Bu maçı, yüreğim ağzımda izleyeceğim…

Bu gece TV’nin karşısına, dualar ederek oturacağım. Bu gece her şey olabilir. Türkiye- Ermenistan ilişkilerinin önü de açılabilir, her şey berbat olup bu kıymetli fırsat kaçırılabilir. Maçın skorundan tutun da, maç sırasında ve sonrasında yapılacak tezahürata kadar, her şey şansa bağlı. Binlerce insanın dolduracağı bir stadyumda yaşanacak olanları kimse kontrol edemez. Allah korusun…

Haberin Devamı

Sinir içindeyim.

          

Son derecede heyecanlıyım.

          

Türk-Ermeni ilişkilerini çok uzun zamandan beri izlerim ve soykırım sorununun ancak ilişkilerin açılması, diyalogun geliştirilmesiyle aşılacağına inanırım. Yoksa belgesel yayınlamak, konferans yapmak veya Uluslararası arenada karşılıklı olarak birbirimize gol atarak bir yerlere varamayacağımızdan eminim.

          

Bundan dolayı, Cumhurbaşkanı Gül’ün ve Ermenistan Cumhurbaşkanı Serkisyan’ın karşılıklı olarak aldıkları siyasi riski destekledim.

          

Her ikisi de çok cesur davrandı.

          

Heyecanlı ve tedirginim.

Haberin Devamı

          

Zira, kontrolü öylesine zor bir olay ki, ne kadar önlem alırsanız alın, onbinlerce insanın izleyeceği bir maçta yaşanacakları yönlendirebilmeniz imkansızdır.

          

Birileri ellerindekini Türk Cumhurbaşkanına fırlatsalar ne olur?

          

Gül stada girdiği anda, tribünlerin ayağa fırlayıp yuhalamasını kim durdurabilir ki?

          

Türkiye maçı 5-0 gibilerden büyük bir farkla kazanırsa, o stadı dolduranların, ister kendi takımlarına, ister Türk takımına tepkisi durdurulabilir mi ?

          

Neresinden bakarsanız bakın her an bir şeyler çıkabilir.

          

İşte size iki senaryo…

          

Türkiye Cumhurbaşkanı stada girince, büyük bir alkış kopmasa bile, nezaket çizgisinde küçük bir alkışın çıkması bizi memnun eder veya tribünlerdeki sessizliğin devam etmesi dahi yeterli görülebilir.

Maçın sonunda, Türk takımı galip gelse dahi, tribünlerden çıkacak mütevazi bir alkış, Türk kamuoyunda bambaşka bir hava yaratmaya yeter.

Haberin Devamı

          

Ermenistan hükümetinin Gül’e göstereceği misafirperverlik, görüşmelerden sonraki basın toplantısında yapacakları açıklama, Türk-Ermeni ilişkilerinin yeni bir sürece girmesine yol açabilir.

          

Diğer senaryoları düşünmek dahi istemiyorum…

          

Tribünlerdeki çirkin bir tezahürat…

          

Sahaya atlayıp Türk futbolculara hücum edebilecek fanatikler…

          

Bu senaryo, her şeyin bozulmasına yetecektir.

          

Bizde nasıl fanatikler varsa, Ermenistan da var.

          

Bizler nasıl Soykırımı reddediyor ve haklı olduğumuza inanıyorsak, onlar da Soykırımın gerçek olduğuna inanıyorlar.

          

Kimimiz, nasıl sorunların diyalogla çözülebileceğine inanıyorsak, kimimiz de ancak gerilimle ve vurup kırmakla sonuç alınabilineceğine inanıyor.

Haberin Devamı

          

Aynı durum Ermeniler için de geçerli.

          

Bundan dolayı, eğer her şey yolunda giderse sevinmeli, aksi senaryolarla karşılaşırsak “ yazık oldu” deyip, başladığımız noktaya geri döneceğiz.

          

Bundan dolayı, başarı şansı ne olursa olsun, Gül’ün aldığı risk bazı şeyleri değiştirebileceği için, yerinde bir adım olmuştur.

 

KANAL D’NİN 15 İNCİ YILI

 

Eylül ayı, biz yayıncılar için ayrı bir önem taşır.. Tatil biter, yeni yayın dönemi başlar.. Biz de okula başlayan çocuklar gibi o heyecanı hep içimizde taşırız.. “Türkiye’nin kanalı Kanal D”, yeni yayın dönemine, her zaman olduğu gibi adına yakışır bir şekilde hazırlandı.. Her yıl eğlenceli konseptlerle, bizlerin de katıldığı tanıtım filmleri çekilir bu hazırlıklar duyurulur.. Kanal D mutfağı ve sezon hazırlık kampı filmlerini hatırlasınız... Bu yıl bizim için ayrı bir özellik daha taşıyor.. Çünkü 15.yaşımızı kutluyoruz.. Yani Kanal D, 15 yıldır Türk izleyicisinin yanında, oturma odasında… Ekrandaki tanıtım filmlerinde de görüyorsunuz zaten.. Kanal D, genç yaşlı, kadın erkek, 7’den 70’e Türk toplumunun tüm kesimlerine hitap eden, hayatın her alanında yanlarında olmayı başarabilen bir yayıncılık yapıyor.. Her yıl “en çok izlenen kanal” unvanını elinde tutması da başarının kanıtı.. “Türkiye’nin kanalı” yeni yayın döneminde de, önceki yıllarda olduğu gibi izleyicisinin yanında olmaya devam edecek.. Sakın bizden ayrılmayın…

Haberin Devamı

 

HALAÇOĞLU, BİR TEŞEKKÜR DAHİ HAK ETMEDİ Mİ?

