CHP ah CHP

- Van’da depremzedeler eksi 15 derecede donma tehlikesi geçirirken...

Haberin Devamı

-  Çadırlarda ölümler yaşanırken...
-  Vali imdat çığlığı atarken...
-  Organizasyon sorunları alıp başını gitmişken...
-  Van’dan kaçış başlamışken...
-  Devlete ait sosyal tesislere depremzedelerin yerleştirilmesi bir türlü sağlanamazken...
-  Toplanan yardımların nereye gittiğine dair doğru dürüst bir açıklama yapılmazken...
Ne beklenir koca ana muhalefet partisinden?
-  Topyekûn Van’a gitmeleri...
-  Çadırlardaki hayata dikkat çekmeleri...
-  Toplanan yardımların hesabını sormaları...
-  “Eksi 15 derece” diye haykırmaları...
-  20 gündür yıkanamayan insanların karşı karşıya kaldıkları sorunları anlatmaları...
Beklenmez mi?

Fakat heyhat!
CHP’liler, “Sultan Abdülmecid davetiyesi” ile “Atatürk davetiyesi” arasındaki gramaj farkından afili ve hamasi cümleler çıkarmakla meşguller...
Bu durumda Tayyip Erdoğan, CHP’lilere dönüp “Durmak yok, yola devam” dese, asla yadırgamam.

Haberin Devamı

Beşar’a var da Suudi’ye yok mu?

-  Tamam... Beşar zalimin tekidir.
-  Tamam... Beşar beklenen reformları bir türlü yapmamıştır.
-  Tamam... Beşar kafayı çıkaran muhaliflerine kurşun sıkmıştır.
-  Tamam... Beşar Arap sokaklarının mesajını almamıştır.
Hiçbirine zerre kadar itirazım yok.
Beşar’ın Suriye’nin başından çekip gitmesini bayram gibi kutlarım.

Ama benim anlamadığım şu:
Neden ilk ve tek hedef Suriye?
Mesela...
-  Neden herkes Suriye’ye saydırırken, bir Allah’ın kulu da Allah rızası için Suudi Arabistan’a da bir çift kelam etmiyor?
-  Bırakın bir çift kelam etmeyi rahmeti rahmana kavuşan Suudi Prensi için apar topar Cidde’ye uçmalar falan ne anlama geliyor?
-  Suudi Arabistan rejimi de, en az Suriye rejimi kadar insan hakları ihlali yapmıyor mu?
-  Suriye’de kafayı çıkaran muhalifler ezilmekteyken Suudi Arabistan’da muhaliflerin ezilmeleri için kafayı çıkarmalarının bile beklenmemesi neden bir sorun teşkil etmiyor?
-  Neden Suudi Arabistan rejiminin Arap sokaklarının mesajını alıp almaması hiç mesele edilmiyor?
-  Neden Suudi Arabistan’dan da reform talebinde bulunulmuyor?
-  Hadi hepsini geçtim: Bahreyn halkı sokaklara çıktığında gösterileri bastırmak için Suudi askerlerinin kullanılmış olmasına neden kimse kafayı takmıyor?

Size bir şey itiraf edebilir miyim?
Ben bu “dış politika” dedikleri işten gerçekten hiç mi hiç çakmıyorum.

Haberin Devamı

Şakaydı gerçek oldu

Ergenekon her yere kondu

MUHAFAZAKÂR bir tiyatrocu, “Mehmet Âkif Ersoy” adlı oyununa devletten destek almak için Seçici Kurul’a başvurmuş.
Kurul, kendisine 28 bin lira verilmiş.
Muhafazakâr tiyatrocu isyanda...
Diyor ki:
“Tiyatroda Ergenekon tipi bir yapı var. Mehmet Âkif’e 28 bin lira verilirken, Marx’ın Dönüşü adlı oyuna 68 bin lira verildi”.

Ne demek istemektedir bu tiyatrocu?
Şunu demek istemektedir:
Eğer iktidarda muhafazakâr bir parti varsa adında “Mehmet Âkif” geçen bir oyuna otomatikman pastanın büyüğünü verecek, buna mukabil adında “Marx” geçen oyuna ise mümkünse zırnık koklatmayacak.
Böyle olmadığında ise içinde “Ergenekon” sözcüğünün geçtiği cümlelerle “Seçici Kurul” tehdit edilecek.
Ne diyelim?
Şakaydı gerçek oldu: Ergenekon hakikaten her yere konuyor.

