Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bursa’da zaman, Brüksel’de zaman

SON uykusuna Bursa’da dalmak isteyen Tanpınar Usta, “Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk, / Havayı dolduran uhrevî âhenk” temennisini dile getirir.

Ama ilk payitahtımıza olan aşkında bununla da yetinmez. “Beş Şehirden” denemesinde Evliya Çelebi’ye atfen Bursa’yı “ruhaniyetli şehir” diye tanımlar.
Öte yandan, bu defa Fransız edebiyatının diğer bir ustası olan André Gide 1914’deki gezisinde ne Türkiye’yi, ne ahaliyi, ne de İstanbul dâhil kentleri sever.
Bir tek Bursa’yı istisna tutar ve defterine, “tahminimden fazla üzülerek ayrılıyorum. Bu küçük ve hoş şehrin esrarengiz bir cazibesi var” notunu düşer.

KARAYOLUYLA Güney’e iniş çıkışlarda hep çevreden kat ettiğim ama hanidir uğramadığım Bursa’ya Eylül nihayetlerinde bu defa sırf o Bursa için gittim.
Tanpınar’lı “uhrevî ahengi” ve Gide’li “esrarengiz cazibeyi” aradım.
Buldun mu diye sorarsanız, hem hayır, hem evet cevabını vereceğim
Hayır, zira hep biliyoruz, kent bugün dev bir sanayi metropolüne dönüştü.
Zaman artık orada, ikinci ihracat merkezi olarak fabrikaların bantlarında; kişi başına gelirin şampiyon adayı olarak da AVM’lerin reyonlarında akıyor.
Ama aynı zamanda evet! Çok erken, sabah ezanı bile okunmadan, Ulucami avlusunda, Muradiye kubbesinde, Emir Sultan şadırvanında ruhaniyeti yine buldum.
Ahmet Hamdi Tanpınar mısralarına “Başındayım sanki bir mucizenin / Su sesi ve kanat şakırtısından / Billur bir avize Bursa’da zaman” diye devam ettim.

SONRA, çoğu yolcunun diğerine “Başkanım” diye hitap ettiği kabinde Çarşamba günü Brüksel’e uçarken, geçmişin “evet”li değil şimdinin “hayır”lı Bursa’sıyla beraberdim.
Türkiye’nin dördüncü büyük metropolünün Belçika başkentinde ve AB Yerel Yönetimler platformu çerçevesinde düzenlediği “Bursa Günleri”ne davetliydik.
“Başkanım” hitabı ise aktiviteyi “Bursa Belediyeler Birliği”nin düzenlemesinden kaynaklanıyordu. Büyükşehirden beldeye ve encümenden idareye, tüm “başkan”lar oradaydı.
Akıllarıyla bin yaşasınlar, ne iyi etmişler de böyle bir girişime karar vermişler!

HAYIR, Bursa’dan özel olarak getirtilen mahir aşçıların “İskender kebabı”na ve Tuluyhan Uğurlu’nun piyanosuna rağmen yine de katılımın esas olarak Türk ağırlıklı olmasını ve yabancıların tek tük kalmasını eleştirecek falan değilim.
Daha çok olsalardı tabii ki daha ehvendi ama bu işler hep böyle başlıyor.
Zaten de hayati olanı o “başlamak” fiili oluşturuyor.
Çünkü Osmangazi’den yahut Orhaneli’nden gelen ve ilk kez Avrupa çıkan toprak kökenli insanların Brüksel’deki “Concert Noble” salonunda teşrifat görmeleri veya merkantil kapitalizmin Brugge’deki ilk lonca mimarisini keşfetmeleri dahi özünde devrim değeri taşıyor.
Çapraz çayıyla Marmara arasındaki Karacabey ovasının ufku Meuse nehriyle Manş arasındaki Brabant ovasına açılıyor ki, geçmişte de ne Asturyalı İspanyolların, ne Algarveli Portekizlilerin ne  Silezyalı Polonyalıların hayreti şimdiki Karacabey sakinlerinden farklıydı!

ÖTE yandan, panel sırasında İspanyol vekil Alvarez’in dile getirdiği “adem-i merkeziyetçi Avrupa” gerçeğini en önce Bursa’nın kavraması da yine sivil bir devrimdir.
Dolayısıyla, AB’deki tüm önemli bölgeler gibi Bursa yöresinin de lobi yapmak için Brüksel’de temsilcilik açmak istemesi ve onun bu girişimini Komisyon nezdinde destekleyen Alman Hessen eyaletinin kendi yerini teklif etmesi, yeni zamanın ruhuna sonsuz uygundur!
Kuşku yok, Tanpınar Usta’nın “billur bir avize” diye tanımladığı o Bursa’daki o zaman şimdi bir de Brüksel yansımayla, aynı billurda evrensel gökkuşağı renkleriyle akıyor.

X