Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu gazeteci üslubu kimden miras kaldı

Bugün Türkiye’de, herkesi küçümseyen, sürekli aşağılayan, her şeyi bildiğini sanan ve hep haklı olduğunu düşünen kibirli bir gazeteci-yazar grubu var. Bunların demokrasi, açılım, Ergenekon, Balyoz vb. konularda kafalarında bir şablonları var, buna karşı çıkanlara akla gelmeyecek ithamlarda bulunuyorlar. İyi eğitimli, entelektüel, Batı’yı görmüş-Batı’da yaşamış, üniversitelerde ders veren bu aydınlar, bu kaba üslubu kimden miras aldı?

REFİK Halit Karay...
Refii Cevat Ulunay...
Cenab Şahabettin...
Rıza Tevfik Bölükbaşı...
Mevlanzade Rıfat...
Abdullah Cevdet...
Ömer Feyzi...
Ali Kemal...
Ve benzerleri devrin önemli gazetecileri, yazarlarıydı./images/100/0x0/55eadd4ef018fbb8f89b96fe
Hepsi iyi yetişmiş Osmanlı münevveriydi.
Birkaç dil biliyorlar, üniversitede ders veriyorlardı.
Hasta Adam Osmanlı’nın iyileşmesi için hepsinin kafasında benzer “kurtuluş reçeteleri” vardı. Bunun Batı’nın el vermesiyle olacağına inanmışlardı. Burunlarının dibine kadar sokulan, İstanbul’u Anadolu’yu işgal eden ve ettiren İngilizlere emperyalist gözüyle bakanlara düşmandılar.
Kuvayı Milliye’nin yok edilmesi için İngilizlere yalvardılar. Bunun nedeni, Ankara Hükümeti’nin kafalarındaki “kurtuluş şablonuna” uygun hareket etmemesiydi.
Yani, aynı bugün olduğu gibi...
Örneğin, dün işçi sınıfının kurtuluşu için mücadele veren bir eski solcu gazeteci, gün geldi “Şimdi zamanı mı” diye Tekel işçilerine kızdı. Çünkü Tekel işçisinin mücadelesi bu köşe yazarının kafasındaki teoriye uymuyordu! Arkasından bildik itham geldi: “Bu işçiler Ergenekoncuların oyununa geliyor!”
Kafa bildik o kafa...
Hiç değişmiyor aslında.
Örnekleri o kadar çok ki...
Gelin bu yazdıklarımızı somutlaştıralım. Yukarıdaki isimlerden birinin, Ali Kemal’in işgal günlerinde neler yazdığına, tarih sırasına bağlı kalarak göz atalım.
Kurtuluşun reçetesi
Tarih 2 Ağustos 1919.
Ali Kemal, Peyam Gazetesi’ni çıkarmaya başladı.
İlk yazısından başlayarak Ankara’daki Kuvayı Milliye’ye çattı.
Kafasındaki kurtuluş reçetesi somuttu:
“Bu memleket ancak siyaseten savunulabilir, kuvvetle değil. Kuvvete başvurulursa düşmanın eline fırsat verilmiş olur, bir kat daha zarar görürüz.”
Padişah Vahdettin’in “Ben daima İngiliz siyasetinin dostuyum” demeci üzerine, 7 Ağustos’ta “Ulu Hakan’ımızın ulvi sözleri” diye destek çıkıp rahatladı.
Osmanlı’nın bazı münevverleri “İngiliz mandası mı, Amerikan mandası mı daha iyidir” tartışması yapıyordu! Ali Kemal “demokrat” olduğunu bakın nasıl ortaya serdi: “Hangi devleti istediğimizi tek tek değil, milli ve umumi bir tarzda belirtmeliyiz. Tarihimize, geleneklerimize uygun olana reyimizi veririz.” (9 Ağustos)
