Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

CHP, Dersim’e sahip çıkmalı

CHP’nin, Kürt ve Alevi vatandaşlarımızla ilgili gelişmeler karşısında, AKP’ye prim vermemek gerekçesiyle takındığı tutum, partiye çok pahalıya mal oluyor. Eğer şimdi, Tunceli’nin adının değişmesiyle ilgili tasarıya destek verirse, bir oranda durumunu kurtarabilir. Aksi halde, işi çok zor.

CHP, Tunceli’ye eskiadı olan Dersim’in verilmesi konusunda önemlibir sınavdan geçecek.

 

Onur Öymen’in devirdiği çamı tamir etmek ve Kürt konusundaAKP’ye kaptırılan oyların hiç değilse bir bölümünü geri alabilmek için, partinin önüne büyük bir fırsat çıktı.

 

DTP’ninyasa önerisine karşı çıkmak, kendi ayağına ateş etmek  anlamına gelir.

 

DTP tasarısınıreddetmek, bugüne kadar ki tüm hatalara tüy dikmekten beter bir prestij kaybı getirir.

 

1935’de yapılan değişikliğin anlamı Tunceliler için son derece derindir. Tekrar eskiye dönülüp Dersim adının geri verilmesinin yaratacağırahatlama, yayacağı mesaj çok önemlidir.

 

Bu, Türkiye Cumhuriyetinin geçmişteki hatalarıyla yüzleşme cesaretini göstermesi anlamına gelir ki, alınacak nice siyasi karardan çok daha derin izler bırakır.

 

Bu durumu AKP hemen fark etmiş gibi görünüyor. Başbakan’ın Roma’dasoruları yanıtlayış şekli, KürtAçılımı çerçevesinde DTP’nin yasa tasarısının destekleneceğinin açık işareti.

 

Bakalım, CHP nasıl davranacak?

 

                                             *                                           *                                           *

BAKÜ, TÜRK-ERMENİ PROTOKOLÜNÜ ERTELİYOR MU?

 

Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan ve sınır kapısının açılışını daiçeren protokol unutulmadı, ancak buzdolabında donmaya bırakıldı gibi görünüyor.

 

Protokolün TBMM’den geçmesinin anahtarı Aliyev’in cebinde. Bakü ile Erivan, 7 bölgedeki Ermeni işgalinin sona erdirilmesi için anlaşmayavardıkları ve Aliyevmemnunolduğu,yani yeşil ışık yaktığı anda, protokol TBMM’de onaylanacak.

 

Ancak, şimdi sorulan soru, Azerilerin gerçekten çözümisteyip istemediği şeklinde,.

 

Bu konuda birçok çevrenin kuşkusu var. Azerilerin, Karabağ’da final çözüm değil, ilk aşamada, Ermenilerin 7 bölgeden çıkmalarını içerecek “yaşanabilir” bir çözüm isteyip istemediğisorgulanıyor.

 

Geçen yıla kadar Bakü’de kapalı kapılarardında bu soruya Azeri yetkililerin verdikleri yanıp hep aynıydı:

 

... Neden acele edelim ki... Giderek zenginleşiyoruz. Zenginleştikçe gücümüz artıyor. Oysa Ermeniler zayıflıyor. Hele Türkiye ilesınır kapısı kapalı kaldığı sürece zayıflama devam edecek.Bu nedenle Karabağ sorununda çözüm için acelemiz yok. Bekleriz, elma kıvamına gelince nasıl olsa düşecektir” denirdi.

 

Bu yaklaşım, ağustos 2008’de Rusya’nın Gürcistan’aasker sokmasına kadar sürdü. O olay Azerileri de çok ürküttü.Rusya’nın bu bölge üzerindeki ağırlığını ve gerektiğinde de, müdahaleden çekinmediğini göstermişti.

 

Başka bir deyişle, Ermenistan’ın en önde gelen müttefiki olan Rusya’nın, “ermeni elmasının kıvamına gelince, Azerilerin kucağına düşmesine izin vermeyeceği” gerçeğiBakü’yü açıkça ürküttü.

 

Şu sıralarda rüzgarın ne yandan estiği pek bilinmiyor.

 

Azeriler, bir yandan çözümistediklerini gösteriyorlar, bir yandan da son noktayı koymaktançekiniyorlarmış gibi bir hava estiriyorlar. Atılmayan adımlar bu kuşkuları arttırıyor.

 

İşte bu çerçevede, 7 ilçede bir türlü sonuca varılamadığından dolayı da, Türkiye-Ermenistan protokolü bir türlü meclisin genel kuruluna gelemiyor. Eğer Azeriler hala 2008 öncesi yaklaşımını sürdürüyorlarsa, daha çok uzun yıllar bekleyeceğiz demektir.

ORHAN MİROĞLU’NUN KİTAPLARI

 

Bugüne kadar 12 Eylül’e dair pek çok kitap yazıldı. Bugünlerde de bir dizi filmle “o günler” anlatılıyor. “Bu kalp seni unutur mu” özellikle Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananların anlatıldığı bölümleriyle çok konuşuldu. “Dijwar” da işte “o günleri” Diyarbakır Cezaevi’nde bizzat yaşayan bir Kürt aydının, Orhan Miroğlu’nun kaleminden çıktı. Kitaba göz atınca anlıyorsunuz ki, ne filmler ne de diziler Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları tam olarak aktarabiliyor. O korkunç günleri, bizzat yaşayan birinin kaleminden okumak çok farklı. Kitapta Musa Anter cinayeti ile ilgili tanıklıklar da yer alıyor. Kitabın sonunda bana yazılmış ilginç ve sürpriz bir mektup da var.

 

Orhan Miroğlu’nun bir diğer ve son çıkan kitabı “Affet Bizi Marin” Süryanilerin hikayesini anlatıyor. Bu kitap da yakın tarihimizle yüzleşmemizi sağlayacak belge-hikayelerden bir tanesi. (Everest Yayınları, 0212 513 33 20)

X