Bu kadarı ayıp

TÜRKİYE'nin ‘‘buhranlı’’ anlarında Çankaya Köşkü'ne kapanan ve sorunların çözümünde en küçük bir işlev dahi üstlenmeyen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, tam aksine ‘‘sorun yaratan’’ adam olmak için elinden geleni ardına koymuyor.

Göreve geldiği günden bu yana ‘‘gerektiğinde’’, Sezer'i eleştiren ender kişilerden biri olduğum için bugün bu yazıyı yazma hakkını kendimde buluyorum.

Bazı ‘‘İslamcı’’ gazeteler ve yazarlar gibi işime geldiğinde alkışlayıp, işime gelmediğinde eleştirenlerden olmadığım için içim rahat.

Dikkat edin ve hafızanızı biraz zorlayın. Türkiye, Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı döneminde pek çok sıkıntılı dönem yaşadı.

Sezer bunların hiçbirinde ön plana çıkıp inisiyatif kullanmadı, sorun çözücü olmadı, birliktelik sağlayıp sorunların aşılmasında katkı sağlamadı.

Bir süreden beriyse, tam aksi bir biçimde ülkede gerilim yaratacak pek çok tavrın sahibi oldu.

Siyasi geçmişi olmayan bir Cumhurbaşkanı olmasına rağmen, bir siyasetin içinden gelen cumhurbaşkanlarının tümünden daha fazla siyasi taraf rolüne soyundu.

Cumhurbaşkanlığı koltuğunu sürekli olarak ‘‘kafasına göre’’ değerlendirdi.

O makamın ananelerini altüst etti.

Ondan önce 76 yıl boyunca kullanılan tören geleneklerine uymadı.

Canı istemedi frak giymedi.

Canı istemedi törenlere katılmadı.

Canı istedi törenlere her zaman çağrılan kişileri törenlere çağırmadı.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı döneminde kendini ‘‘Anayasa’’ yerine koydu.

Cumhurbaşkanı olunca o görevini bırakmadı. Yasaların Anayasal olup olmadığına kendi karar verdi. Yüce Mahkeme'yi sıklıkla devre dışı bıraktı.

Son davetiye kriziyle şimşekleri üstüne çekti.

O da yetmedi, dünkü 29 Ekim törenlerinde bu ülke topraklarında yaşayan kimsenin kolay kolay yapmayacağı bir şey yaptı.

Üstelik de bunu ‘‘inat’’ olsun diye yaptı.

Oruçlu bir grubun önünde, suyu kaldırıp kafasına dikti.

Bu ülkede kimse kimsenin orucuna karışmaz, karışmamalı.

Ama oruç tutana da kimse saygısızlık yapmaz.

Cumhurbaşkanı Sezer bunu da yaptı.

Benim gibi hayatında bir gün bile oruç tutmamış birine göre bile ayıp etti. Hem de çok...

İmar bilmecesini normal adam çözemez


BDDK Başkanı Akçakoca tavsiyemize kulak verdi ve artık ‘‘vergi verenleri’’ sık sık bilgilendiriyor.

Dün yine konuştu ve önemli açıklamalar yaptı.

Adalet Bakanlığı'nın hazırladığı yeni yasayla ilgili olarak son derece doğru bir laf etmiş: ‘‘Kim daha hızlı tahsil ediyorsa o etsin. Türkiye'nin yararına olur.’’

Aynen ben de bunu söylüyorum.

TMSF'nin tahsilatta sorunu var ise bu işi Maliye yapar.

Burada hiçbir sorun yok.

Bir açıklaması ise korkunç: ‘‘İmarbank'ın tekrarlanmaması için bilgi işlem mühendisleri alacağız.’’

Bu ‘‘itiraftan’’ anlıyoruz ki, BDDK'da bilgi işlem mühendisi yok.

Bankacılar BDDK'ya bankacı arkadaşlarını doldurmuşlar ama bankaların neredeyse bütün işlemleri bilgisayar üzerinden yapıldığı halde, bilgi işlem mühendisi almamışlar.

İlginç...

Ancak bilgi işlem mühendisi almaları İmarbank'ı çözmelerini sağlamaz.

İmarbank'ı çözmek için birkaç mafya üyesini ve Selçuk Parsadan'ı almaları gerekiyor.

Polis ne yapsın


SİZE bir mahkeme salonunda geçen müthiş bir diyaloğu aktaracağım:

Hákim: Oğlum sen daha bu sabah çıkmadın mı mahkemeye? Serbest mi kaldın?

S.K.: Evet efendim. Ama ben uyumak için geldim.

Hákim: Allah Allah, her gün uyumak için mi geliyorsun?

Gelin size olayı anlatayım:

Serkan Kocayemiş, Şişli'de bir büfeyi soyarken suçüstü yakalanır.

Karakola götürülür. Sorgu sonunda bölgede bazı evleri de soyduğu ortaya çıkar. Evi soyulan yurttaşlarla yüzleştirilir. Soyulanlar soyguncuyu tanırlar.

Kocayemiş mahkemeye çıkarılır.

Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır.

Aynı gece Serkan Kocayemiş, yine Şişli'de bir evi soyarken suçüstü yakalanır ve mahkemeye sevk edilir.

Kocayemiş 24 saat arayla aynı mahkeme salonundadır.

Şimdi sorarım size, bu nasıl adalettir?..

Yakala, mahkemeye çıkar, serbest kalsın, akşam aynı suçtan bir daha yakala...

Allah aşkına bu uygulama ile polis suçlularla nasıl baş etsin.

Daha da önemlisi, ‘‘niye başetsin?’’

Buluttan nem kapanlar


ALDIĞIM birkaç tepki, hiç ama hiç aklıma gelmeyecek türden. Önceki gün türban ve imam hatip tartışmalarını lüzumsuz bulup Türkiye'nin başka meselerle uğraşması ve geleceğe bakması gerektiğini yazdım.

Tepkiler gele gele bazı öğretim üyelerinden geldi.

Hem de çoğu profesör.

Bu tartışmayı nasıl olur da ‘‘lüzumsuz’’ olarak bulurmuşum. AKP'nin dümen suyundaymışım.

‘‘Pes’’ dedim.

Buluttan nem kapmak buna denir.

TÜBİTAK'taki siyasi girişimi kaleme alan tek yazar ben. İstanbul Üniversitesi'nin Baltalimanı Tesisleri'nin Maliye Bakanlığı tarafından geri istenmesini mesele haline getiren tek televizyon haberinin yayın yönetmeni ben.

Bazı öğretim üyeleri tarafından suçlanan yine ben.

Oysa benim o yazımdan alınması gereken biri var ise geleceği planlamak ve topluma huzur getirmek yerine bu lüzumsuz tartışmanın başlamasına neden olacak girişimleri yapan AKP.

Ama onlar alınmıyor, tam aksine buradaki uyarılarımı dikkate alıp geri adım atıyorlar. Bundan memnunluk duyması gereken bazı öğretim üyeleri ise alınıyor.

Bu alınganlığın altında acaba kendi kafalarında cevaplayamadıkları bazı sorular mı yatıyor anlamadım.

Dilerim öyle değildir.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?


Güce yakın olanların güç simsarlığı yapması engellendiği zaman.
Yazarın Tüm Yazıları