Ona göre, Osmanlı, Osmanlılara bırakılmayacak kadar önemli bir ülkeydi.
İran Şahı’nı örnek gösterdi:
“İran Şahı’nın İngilizciliğini örnek almalıyız. Şah, saltanatının talihini İtilaf Devletleri’ne rapteyledi. Her dolaba, oyuna rağmen bu siyasetten dönmedi, doğru yoldan ayrılmadı. İran cidden istiklal sahibi bir devlet oldu.” Peyam’ın bir diğer yazarı Hüseyin Daniş, İngiltere-İran ilişkilerini övüp, Şah’a manzume bile yazdı!
Ali Kemal’e göre, güçlü devletlerden biriyle anlaşmamızı zora sokanlar vardı: Anadolu’daki milli hareket.
Önce, o pek tanımadığı Anadolu halkını ulusalcılara karşı uyaracağını düşündü:
“Anadolu Türk’ü, Anadolu’da Türklük namına yapıldığını bildiğimiz hareketlere külliyan ilgisizdir. Ne kadar bön, saf olursa olsun, akıl ve fikre sahiptir. O dalaverelerin gerçeğini çabuk keşfeder.” (18 Ağustos)
Yardakçılık tartışması
Ali Kemal, İngilizlerle iyi ilişkiler içinde olan Damad Ferid Hükümeti’ne çok güvendi. Damad Ferid’le aynı görüşteydi; işgalden barışçıl yollarla İngilizler sayesinde kurtuluşun gerçekleşeceğini umdu. Savaşarak kurtulacağına inanan Anadolu güçlerine kin duydu:
“Acaba bir işe yaramayan, bizi felaketten felakete sokan kuvvet kanununu bırakıp, siyaset düsturuyla hareket ettik mi? Ne gezer! Bu izmihlal içinde yine dört elle sarıldığımız, kılıç, top, tüfektir.” (7 Ekim)
Kuşkusuz Ali Kemal’in bu yazdıkları İstanbul basınından da tepki aldı. Onlara yanıt vermekten de geri durmadı:
“Bizi ecnebilere yardakçılık, millete ihanetle suçluyorlar. Yabancıların yardakçıya ihtiyaçları yok; millete ihanet edenler Anadolu’yu baştan aşağıya vuranlar, Anadolu’yu soyup sovana döndürenleri alkışlayanlar mı, yoksa hiç tehditten korkmayarak Allah hesabına bu gerçekleri mertçe söyleyenler midir?”
(15 Kasım)
‘Yontulmamış kafalar’
Ali Kemal, işgalcileri kızdıran her protesto eylemine karşı çıktı. Örneğin İzmir’in işgaline karşı çıkan mitingleri eleştirdi:
“İttihat ve Terakki milli birliği istismar ediyor. Mesela İzmir işgali karşısında kemal-i sükûn ve itidal ile davranmak lazımdı, kargaşalığa boğdular.” (19 Kasım)
Çünkü mitingler Ali Kemal’in kafasındaki “kurtuluş şablonuna” uymuyordu. Bu nedenle görüşlerine karşı çıkanlara demediğini bırakmadı, hakaretler etti:
“Hâlâ kırmakla, dökmekle, vurmakla bu devleti kurtarabileceğini sanan yontulmamış kafalar var. Bu zırtopuzların kafasına hakikati sokmak mümkün değil. Bunlar, sizi düşmana satılmakla suçlar.”
 (14 Aralık)
Fakat bu tavır, bu üslup pek alıcı bulmadı; Peyam Gazetesi tiraj almadı.
1 Ocak 1920’de Peyam ile Sabah birleşmek zorunda kaldı.
Ali Kemal Peyam-ı Sabah’ta
yine başyazı yazmayı sürdürdü...

