Cuma notları

YERLİ LOST: HÖST!

n İnternet jenerasyonunun son ürünü olan Türk işi Lost’u, yani "Höst"ü izledim Youtube’da.

Dört genç Lost’u kendilerince ti’ye almışlar, ilk başta komik filan.

Ama sürekli şöyle diyorlar, bayıyor: "Neredeyim lan ben?", "Sen kimsin lan?", "Bu ne lan?"

Yeni gençlik, kötü yerli komedileri izleyerek mi bu "lan"lı kısırdöngüye teslim oldu acaba?

Bakınız örnek bol: Gora, Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu, Maskeli Beşler serisi...

Malum, hepsinde küfür kıyamet, lan’lar gırla...

Bu arada "Höst"çü gençler üşenmemiş, yerli Lost’larına bir de İngilizce altyazı döşemişler.

Hani dünyaya açılma bakımından.

Lost demişken, heyecanla dördüncü sezonu bekliyorum tabii.

Son haberlere göre, 31 Ocak’ta Amerika’da başlıyor yeni sezon.

Dizide neler olup biteceğine dair internette haberler vızır vızır dönmekte, yanı sıra yeni sezonun fragmanı/ fotoğrafları da...

Adaya kim, nasıl dönecek ve tabii dönme amaçları ne olacak, en büyük merak konusu bu.

(Meraklısına: Lost’la ilgili aylar önce yazdığım yuzsekiz.com gibi, başka yerli fan siteleri de çıkmış, lostturk.com ve lostfan.net gibi).

ŞARKIYI "AÇIKLAMAK" FENA BİR ŞEYDİR



n Tarkan Aktüel Dergisi’ne yeni şarkılarının tek tek ne manaya geldiğini anlatmış.

"Bam Teli" şarkısı için mesela, "İnsan ilişkilerinde oynanan psikolojik oyunları konu eden bir şarkıdır" demiş.

Şarkının açıklamasını yapmak, altyazısını geçmek en kötü şeydir oysa.

Şarkı kendi kendini ifade eder, ötesine/daha fazla söze gerek yoktur.

Ki son Tarkan şarkıları hani, açıklamaya yer bırakmayacak kadar açık zaten.

"DAHİ KARDEŞLER"İN DEFİLESİ

n Ezra ve Tuba Çetin kardeşlerin "Altın Şehir" koleksiyonunu izlemek üzere salı gecesi Maslak’taki Doğuş Power Center’daydım. Burası uzay üssü gibi bir yer olmuş, özellikle de arabaların konuşlandığı ve de defilenin yapıldığı otomotion kısmı. Keşke buraya bir restoran filan açsalarmış, hoş olurmuş.

Neyse, defileye gelelim... Açıkçası defilenin ayakta izleniyor oluşu tüm davetlilerin dikkatini fazlasıyla dağıttı. Kimi uzaktan öylesine seyretti defileyi, kimisi de otomotion içinde turistik turlar yaptı.

Ayrıca, günlerdir "inanılmaz şov" dedikleri bu muydu yahu? Dansçılar vardı birtakım, o kadar.

Kıyafetler fütüristikti ya da halk diliyle: Uzay üssü Alfa. Ama en çok, çıkışta bir tane kaptığım basın bültenindeki ifadeye koptum: "Tasarım dahileri Ezra ve Tuba Çetin!"

Birilerine "dahi" demek cesaret ister, biraz sakin olun arkadaşlar, yapmayın...

İLGİNÇ İKİ MEKAN

n Keşfetmeniz gereken iki mekan var. İlki Tepebaşı’nda, tam Nu Pera ve Wanna hizasında.

Aslında burası bir okulun, yani İstanbul Culinary Institute’un öğrencileri için açtığı bir uygulama restoranı. Restoranın adına da bu yüzden Enstitü demişler...

Küçük bir mekan olan Enstitü şimdilik sadece öğlenleri açık.

Yemekleri tabldot ve günlük olarak değişiyor. Üstelik yemekler öyle karmaşık şeyler değil.

Hepsi bildik Türk mutfağı yemekleri. Kadınbudu köfte, etli dolma, cacık filan.

Böyle yazınca acıktım şimdi kahretsin. Neyse diğer mekan ise Maçka’da, malum parkın içinde.

Eskiden sıradan bir çay bahçesi olan yeri şimdi Lluvia diye (İspanyolca "Yağmur" manasında) şık bir kafe-restoran yapmışlar. Lluvia’nın özellikle bahçesine bayıldım, yazın burada kahvaltı etmek nefis olacaktır.

CITY’S’DEN TUHAF KARAR

n Ve ilginç bir City’s haberi... Haftaya açılması beklenen alışveriş merkezindeki tüm mekanların sorumluları geçenlerde toplantıya çağrılmış ve şöyle denilmiş:

"Her mekanda aynı müzik çalacak ve o müziği de DJ Suat Ateşdağlı yapacak."

Neresinden bakarsanız saçma bir karar. Her mekanda aynı müziği bulacaksak neden bir sürü yer açıyorlar ki? Mekan sahipleri de bu tuhaf karara karşı çıkmışlar.

Açıldığı zaman göreceğiz bakalım, City’s mekanlarında tek tip müzik mi olacak, yoksa mekanlar bildikleri gibi mi takılacak?
Yazarın Tüm Yazıları