Haberin Devamı

Sağdan gelmek

ZAMAN gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce kendisi ve kendisi gibi düşünenler için şu nitelemeyi yapmış:
“Biz sağdan gelen demokratlar...”

“Eski bir İslamcı” olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Benim zamanımda hiçbir İslamcı, kendisini “sağcı” ya da “sağdan gelen” olarak görmezdi.
Sağcılık da, solculuk da bir “sapma” idi bizim için...
Hatta şunu bile söyleyebilirim:
Kendimizi ille de “sağ” ya da “sol” kavramlarından biriyle ifade etmek zorunda kalacaksak “sol” kavramını tercih ederdik.
Müslümanlığın sağcılıkla eşdeğer kabul edilmesine de fena halde bozulurduk.
Ne yalan söyleyeyim:
Hüseyin Gülerce’nin “biz sağdan gelen demokratlar” cümlesini, bu denli kolay kurması, “sağcılıkla mücadele günlerimizi” getirdi aklıma...
Ve tıpkı Sevim Belli gibi bana da “boşuna mı çiğnedik?” sorusunu sordurttu.

Haberin Devamı

Kahraman edebiyatı neden yapılmamalı

ŞUNDAN dolayı:
Diyelim ki...
Kahraman edebiyatı yaptık.
Mesela “Adı Kaşif idi... Çok yiğit idi... Afgan dağlarında Atatürk resmi asar idi...” diye lügat paraladık...
Peki bu durumda...
Herifin biri de çıkıp da...
“Adı Kaşif idi... Alaattin Çakıcı’ya sahte pasaport sağlamakla itham edilmiş idi... Yargıtay Başkanı’na görülmekte olan bir davayla ilgili tavassutta bulunmuş idi...” falan derse ne olacak?
Tam da “kahramanımızı bulduk” derken ellerimiz yine böğrümüzde kalmayacak mı?
Biz en iyisi mi, taraftarlarımıza “bize düşen yine bir düş kırıklığıdır” dedirtmemek için böyle şeylerden uzak duralım.

Magazin meydanı gümbür gümbür

Haberin Devamı

ŞUNCA zamandır her türden polemiğin içinden süzülüp gelmiş biri olarak iddia ediyorum: Ben böyle “dikine çakış”, ben böyle “meydan gümbürdetmesi”, ben böyle “sonuna kadar abanma” görmedim.
Gülben, Seda ve Sibel’in aynı uçağa binmesi ve uçak yolculuğunun ardından Gülben’in “ben bir numaradaydım” demesiyle kopan uçsuz bucaksız magazin kapışmasından söz ediyorum.
İlgiyle takip ettiğim bu kavga için haddim olmayarak bir performans değerlendirmesi yaptım.
Takdim ediyorum:

-  GÜLBEN ERGEN: Lafını çakıp asilce kenara çekilecekti ki belalısı Seren’in olaya karışması üzerine dayanamadı. Öfkesi o kadar burnundaydı ki “ulumak” üzerinden yol alıp “sevimli dostlarımızı” bir hayli incitmekten kendini alıkoyamadı.
-  SEREN SERENGİL: Muhatabını “kıro”, “varoş”, “benim altımdaydın”, “hizmetçisi olamazsın” gibi aşırı sınıfsal yaklaşımlarla boğmaya çalışmasa daha iyi ederdi. Ama soyluluğu, çatal bıçak kullanmayı bilmekle eşdeğer kabul eden birinden bu kadarını beklemek de haksızlık olur.
-  SEDA SAYAN: Herkes onun elini beline dayayıp olaya dahil olacağını bekliyordu. Fakat o hanımefendiliğini bozmamayı tercih etti. Ya da düzey onun bile meydandan kaçmasına yol açtı...
-  SİBEL CAN: Tam da her daim dudaklarına kondurduğu o yapay gülücüğü bir tarafa atıp “bana baksana sen” diye lafa girmişti ki, imdadına Seren yetişti. Uyanık tabii... Baktı ki ateşteki kestaneleri Seren topluyor, o da elini yakmaya gerek duymadan sessizce ortalıktan kayboldu.
-  NUR YERLİTAŞ: Sibel Can’ın saflarında savaşa katıldı. Bir adet “Scud füzesi” gönderdi. Fakat Gülben cephesinden anında fırlatılan “Katyuşa” türü roketleri görünce sindi.

Yazarın Tüm Yazıları