Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu şahsın dediklerine inanabiliyor musunuz?

Doğrusunu söylemek gerekirse, daha ilk gününden itibaren emekli Albay Arif Doğan'ın anlattıklarına ben inanamıyorum.

Öylesine fantastik senaryolardan söz ediyor, öylesine müthiş açıklamalar yapıyor ki inanılması son derece güç geliyor.

 - 78 kelle aldım,diyor.
 - Jitem'de çalışan 10 bin kişi olduğunu ve hepsinin kendi emrinde çalıştığını ileri sürüyor.
 - Kandil'e tek başına yürüyerek gittiğini anlatıyor.
 - Hizbullah'ı da kendinin kurduğunu belirtiyor.
 - Faili meçhul cinayetlerini ballandıra ballandıra hikaye ediyor.
 
Uzun süredir bu açıklamaları yapıyor ve sonra da dışarda dolaşıyor.
 
Bu şahıs ya gerçekten uyduruyor ya yapmadıklarını da yapmış gibi birilerinin korunması için başka başka olayları ortaya atıyor.
 
İlk günden beri kuşkuluyum.
 
Kendini süpermen gibi taktim edenleri zaten oldum olası sevmem; ancak bu Arif Doğan hepsinden daha bir garip çıktı.

AYIPTIR, VAZGEÇİN ŞU PROTESTOCU AVINDAN...
 
İnanılır gibi değil.
 
GS Arena’daki olaydan sonra başlatılan protestocu avı devam ediyor.
 
Başbakan’ın böyle bir şey isteyebileceğine inanmıyorum. Şirin gözükmek isteyenlerin gazıyla, herkes kolları sıvamış durumda.
 
Kulüp yönetimi, Allahtan böyle bir yaklaşımın ne kadar hatalı olacağını görmüş olacak ki, avcılığı bıraktı. Polis ise, elinden geleni ardına bırakmıyor.
 
Peki ne bulacaklar ?
 
Başbakanı ıslıklayan ve protesto eden 100-150 kişiyi tespit edecek ve ardından da gözaltına almalar başlayacak.
 
Ne soracaklar ?
 
“Başbakanı neden ıslıkladınız ?”
 
Alacakları cevap çok net olacak :
 
“Demokratik hakkımı kullandım. Ne silah kullandım, ne de hakaret ettim.”
 
Eeeee, sonra ne olacak ? Bu insanlar neyle suçlanacaklar ?
 
İşte bundan dolayı , yapmayın etmeyin , diyorum.
 
Kendi kendimizi komik duruma sokuyoruz. Dünyanın dört bir yerinde, dört bir lider bu tip durumlarla karşı karşıya kalabilir. Siyaset denilen oyunun bir parçasıdır, bu...

 ADNAN POLAT DOĞRUSUNU YAPTI…

Kim ne derse desin, yaşanan olaylardan dolayı kafası koparılması gereken insan değil. Önemli bir işi başardı, ancak yol kazasına uğradı. Bir dil sürçmesi yapmış olabilir, ancak bunu da düzeltti. 4-5 AKP’li eleştirdi diye, üstüne çullanmak GS’lılara yakışmıyor.


Pazar Arena’da yaşananlarda Adnan Polat’ın hiçbir suçu yoktu. Yakından gördüm, biliyorum.
Açılıştan çok önce herkese “Başbakanın protesto edilmesinden korkuyorum. Çok ayıp olur. Ancak yapacak bir şey de yok” dedi.

Engelleyemedi. Zaten engellemesinin de imkanı yoktu. Tek dil sürçmesi “Protestocuları tespit ettirip bir daha stada sokmayacağız” demesiyle yaşandı.

Sonradan onu da düzeltti ve “Protestocuları değil, provokatörleri stada sokmayacağız” dedi.

Başbakandan özür dilemesi üzerine müthiş bir kampanya başladı. Galiba çıkıp “ Tayyip Bey, bu kadar alınacak idiyseniz gelmeseydiniz kardeşim” diye posta koymasını bekleyenler vardı ki kazan kaldırdılar.

Adnan Polat’ı zamanında çok eleştirdim ancak bu olayda hiçbir suçu yoktu. Onu timsahların ağzına atacağımıza sahip çıkmamız gerekir.

GS’ın hasta muhalifleri fırsat buldu, adamın üstüne saldırıyor… Ayıptır…

GS bugün, Başkanın etrafında birleşmeli, beğenmeyenler tutumlarını kongrede oylarıyla göstermeliler. Gün linç günü değildir.

Bugün Adnan Polat'ı ateş altına alanların, yarınki Sivas maçının ve ardından gelecek diğer maçların sonucuna göre tutumlarını yeniden ayarlayacaklarını da unutmamak gerekir. Futbol böyledir, takım kazanırsa Kral muamelesi görür,  kaybederse tepetaklak gidersiniz.

* * *

TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar da yaptığı konuşmadan pişman. Akşam Gazetesine verdiği demeçte belli ediyor, ancak asıl yakınlarına dert yanıyor.

Konuşmaya başladığı zamanki protestolar onu da şaşırtmış ve metnin dışına çıkmış.

