"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Çocuğun ateşlendiğine değil sapıttığına yanarım!

Gözünü sevdiğimin Annane sözleri... Nasıl da doğru.

Başka çocuklar ateşlenince ne oluyor bilmiyorum ama, bizim oğlanın çenesine vurduğu kesin. Hani sanki zaten hiç konuşkan değilmişcesine, motor takmışsın gibi konuşma krizine girmiyor mu, yemin ederim kendimi Tarzan gibi göğsüme vura vura: “Aaa aaaa aaaaaaa!” diye bağırırken filan hayal ediyorum.

 

Ama yapmıyorum.

 

“Nuri” dizisinin reklamındaki Meltem Cumbul gibi; çok sakinim. Medeniyim. Çok medeniyim.

 

Çocuk yanıyor tamam mı? Hani az daha ateşi çıksa buharlaşacak gözümün önünde. Ben ateşi düşürme derdindeyim. Çocuk aralıksız nefes almadan soru soruyor, daha ben cevap vermeden olası cevapları sıralıyor, yetmiyor o kendince benim verdiğimi varsaydığı cevapların doğurduğu yeni soruları soruyor hala nefes almıyor onlara yeni cevaplar hayal ediyor o cevaplardan yeni konulara atlıyor o yeni konulardaki alemlere dalıyor daldığı alemi canlandırmak hevesine giriyor bir anda karşımda yatakta zıplamaya yelteniyor “Dur düşersin!” dememe kalmadan sersem haliyle yere yapışıyor ben “Aha şimdi ağlayacak!” derken o ateşin etkisiyle –kafa yanmış tabi- yerden kalkıp neden yerlerin soğuk olduğunu soruyor bi nefeslik düşünecek bu sefer kesin es verecek derken o nedenleri sıralamaya başlıyor heyecanla –ki neye heyecanlanırsın a be oğlum durduk yerde!- çığlık atıp elimde içinde ilaç duran kaşığa çarpıyor ilaç yatağa dökülüyor her yer yapış yapış oluyor ve bana hala gelenler gelmiyor.

 

OH ya sabır Allah’ım! Durun ben nefes alayım hele...

 

Nasıl ama?

 

İyi değil mi?

 

E çünkü benim de kafa yandı bence.

 

Sinirlerim yok artık benim.

 

Ben çok sakin bir anneyim. Sevecenim. Evet sevecen olabilirim.

 

Melek gibiyim, melek.

 

İlaç dökülen yeri silmeyi bırakın oooh bi güzel aynen üzerine yatıyorum. Ay o saatte daha neler, kalk çarşaf değiştir filan bunlar bana çok fena feci zor gelen şeyler. Halim yok anladınız mı?

Pisim ben pis. Yapış yapış çok mutluyum o an.

Ateşten ağız ishali olmuş oğluma cevap verme çabasını da bir kenara bırakıp kolundan çekip oturtup ikinci kere doldurduğum ve artık dökmemek için çok daha dikkatle hareketlerini izlediğim oğlumun ağzına, ilk “A” dediği an, tek hamlede ilacı boşaltıyorum. Kendimi o an dünyanın en başarılı kadını gibi filan hissedip gülümsüyorum.

 

Oğlum, ilacı yutmak zorunda kaldığı için, elinde olmayan teknik nedenlerden dolayı, bir anlık sessiz kalıyor, işte o an bocalıyorum. O minicik sessizlik anı bana, insanın çocuğuyla beraber aslında nasıl da gürültüye alıştığını ve asla o anlık sessizliğe bile dönmek istemediğini düşündürtüyor.

 

Yine gülümsüyorum.

 

Sessizlik bitiyor ve oğlum konuşmaya devam ediyor.

 

Konuşmadığında da sürekli boş boş “Anne” diyor. “ Efendim” diyorum ama arkası gelmiyor. O sadece “Anne” demiş olmayı istiyor. Ve aman tanrım, inanın bana bir çocuk takıldı mı, ne yapsanız fayda etmiyor. Bin kere, on bin kere “Anne” diyor, diyebiliyor.

 

Mızmızlanıyor, kucak istiyor, uyuyası var ama ateşten uyuyamıyor, iştahı yok ama yiyesi geliyor, ne oturduğu yeri beğeniyor, ne durduğu yeri; ne yatak ne salon... hepsi dar geliyor.

 

Çocuk dediğin hastalanınca huy değiştiriyor. Ateş mateş değil, insanı esas bu yoruyor.

 

Hadi hepsini geçtim, bana en çok sanki gece hiçbir şey olmamış gibi işe gitmek koyuyor.

 

Ve evet şu an iş yerinde Yonca kardeşiniz resmen ayakta uyuyor.

 

Horrrr...

 

Yonca

“şşşşşş”

X