Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Büyük Kürt devleti kuruluyor, biz hala küçük siyasi hesaplar peşindeyiz…

Lütfen birbirimizi aldatmayalım. Eğer Esad kontrolü kaybeder ve kendini uzun süre Şam’a hapsederse, Suriye’nin kuzeyinde küçük bir “Kürt Bölgesi” kurulması kaçınılmazdır . Bu da, Ankara’nın çok korktuğu bir olasılığı kapımıza getiriverir. Biz ise hala küçük siyasi hesaplar peşindeyiz .

Bu konuya benden önce de değinenler oldu. Ancak önemli değil, ben bir defa daha hatırlatmakve dikkatinizi çekmek istiyorum.

Suriye’deki gelişmeler giderek farklı noktalara doğru kayıyor. Şimdi değineceğim senaryo gerçekleşmeyebilir, eğer gerçekleşirse o zaman dizimizi dövmemiz gerekecek. Nereye doğru gidildiğini hala göremeyenlere ateş püskürüyorum. Kabul edilecek bir şey değil. Yıllardır korkulan, kendi beceriksizliğimiz ve küçük düşünmemiz nedeniyle başımıza gelecek.

Müsade edin anlatayım.

Ne derece doğru kimse bilmiyor, ancak hem muhalif güçlerden, hem de gözlemcilerden gelen haberlere göre Esad, giderek Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki mücadeleyi bırakıp, elindeki güçleri Şam civarına çekiyor. Açıkçası Şam’ı, yani cumhurbaşkanlığı sarayını ( Dolayısı ile kendini ve ailesini) korumayı ön plana alıyor.

Bu boşluğun da Kürt kökenli Suriyeliler tarafından doldurulmak istendiği konusunda haberler geliyor. Kürtler bundan daha iyi bir fırsat bulamazlar. Başarırlar veya başaramazlar, ancak mutlaka bu fırsatı değerlendirmek isteyeceklerdir.

İşte Türkiye’ nin en büyük korkusu da budur: Irak ve Suriye’deki Kürtlerin birlikte hareket etmeleri ve giderek tek bir ünite haline dönüşmeleri. İleride de, Türkiye ve İran’daki “Bölümleri” de kendilerine ekleyip “Büyük Kürdistan”ı kurabilmeleri…

Bölgede öyle gelişmeler yaşanıyor, sınırlar öylesine oynaklaşıyor ki, artık “ Olmaz böyle şey” veya “ Biz buna müsaade etmeyiz” gibi büyük sözler edilemez.

Böyle bir şey bal gibi olur ve Türkiye de buna müdahele edemez…

Ne yapacaksınız ?

Savaş mı açacaksınız ?

GÖZÜMÜZÜ AÇALIM,YOKSA BÖLÜNECEĞİZ…

Bütün bu gelişmelere karşı biz ne yapıyoruz?

Akıllı bir toplum ne yapar?

Büyük resmi görüp, olayın nereye doğru gittiğini anlayıp, bölünmekten kurtulmak için kendi sınırları dahilindeki sorunu bir an önce çözmeye çalışmaz mı?

İşte en temel soru bu: Kendi Kürt sorunumuzu halletmek, kendi Kürt kökenli vatandaşlarımızı rahat ettirmek için ne çaba harcıyoruz?

Mehter takımı gibi, iki adım ileri, bir adım geri…

Ak Parti, iki değil üç- dört adım ileri attı. Sonra duruverdi. Oysa çok ümitlenmiştik. Sorunun çözümü olmasa dahi, “Yaşanabilecek” noktalara indirilmesi durumunda ülkenin bölünmesini engelleyebileceğimizin farkındaydık.

Sorunu sadece teröre ve PKK ile mücadeleye indirgemenin ve orada ısrarla durmanın, zorlayarak bir yerlere varmanın tehlikesini gördük.

Ya biz çok yanlışız veya iktidar büyük resmi görmüyor. İçişleri Bakanı Şahin tarzındaki yaklaşımla bir yere varabileceğini sanıyor. Eline geçen fırsatları, MHP’ye oy kaybettirmeyelim diye, harcıyor.

Küçük siyasi hesaplar yüzünden, büyük bir davayı kaybediyoruz. Veya hükümet hiçbirimizin anlayamadığı müthiş bir satranç oyunu oynuyor! Öyleyse, emin olun özür dilemeye hazırım. Yok değilse, o zaman ülkemin adım adım bölünmeye götürüldüğünü ve bunun sorumlularınından hesap sorulması gerektiğini haykırmaya devam edeceğim.

Bakalım, kim haklı çıkacak…

ALEVİLER ÖNCE KENDİ ARALARINDA BİR ANLAŞSALAR…

Hep söylemişimdir, ailemde bir Alevi olsaydı veya çocukluğumda Alevilik konusunda bilinçlendirilmiş olsaydım, seçimim mutlaka onlardan yana olurdu. Alevi olamayacağımdan, en azından Bektaşi olurdum.

Dünya görüşlerine, hoşgörülerine, hayata ve dine bakışlarına hayranımdır. Bu ülkenin temel direkleri olduğuna inanırım. Son derece önemli bir denge unsurudurlar. En büyük talihsizlikleri ise, Sünni bir gölün içindeki küçücük bir adaya hapsolmuş gibi yaşamak zorunda kalmalarıdır. Sünniler yıllar boyunca Alevilerin hayatlarını zehir ettiler. Bu insanları garip yaratıklar gibi gösterdiler. Topluma, Aleviliği sapık bir inanç, Alevileri de sapık insanlar olarak tanıttılar.

Yanlış mı?

İlk defa Ak Parti iktidarı sırasında bir kıpırdanma oldu. Bir ara, sanki yeni bir dönem başlıyormuş gibi bir hava estirildi. Sorunlarına çare aranıyormuş gibi bir izlenim yayıldı. İlk kez, Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in başkanlığında bir çalıştay yapıldı. Öneriler bir rapor haline getirildi.

Eeee sonra?

Kem Küm…Kem Küm…

Belki de, tüm iyi niyetine rağmen AKP de içine sindirememiş olacak ki, ilk adımlardan sonra yakınlaşmanın üzerine gitmedi veya gidemedi. Özellikle 2011’de estirilen hava, ılımlı açıklamalar ve jestlerin arkası pek gelmedi.

Peki, bütün bu gelişmeler yaşanırken Alevi dostlar ne yaptı ?

Sevilay Yükselir’in yazı ve programlarını izlemişsenir, anlamışsınızdır.

Sevilay Alevidir ve tüm Alevilere, herkesin yanıt beklediği soruları soruyor.

- Neden camiye gitmiyoruz?

- Neden oruç tutmuyoruz ?

- Neden namaz kılmıyoruz ?

Aldığı yanıtlar, dehşet verici manzaranın hala sürdüğünü gösteriyor.

Hemen her konuda bölünmüş Aleviler, en temel soruların yanıtında dahi ayrı görüşler ileri sürüyorlar. Sevilay haklı olarak çığlık atıyor: “Eğer biz en temel noktalarda anlaşamazsak, karşımızdakilerden ne bekleyebiliriz ki…”

Çok doğru…

Aleviler, iktidarlardan tutum değişikliği beklerken, bir yandan da kendi içlerindeki sorunların yanıtlarını bulmaları şarttır… Yoksa, Sünni anlayış onları bulundukları ortamdan kurtarmak için fedakarlık yapmaz.

Daha açıkçası, Diyanet’in pastasını paylaştırmak istemezler.

X