"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Darbe kışkırtıcılığı çıkar yol değildir

10 KASIM anma töreni sırasında Anıtkabir’de, bazı vatandaşların Genelkurmay Başkanı’na yönelik “özel tezahüratı”, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.

“Komutanım, arkanızdayız, geliyoruz” ve “Atatürk’ü tarihe gömmek isteyenlere fırsat verme” şeklindeki çıkışlar, bu çıkışların orada bulunan diğer vatandaşlarca alkışlanması çok ciddi bir toplumsal iklime işaret ediyor.

Ortaya çıkıyor ki yaşam biçiminin tehdit altında olduğundan endişelenen, Türkiye’yi bir parçalanmanın eşiğinde gören insanlar bir tür “darbe kışkırtıcılığı” içindeler.


Bu, bir tek şeye işaret ediyor: Bu insanların önemli bölümü, Türkiye’nin laik düzeninin ve üniter yapısının korunmasında muhalefet partilerine, yani siyaset düzenine güvenemiyorlar.


Demokratik muhalefetin gücüne inanmıyorlar, toplumdaki varlıklarını koruyabilme yolunda önce askere güveniyorlar.


“Rejim üzerindeki askeri vesayet durumunun” toplumda temelinin olduğu açıkça görülüyor
.

Bu, tehlikeli bir gidiştir.


Bugün Türkiye’de demokratik haklar bugünkü az gelişmişlik düzeyindeyse, bunda normal siyasi süreçlerin darbeler yoluyla kesilmesinin en büyük rolü oynadığı unutuluyor.


Yaşam biçimimizi ve bütünlüğümüzü korumanın yolu, demokrasiyi askıya almakla değil, tam tersine ona daha çok sahip çıkmak ile mümkün olabilir
.


Her düzeyde örgütlenmeli, iktidarı ve muhalefeti, toplumsal muhalefeti dinler hale getirmeliyiz.


Öte yandan Genelkurmay Başkanı’nın oradaki soğukkanlı tutumunun altını da çizmem gerekiyor.


Ordunun komuta kademesinin, böyle bir maceraya kalkışmak bir yana buna tümüyle karşı olduğunu görmek de önemli.


Yaşam biçimimizi ve bütünlüğümüzü korumanın yolu toplumsal muhalefetin gücüne güvenmekten geçiyor, unutmayalım.

 

Bunun adı ‘polis devleti’dir

 

TELEFON dinleme kararlarında hukuka ve geçerli mevzuata uyulmadığını bu köşede kaç kere yazdığımı hatırlamıyorum bile.


Bu yazıların çoğunu yargıç ve savcıları göreve çağırarak bitirdiğimi ise gayet iyi hatırlıyorum.


Ama ortaya çıkıyor ki onların kendilerine bile bir faydası yokmuş, nerede kaldı ki biz sade vatandaşların temel anayasal haklarımızdan birini korusunlar!


İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı da dinlenmiş, Yargıtay’ın santralı da!


CMK
, telefon dinleme izninin “bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda” verilebileceğini öngörüyor.


Ama öyle görünüyor ki artık ne başka delil toplama ihtiyacı duyuluyor ne de “kuvvetli şüphe” aranıyor.


Telefon dinlemek, delil toplamak için neredeyse tek yöntem haline gelmiş durumda.


Üstelik Yargıtay kararlarının altını açıkça çizdiği gibi telefon görüşmesinin kaydı yoluyla elde edilen delil ve ikrarlar maddi ve yan delillerle desteklenmedikçe işe de yaramıyor.


AİHM’nin de bu konuda birçok kararı var.


Telefon dinleme izni isteyenler ve verenler bu temel hukuki durumu bilmiyor olamazlar.


Ama yine de telefon dinlemek soruşturma yürütmenin en kolay ve çabuk uygulanan bir yöntemi haline getirilmiş.


Bunun adı artık hiç kuşkuya yer bırakmayacak şekilde “polis devleti”dir.


Hukukun, adaleti dağıtmak ile görevli olanlar için bile işe yaramadığı bir ülkede yaşıyoruz.

 

Bir cennet parçası yok edilecek!

 

BODRUM’da şekli bir dinozora benzediği için çevre sakinlerince böyle isimlendiren bir burun var. Burnun bir tarafı Bağla Koyu’na, diğer tarafı Kargı Koyu’na bakıyor.


“Akvaryum”
diye tabir edilen, tekne turlarının önemli bir durağı olan muhteşem bir deniz var burada.


Bu yarımada Milli Emlak’a ait, yani Hazine arazisi!


Şimdi öğreniyorum ki bu arazi geçtiğimiz aylarda Turizm Bakanlığı’na devredilmiş.


“Bakanlık araziyi marina yapmayı planlayan bir gruba tahsis edecek”
deniliyor.


Bununla ilgili plan değişiklikleri de onay safhasında imiş.


Buraya bir marina yapmak demek, o bölgede denizi içine girilemez hale getirmek demek
.


Öyle bir yerde turistik tesis yapmak için bile kılı kırk yarmak gerekirken, bölgeyi toptan kirletecek bir tesis için girişimlerde bulunulmasını insanın aklı almıyor.


Çevrecilerin bu konudaki girişimleri ise hep olduğu gibi kimse tarafından duyulmuyor, gazetelerde kendisine küçük bir yer bile bulamıyor
.


Bölge sakinleri deseniz, evleri değerlenecek zannederek durumu öylece seyrediyorlar.


İstanbul’un eski sayfiye yerlerinin böyle kirletildikten sonra ne kadar değerlendiğine bir bakmalarını öneririm

X