Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu yaptığınız insanlık dışıydı…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti açıkça bir insanlık suçu işledi. Kanser hastalığı terminal evreye giren bir mahkumun, bürokratik engeller yüzünden, aylardan beri evinde ölmesine bile izin verilmedi. Nedeni de, Adli Tıp Kurumunun 42 üyesinin bir türlü rapor verememeleriydi. Daha da ayıbı, bu kurulun başındaki isim, üstüne vazife olmamasına rağmen Toplum yararı” adına böyle davrandıklarını söyledi. Bu tutum tepkisiz mi kalacak? Utanın, utanın...

 

Sevgili okurlarım, kelimenin tam anlamıyla bir insanlık suçu ile karşı karşıya kaldık. Bu suçu da Türkiye Cumhuriyeti Devleti işledi..

 

Yazarken bile sinirleniyorum.

 

İster katil, ister hırsız olsun. İnsan insandır ve suçu ne olursa olsun Devlet onun sağlığını korumak zorundadır. Oysa bakın, Güler Zere’nin başına neler geldi. Milliyet’te hafta içindeki haber içler acısıydı:

 

Elbistan Cezaevi’nde yakalandığı kanser hastalığı ölümcül evrede olan 37 yaşındaki Güler Zere, Adli Tıp Kurumu gerekli raporu hazırlamadığı için hâlâ tutukluluk koşullarında yaşam savaşı veriyor. Zere’nin tedavi gördüğü Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mete Korkut Gülmen, Zere’nin kanserin en son evresi olan ‘Terminal’ evrede bulunduğunu söyledi.
Çağdaş Hukukçular Derneği de Adli Tıp Genel Kurulu’nun 42 üyesi hakkında suç duyurusunda bulundu.


“Anayasal düzeni yıkmak” suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılan Zere, 14 yıldır Elbistan Cezaevi’nde hükümlü. Cezaevinde ağız içi kanserine yakalanan Zere’nin hastalığı geç teşhis edilince hızla ilerledi. Balcalı’da mahkûm koğuşunda tedavi altında bulunan Zere, şu anda hastalığın en son aşaması olan 4. evresinde. Ailesi, sağlığına kavuşma umudu olmayan Zere’nin artık evinde kalmasını istiyor ancak, Adli Tıp Kurumu hâlâ rapor veremedi.

 

Zere’nin tedavi gördüğü Balcalı Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Gülmen, Zere’nin kanserin en son evresi olan ‘Terminal’ evrede bulunduğunu, bu nedenle cezaevi koşullarında bakım ve yardım olmadan tedavisinin mümkün olmadığı yönünde rapor verdiklerini söyledi.

 

Adli Tıp Kurumu’nun raporunun beklenmesi sebebiyle  dosya Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmediğinden, Cumhurbaşkanı da bir değerlendirme yapamamaktadır.”

 

Sonunda, Adli Tıp kurumu raporunu yazdı, Cumhurbaşkanlığı da af mekanizmasını devreye soktu. Raporkendisine ulaşır ulaşmazZere’yi affetti.

 

Bu kadar zaman geçirilmesi karşısında, acaba siz kendinizi nasıl hissettiniz bilemem, ancak ben insanlık adına açıkça isyan ettim.

 

Hele Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç.Dr. Haluk İnce’nin, Can Dündar’ın NTV’ dekiCanlı Gaste programına bağlanıp “Karar verirken hastanın yararı kadar, toplumun bazı kesimlerinin düşüncelerini de  düşünmek zorundayız” demez mi?

 

İnanamadım…

 

Düşünebiliyor musunuz, işi doktorluk ve sürekli eleştiri alan bir kurumu doğru dürüst yönetmek olan İnce, kalkıpToplum ne der?”  diyerek, bir insanın ölümünü seyredebiliyor.

 

Yazıklar olsun.

 

Neyse ki , Cumhurbaşkanı Gülkendinden bekleneni yaptı. Bu büyük insanlık ayıbına son verdi.

TSK KİMSEYİ SAKLAMAZ…

 

Geçen Salı gurup toplantısında, Başbakan’ın TSK konusundaki sözleriçok kişinin kafasını karıştırdı. Öyle cümleler kurdu ki, sankikurum içinde bir takım direnmeler varmış ve Başbakan “ Sorumluları korumayın…” diye uyarıda bulunuyormuş gibi bir izlenim yarattı. İşin ilginç yanı, sonradan da hiçbir açıklama yapılmadı. Oysa Başbakan, yanlış anlamalar olduğunda hemen düzeltir. Bu defa suskundu. Tüm yorumlara rağmen, ne tepki, ne de düzeltme geldi.

 

Merakla gelişmelerin hangi yöne gideceği bekleniyor.

 

Başbakan’ın işaret ettiği o meçhul sorumlu veya sorumlular kimler?

 

Ne olursa olsun, ben TSK ’nınbu işin üstünü örteceğine kesinlikle inanmıyorum. Özellikle Org. Başbuğ, onca açıklamasından sonra, böyle bir yola girmez. İşte bu açıdan bakınca önümüzdeki günler veya haftalarda önemli gelişmeler bekliyorum. Önünde sonunda, ya belgenin gerçek olup olmadığı veya gerçek ise sorumlusu anlaşılacaktır.

YAT BAYRAĞI İLE VATAN HAİNLİĞİ (!)

