok isabetli bir değerlendirme sayılamaz.

Gelelim CHP'ye; CHP, DSP ile birleşmesine rağmen umulan sinerjiyi yaratamamış ve seçimin tartışmasız mağlubu olarak kendini sergilemiştir. Topluma dayalı siyaset yapmak yerine askeri kurumların "halkla ilişkiler bölümü" gibi yürütülen siyaset CHP ile ağır yenilgiye uğramıştır. Elbette ki, CHP'nin bu seçim yenilgisi solun kurumsal temsili bakımından da yeni kriz dönemine işaret ediyor olması bakımından anlamlıdır.

Bu seçim sonuçları ile birlikte Türkiye'nin önünde, "Çok bilinmeyenli denklem" halinde yeni bir dönem uzanıyor. Bu dönemin sunduğu fırsatları ve içerdiği risklerin neler olacağını önümüzdeki günlerde tartışacağız. Fakat, şu noktada kesin olan birşey varsa, bütün dünya önünde Türkiye halkı, "demokratik rüştünü ispat etmiştir." Tüm dünyaya Türkiye'de "demokrasinin zaferi"ni ilan etmiştir.

X