 

Prof. Yusuf Halaçoğlu, tam 15 yıl Türk Tarih Kurumunun başında kalmış ve Türkiye’nin Ermeni iddialarına karşı yürütülen çalışmaları yönetmiş, yönlendirmiş bir insan.

 

Tezlerini ve Ermeni konusuna yaklaşımını beğenir ve beğenmeyebilirsiniz. Ancak ne olursa olsun, Prof. Halaçoğlu Ankara’nın genel yaklaşımına önemli katkılarda bulunmuş olmalı ki, 15 yıl boyunca böylesine önemli bir görevde tutuldu.

 

Sonra, günün birinde gazeteleri açıyor ki, görevden alınmış ve yerine bir başkası atanmış. Hala bugüne kadar da, neden görevden alındığınadair ne bir açıklama, ne de kuru bir “teşekkür”.

 

Ne kadar nankör, ne kadar hoyrat bir yaklaşım değil mi? Oysa görevden alınması doğaldır. Siyasiotorite, ister farklı bir politika izlemek istediğinden dolayı, ister nöbet değişimi adına bu değişime gidebilir.

 

Haberin Devamı

Ancak nöbet değişimi, böyle yapılmaz.

 

Sanki suçluymuş veya yetersizmiş gibi; bir telefonla gönül almak, bugüne kadar ki hizmetlerinden dolayı teşekkür etmek varken, kaba bir tutumla kapının önüne bırakmak tek kelimeyle ayıptır.

 

İşte bu tutum, devleti yönetenlerin bürokrasiye hoyrat yaklaşımının tipik bir örneği. Üstelik, bu tutum sadece AKP’ye de özgü değil. Oldum olası, devleti yönetenlerin, devlete hizmet verenlere bu yaklaşımını izliyoruz. Bu kabalık ne yazık ki, giderek alışkanlığa dönüşüyor.

 

İnsanlarımıza değer vermediğimiz ve göstermediğimiz sürece, T.C. devleti gereken hizmeti alamayacaktır. İlgililere duyurulur...

 

BİR BALIK ÇİFTLİĞİ SAHİBİNİN İTİRAZI VAR...

 

Bu köşede olsun, son haftalarda tüm medya kurumlarında olsun, Balık Çiftliklerine karşı son derece sert eleştiriler çıkıyor. 26.8.2008günkü yazımda da ben, bu felaketindurdurulamamasının tamamen Ankara’daki bürokrasi içindeki yetki kargaşasındankaynaklandığını vebüyük şirketlerin para gücüyle bakanlıkları etki altında tutup, bir düzenlemeçıkarılmaması için çalışmalarına bağlamıştım. Necdet Saraç adlı bir Balık Çiftliğiişletmecisi, yazıma destek verenşu e-posta’yı yolladı:

 

“ Değerli üstat,

Türkiye’deki balık çiftlikleri işletmeleri konusundaki saptamalarınıza katılmamak elde değil.

Bu konuda Ankara duyarsız, toplum şaşkın. Yazınızda belirttiğiniz gibi "Yönetsel" olarak işin sahibi yok.Kimi bakanlıklar gereksiz gibi görüyor. Kimi bakanlıklar olayı yalnızca çevre sorunu açısından değerlendiriliyor. Kimi bakanlıklar da -Tarım Bakanlığı"- tavşana kaç-tazıya tut odaklı politikalar yürütüyor. Orman ve çevre Bakanlığı da durumdan yararlanıp tarım bakanlığının yetkilerine el koyup, "Çevre Yasası"nın bazı hükümlerini kendine göre yorumlayarak, tek başına balık çiftlikleri konusunda düzenleme ve planlar yapıyor.

 

Devletin zamanında açıkça destekleyerek kurulmasına izin "ruhsat" verdiği çiftliklere, derhal kapatılması ya da kaldırılması yönünde tebligatlar yolluyor. Bu gibi idari işlemler. "İdare Mahkemelerince" hukuki eksiklik gerekçesiyle iptal ediliyor. Durumdan tekelleşmeye doğru giden bir takım kuruluşlar yararlanıyor. Nasıl mı? Yazınızda da belirttiğiniz gibi, bilimsellikten uzak, pratik bilgiye dayalı koylarda öbeklenmiş küçük çiftlikler, bu yanlış politikalara dayanamayıp, ruhsatlarını büyük kuruluşlara devrediyorlar. Bunların içinde Yunanistan’ın halka açık büyük kuruluşları da var.

 

Sözünü ettiğim bu büyük kuruluşlar, Su ürünleri politikalarında, Tarım Bakanlığına doğrudan yada dolaylı olarak büyük çapta etkili kuruluşlar. Çağ gerçekleriyle, bilimsellikle ve toplum yararlarıyla bağdaşmayan bu çıkmazın(en azından bu gün için) sürüp gitmesini destekliyorlar...”

 

Necat Saraç

Balık Çiftliği işletmecisi

 

 

 

 

MEHMET ALİ BİRAND—CUMA

 

LONDRA SERGİSİNDE

NEDEN TÜRKİYE YOK?

 

Geçenlerde Milliyet’te bir haber gördüm. 25 ekim’de Londra’da açılacak olan “Bizans 330-1453” sergisinde hiçbir eserimiz yokmuş. Habere göre biz çok yüksek sigorta talep etmişiz ve eserlerle birlikteuzman” yollamak istemişiz.Benim bu çok merakımı çekti. Biz sahiden eserlerle “dadı” mı yolluyoruz? Sergi 6 ay açık olacağına göre bu biraz pahallı bir “dadı” olmuyor mu?

 

Böyleprestijli bir sergideolmamamız ayıp değil mi? 25 Ağustos’ta çıkan bu habere henüz kimse cevap vermedi.

Yazarın Tüm Yazıları