 

Baymak’ın yönetim kurulu başkanı Murat Akdoğan’a atfen SABAH (31.10.09) gazetesinde bir haber okudum ve doğrusu çok şaşırdım.

 

Akdoğan, daha önceyabancı bayrak altında dolaşan yatına Türk başrağı çekmiş. Yeni çıkan yasadan yararlanmış ve şöyle demiş:

 

“... Her yat sahibi Türk vatandaşının bu uygulamayla birlikte yatına Türk başrağı çekmesi gerekir. Düzenlemeye rağmenyatına Türk bayrağı çekmeyen vatan hainidir...”

 

Hoppala...

 

Herşey bitti, şimdi de yatına Türk bayrağı çekmeyen vatan haini damgasını yiyor.

 

Ne demektir bu?

 

Akdoğan acaba çok gereksiz bir açıklama yapmış olduğunun farkında değil mi? Yoksa, AKP iktidarına sempatik görenmekiçin mi bunu söyledi?

 

Hayır, Sayın Akdoğan... Türk bayrağınıçekip çekmemek tamamen bir ekonomik kolaylıkla ilgilidir ve bunu da en iyi siz biliyorsunuz. Eğer son düzenlemeyi yapanlar, içine son derece gereksizkısıtlamalar koymamış olsalardı, bugünherkes Türk bayrağına geçerdi. Oysa, bürokratikkafalar öylesine garipkısıtlamalar getirdiler ki, işin tadını kaçırdı. Bu kafa değişmeden, bayrak düzenlemesi hiçbir zaman beklendiği gibi işlemeyecektir.

SİNPAŞ’IN BAŞARISI

 

SİNPAŞ’ı artık hepimiz tanıyoruz. Türkiye’nin en önde gelen inşaat şirketlerinden birisi.Gazetelerdeki boy boy ilanlarıyla günlük yaşamımıza giren dev bir kuruluş. 

 

Bu hafta 35.doğum gününü çok ilginç bir şekilde kutladı.

 

Bir inşaat şirketinden nasıl bir kutlama beklersiniz?Çalgılı, şarkılı, yemekli bir davetle tüm müşterilerini ve yakınlarını kucaklamaları daha normal gelir değil mi? Oysa SİNPAŞ bunun yerine Almanya’nın eski başbakanı Schröder ve ABD eski başkanı Bill Clinton’ı davet etti. Bize yakın bir davetliye ve CNN TÜRK aracılığıyla dabu iki liderin görüşlerini bütün Türkiye ile paylaştılar.

 

Avni Çelik adeta yeni bir çığır açmış oldu. Hem kendine hem de şirketine küme atlattı. Demek ki, illaki çalgılı dansözlü zengin davetlerle değil, ciddi ve saygın toplantılarla da dikkat çekilebiliyormuş.

BELEDİYE BAŞKANLARI MI, DIŞ POLİTİKA YAPACAK…

 

Bu işler böyledir.

 

Kurumsallaşamamış ülkelerde, Başbakanlar hapşırınca  müritleri soğuk kaparlar.

 

Şimdiye kadar böyle bir durumla karşı karşıya kalınmamıştı, şimdi bu da oldu.

 

Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, aslında aklı başında bir insandır. Gaza mı geldi ne oldu anlayamadım. Üstüne hiç vazife olmadığı şekilde İsrail B.Elçisi Levy’i sert şekilde eleştirmiş.

 

Nerede kaldı nezaket ?

 

Üstelik, Türkiye’ nin dış ilişkileri ne zamandan beri belediyelerin görev alanına girer oldu? Bir de baktık, Belediye Başkanlarını bu defa öğrenciler de izlemeye başladılar.

          

Başbakan veya Dışişileri Bakanı İsrail’i eleştirebilir. Onların kafalarında bazı dengeler vardır, kullandıkları kelimelerin özel anlam yüklüdür. Sizler ise, tutumunuzla bu ülkeye çok daha büyük zarar verdiğinizin farkında değil misiniz ?

          

TV’ye çıkacak milletvekillerini dahi seçen Başbakan ve en yakın danışmanı Davutoğlu , bu manzaraya seyirci mi kalacaklar?

NEHİR KENARINDA BEKLİYORUM...

 

Çinatasözüdür.

 

Çok severim.

 

Eğer nehir kenarında yeterli süre kalabilirseniz, mutlaka sana kötülük edenlerinsuyun içinde sürüklenerek geçtiğini görürsünüz”

 

Şimdiye kadar bu atasözüne uygun şekilde, bana kötülük etmiş nice kişinin nehrin sularında sürüklenerek geçip gittiğini gördüm.

 

Yenilerini de bekliyorum.

PROF. GÜNUĞUR’DAN AB DERSİ...

 

Avrupa Ekonomik Dayanışma Merkezi (EKO) tarafından yayınlanan bu kitap, bilimsel bir çalışma. Lisans, yüksek lisans ve doktora çalışması yapangençler için bulunmaz bir kaynak. Belgeleredayalı bilgiler kamu veya özel sektördeki her kurum ve kuruluş için vazgeçilmez bir çalışmadır. Prof. Dr. Haluk Günuğur gibi, yaşamını AB ve bilimsel çalışmalara adamış bir bilim adamı için gurur duyulacak bir eser.

X