“Hata ettim, üzüldüm” diyor. Gerçektende geçen haftaki Arena olayında tam anlamıyla bir yol kavgası yaşandı ve yara alanlardan biri de Bayraktar oldu. Oysa, Arena için en çok çaba harcayanlardan biriydi. Hakkını verelim…

Canaydın’ın acizliğinden söz ettiği ileri sürüldü (zira ses düzeni felaketti ve doğru dürüst anlaşılamadı) oysa Canaydın’a çok yakındır.

Anlayacağınız, Bayraktar da üzgün.

İyisi mi bu defteri artık kapatalım da, yaralar daha fazla kanamasın…

BENDE SANSÜRCÜ BENDE KORKAĞIM 

Hıncal Uluç, perşembe günü yazısında beni topa tutmuş. Dün de M.Ali Yılmaz topu alıp ne korkaklığımı, ne gazeteciliğimi ne de sansürcülüğümü bırakmışlar.
 
Ne gazeteciliğimi bırakmış, ne sansürcülüğümü.
 
Hıncal böyledir, kalemi ve dili keskindir. Yılların Hıncal'ını değiştirecek değiliz ya... Neyse , Arena gecesinde, Başbakana protesto başlayınca benim "Eyvah" lafımı almış ve ardından da Kanal D ve D Smart' ın olayları sansür ettiğini söylemiş.
 
Eyvah dedim tabii, zaten saklamadım. Olayın böyle bir protesto gösterisine dönmesinin GS'ya hiç yakışmayacağına inandığım için Eyvah dedim. Ancak ben yayının yönetiminde olan biri değildim.Yayını kesme yetkim yoktu. Üstelik yayın kesilmedi.Kanal D belirli bir süre devam etti ve yayını D Smart'a bıraktı. Yani, sesin kısılması konusunda herhangi bir müdahelem olmadı, zaten olamazdı da...Bizde her aklına gelen yayını yönlendiremez.

Eğer bu dostlar illaki istiyorlarsa Başbakandan korktuğumdan sansürcülüğüme kadar her türlü nitelemede bulunma hakları vardır.
 
Bunu, üstünde durulacak bir olay gibi de görmüyorum doğrusu. Olan olmuş, şimdi bundan sonrası önemli.
 
2B YASASI , BÜYÜK HAKSIZLIKLARI ÖNLEYECEK

Kim ne derse desin, ben 2B büyük bir memnuniyetle karşıladım.
 
Düşünebiliyor musunuz, adam devlete ait , harika manzaralı bir arazi üstündeki ormanlık bölgeye ev yapmış, sonra yanına bir başkası gelmiş ve bir süre sonra koca bir kasaba ortaya çıkmış.
 
Tabii iş bununla da bitmemiş.
 
Belediye göz yummakla kalmamış, elektrik, su getirmiş . Yollar yapılmış ve sanki normal bir inşaatmış gibi , gecekondulara kat çıkma hakkı dahi vermiş.
 
Ormanlık bölge yok olmuş, kentleşme başlamış.
 
Şimdi devlet geliyor ve “Haydi arkadaş, buraya kaçak inşaat yaptın, devletin hakkını gaspettin, bari parasını ver. Ben de buna karşılık iskan ve oturma izni vereyim.” diyor.
 
Doğrudur, hiç değilse bu çarpıklık devlete gelir şeklinde geri dönmelidir.
 
Kabul ediyorum, şimdi başka yerlerdekiş ormanlara da saldırı başlayabilir. Oraları korumak da devletin görevi olmalı.
 
Şimdi göreceksiniz , bazı pişkinler para ödememeye kalkacak. Malın üstüne yatmaya kalkacak. İşte buna müsaade etmemek gerekiyor. Eğer ödeyemeyecek durumdaysa , yerini satar ve rahat yaşayabileceği bir yere gider.
 
Bu kadar basit...Artık oy için topraklarımızı peşkeş çekmekten vazgeçelim.


KİTAP KÖŞESİ TANRI'NIN ENFORMASYONU

Eski başbakanlarımızdan Tansu Çiller'in eşi Özer Uçuran Çiller'in son kitabı “İnfoteizm – Tanrı'nın Enformasyonu” Doğan Kitap'tan çıktı. Özer bey kitabında, inanç, din, evrenin oluşumu ve materyalist düşünceler gibi kavramları açıklıyor. Ayrıcayüzyıllardan bu yana merak içinde olduğumuz varoluşun nasıl gerçekleştiği sorusuna dinsel, felsefi, tarihi ve bilimsel olgular ile birlikte cevap aramaya çalışıyor. Kitap ilgilileri için çok iyi bir çalışma. Çiller kitabını Şems-i Tebrizi'nin “Aranılan son mertebesi, arayandır” sözleriyle açıklıyor. (0212 373  77 00)
      *
YOLCU 482

Enis Batur'un son kitabı “Yolcu” Kırmızı Yayınları'ndan çıktı. Batur, kitabını “Bir tür entelektüel otobiyografi denemesi” olarak niteliyor. Yolcu, son derece güzel bir çalışma olmuş. Yazarın dili ve yaklaşımı çok etkileyici. Size kitabın arka kapağından bir alıntı yapayım; Yolcu, “Şiiri, yazıyı, yazmayı, yazını, duruşu ve yer değiştirişi, yerine arayışı ve yitirişi konu edinen” bir çalışma olarak anlatılıyor. Bence okunası bir çalışma. (Kırmızı Yayınları:  0212 253 53 25)

X