Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

“Bu Türkler artık çok oluyor”: Nükleer takastaki Türkiye...

Tahran’da Pazar günü İran, Brezilya ve Türkiye arasında imzalanan anlaşmanın kestirmeden “siyasi tercümesi” şöyle:

      1- Türkiye, bu anlaşma ile “uluslararası ilişkiler haritası”na “işlevsel, etkili” ve en önemlisi “güvenilir” bir aktör olarak ismini yazdırmıştır;

2-  İran-Batı “nükleer tahterevallisi”nde top Batı’nın sahasına geçmiştir.

İlk maddedeki “güvenilir” olma konuma özellikle önemli zira 10 maddelik anlaşmanın 5. Maddesi “... İran İslam Cumhuriyeti 1200 kg düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun Türkiye’de muhafazası konusunda mutabıktır” ibaresi dikkat çekiyor.

Keza, 8. Madde “Bu Bildirinin şartlarına saygı duyulmadığı takdirde, İran’ın talebi üzerine, Türkiye süratle ve şartsız olarak İran’ın düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyumunu İran’a iade edecektir” hükmünü içeriyor.

Dünyada neredeyse kimsenin güvenemediği ve bundan da önemlisi hiç kimseye “güvenmeyen” İran, yukarıdaki maddelerle Türkiye’ye “istisnai” bir “güven” belirtmiş oluyor. Dolayısıyla, İran’la iş yapacak olan “uluslararası topluluk” için Türkiye adeta “vazgeçilmez” bir yol oluşturmuş oluyor.

Türkiye’nin bastırmasıyla anlaşma metnine giren 9. Madde ise, Türkiye’nin Batı’nın işini kolaylaştırmasına yönelik ve bu yönüyle “çifte rolü”nü yerine getirmesi gibi anlaşılabilir:

“Türkiye ve Brezilya, İran İslam Cumhuriyeti’nin 5+1 ülkeleri ile Türkiye ve Brezilya dahil herhangi bir yerde, her iki tarafın önerilerinin ortak noktaları uyarınca, müşterek taahhütleri temelinde ortak konularda görüşmelere hazır olmayı sürdürmesini memnuniyetle karşılamışlardır.”

* * *

Nükleer yakıt takas anlaşması, İran ile Batı arasında nükleer pazarlık ve müzakerelerde bir “güven arttırıcı önlem” niteliğinde, yani “sorun”un çözümünün kendisi değil. Sorunun çözümü, İran ile 5+1’in müzakereleriyle sağlanabilir. Bu yol açık tutulduğu gibi, Türkiye ile Brezilya “ev sahipliği”ne de hazır.

Ancak “takas mutabakatı” ile top, Batı’nın sahasına geçmiştir ve Türkiye, kendiliğinden 5+1+1 denebilecek bir “denklem”in içine kendisini sokmuştur.

Ne derseniz deyin, varılan nokta, uluslararası diplomasi açısından Türkiye’nin “büyük başarısı”na işaret etmiştir.

Peki, Türkiye’nin kendisi de barışçıl amaçlı nükleer programda çok ileri bir noktada bulunan ve kendisi gibi BM Güvenlik Konseyi’nin geçici üyesi olan Brezilya ile birlikte kotardığı anlaşma yürür mü?

Ahmet Davutoğlu, dün iki buçuk saat boyunca 40 dolayındaki basın mensubuna bu anlaşmanın arka planını ve bol “off-the-record”lu öyküsünü anlattı. “Bir yol kazasına uğramazsa” anlaşmanın yürüyeceğini söyledi.

“Yol kazası” ne olabilir?

“2009 Kasım ayında bu anlaşmanın içerdiği hususlara çok yaklaşılmıştı. O vakit yapıldığı gibi kamuoylarını kışkırtacak türden açıklamalar başlarsa ortamı bozar. Yol kazası öyle bir şey olabilir...”

Yani, “ortamı gerecek açıklamalar” ve o tür bir “retorik”.

Gerçi, varılan anlaşmanın 4. Maddesi ilk üç maddeye atıf yaparak, “Bu temelde, nükleer yakıt değişimi, milletler arasında işbirliği ve olumlu yapıcı bir hareket başlatacak bir başlangıç noktasıdır. Böyle bir hareket, İran’ın NPT’den kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini tehlikeye sokacak tedbir, eylem ve retorik açıklamalardan kaçınmak yoluyla her türlü çatışmanın yerini alarak ve çatışmadan kaçınarak barışçı nükleer faaliyetler sahasında olumlu etkileşim ve işbirliği sağlamalıdır” diyor ve söz konusu “retorik”in önüne geçmeye çalışıyor ama Batılı, özellikle Avrupalı ülkelerden gelen ilk tepkiler pek iç açıcı değil.

Bunun nedeni, Davutoğlu’na göre “Batı’nın Türkiye’nin bu işi kotaracağına inanamaması. O yüzden anlaşma ortaya çıkınca birçok ülke şaşkına döndü. Şok oldu. Bu bakımdan, Batılı ülkelere birkaç gün ‘hazmetme’ süresi tanımak gerekir.”

Bu değerlendirmeyi işittiğimde bir önceki yazımdaki vurgunun doğruluğuna kanaat getirdim. Özellikle Avrupalılar –özellikle büyük Avrupa ülkeleri- uluslararası sistemde “orta büyüklükteki ülkeler” konumuna düştüklerinin ve Türkiye, Brezilya gibi “orta büyüklükteki güç merkezleri”nin siyaset sahnesine çıkmalarından biraz şaşkınlar. Uluslararası sistemde ‘tektonik’ değişiklikler oluyor.”

Haliyle, bunun için bir “hazım süresi” lazım.

Bir meslektaşımızın tanımıyla Mavi Jean reklamındaki “Bu Türkler artık çok oluyorlar”ın diplomasideki yansımasını izliyoruz.

Batı denince “yekpare” bir bütün yok. Tahran’da varılan takas anlaşması, Obama’nın çözüm parametreleri ile uyuşuyor üstelik. Obama, üç hafta önce gönderdiği mektupta, İran’ın 1200 kilogram düşük yoğunluktaki uranyumu “bir seferde” olmak üzere dışarı çıkartmasının altını çizmişti.

Anlaşma, bunu sağlamış durumda.

* * *

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bir dizi ince teknik ayrıntısı olan konuya ilişkin sorulardan birini cevaplandırırken, gülerek “Bu konuda son aylarda öyle bir uzmanlaştım ki, bir nükleer reaktörde pekala çalışabilirim” dedi.

Uranyumun kilogram ölçümleri, zenginleştirilmiş ya da düşük yoğunluktaki uranyum, bir dizi teknik ayrıntı söz konusu. Ahmet Davutoğlu’nu dinleye dinleye bizler de “uzmanlaşma” yolundayız.

Ne Davutoğlu, ne de bizlerin IAEA’da (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) istihdam edilmek gibi bir durumu yok. Konunun siyasi anlamını çözmek ve yansıtmak yeterli.

Onun ne olduğunu anlamak için, yazının ilk bölümüne geri dönün.

Yeter. 

X