“TÜRKLER ADAM OLMAZ BİZİ İNGİLİZLER KURTARSIN”

ALİ Kemal1869’da İstanbul’da doğdu. Mülkiye’de okudu. Paris ve Cenevre’de öğrenimini sürdürdü. Mülkiye ve Darülfünun’da (üniversite) dersler verdi. İttihatçılara karşıydı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın kurucularından oldu. İkdam’ın başyazarıydı. Peyam’ı çıkardı. Peyam-ı Sabah’ta yazdı. Damad Ferid hükümetlerinde Maarif Nazırı ve Dahiye Nazırı olarak görev yaptı. İlk eşi İngiliz’di: Winifred Brun. İkinci eşi kendinden 26 yaş küçük, Müşir Zeki Paşa’nın kızı Sabiha idi. Londra Belediye Başkanı Boris Johnson, Ali Kemal’in İngiliz eşinden torunudur.

YANILDIĞINI ANLADI AMA...

ALİ KEMAL Anadolu’daki milli harekete hiç inanmadı. Olabilir. İnsan hata yapar. Ancak Ali Kemal’in benzerlerinden farkı vardı, üslubu çok çirkindi.
“Bu türediler, bu serseriler yüzünden Anadolu baştan başa harap türap oldu. Anadolu yarın yine istilalara maruz kalır. Bütün bu suret-i haktan görünen nasihatlar, bu halkı esarette yaşatmak için bir nevi afyondur, esrardır.” (12 Şubat 1921)
“Ankaralı hoppaların derdiyle yine fırsatı kaçırdık; bu idrakte bu irfanda bu kıratta adamlar bir hükümeti değil, ufak bir aşireti bile idare edemezler.” (13 Şubat)
İlk kez...
Ali Kemal ilk kez 29 Haziran’da olumlu bir yazı kaleme aldı: “Ankara’nın hiçbir siyasetini tasvip etmiyorum. Fakat Yunanistan’a karşı bu gazada Kuvayı Milliye’nin en coşkun bir ferdi gibi elimizden gelen her fedakârlığı ifa etmeyi bir namus vazifesi sayarız.”
Birkaç gün ardı ardına benzer makaleler kaleme aldı. Fakat, Yunanlılar tamamıyla yenilmeyince Ali Kemal tekrar eski görüşüne döndü. Yunanlılar ilerledikçe aleyhteki yazılarını yine şiddetlendirdi.
“Bolşeviklik çukuruna yuvarlanan Ankara’nın arkasından ayrılmalıyız. Büyük devletlerle, özellikle İngiltere ile uzlaşmalıyız. O zaman Yunanlılar Anadolu’dan çekilir.” (2 Ağustos)
“Yunanlılar Ankara kapılarına dayandılar. Konya isyan içindedir. Kastamonu ve Kocaeli düşmüş sayılır. Düşman Karadeniz sahiline asker çıkarırsa Mustafa Kemal’e barınacak yer kalmayacak. O hiçbir yerde dikiş tutturamaz. Hesap sorma zamanı geldi.” (19 Ağustos)
Uzatmaya gerek var mı?
Ali Kemal’in benzer üsluptaki yazıları Büyük Taarruz’a kadar sürdü.
9 Eylül 1922’de Yunanlılar denize dökülünce, bir kez daha döndü ve “Türk’ün Bayramı” makalesini yazdı. Bir gün sonra da “Gayeler Bir İdi ve Birdir” yazısını kaleme aldı: “Yurdunu ve ulusunu seven muhaliflere düşen başka konularda görüşlerini korusalar bile- bu konuda yanıldıklarını itiraf etmelidirler.” (10 Eylül 1922)
Son yazısı bu oldu. Artık inandırıcılığını yitirmişti.
Yargılanmak üzere İstanbul’dan kaçırıldı. Fevri hareketleriyle bilinen Nurettin Paşa’nın tezgâhıyla İzmit’te linç edildi. Yazık oldu.
İlhan Selçuk diyor ki: “Ali Kemal bugün gözlerini açıp bizleri görse şaşırıp kalırdı!..”

MUSTAFA KEMAL’E ‘BERDUŞ’ DİYORDU

PEYAM-I SABAH ilk sayısında “Kuvayı Milliye’nin içyüzü” manşetiyle yayın çizgisinin ne olacağını belli etti./images/100/0x0/55eadd4ef018fbb8f89b9700
Ali Kemal İstanbul Hükümeti’ni, kuvvetli bir devletin yardımıyla kurtuluşu sağlayamadığı ve Mustafa Kemal hareketine bir türlü öldürücü darbeyi vurmadığı için eleştirdi.
Mustafa Kemal’e “Anadolu’yu dolaşan berduş” benzetmesi yapıp, “hâlâ İttihat ve Terakki zihniyetiyle konuştuğunu” yazdı. (12-13 Ocak 1920)
Benzer görüşlerini bıkmadan tekrar etti: “Düvel-i Muazzama ile eski dostluğumuzu devam ettirseydik, değil İzmir’den hiçbir taraftan mahrum kalmayacaktık. İtilaf Devletleri’nin itimadını mütarekeden beri cidden kazansaydık, artık bu topraklarda İttihatçı olmadığını ispat edebilseydik, daha uygun sulh şartları elde edecektik.” (19 Şubat)
Bunun başlıca nedeni olarak Anadolu’daki milli hareketi gördü:
“Kuvayı Milliye medeniyet dünyasını aleyhimize çevirmek üzere Anadolu’da havsalaya sığmaz cinayetler işledi.” (4 Mart)
Liberaldi ama gericileri destekledi
Ali Kemal liberaldi; hayatı boyunca gericilikten nefret etti ama Anadolu’daki gerici ayaklanmaları destekledi. Bu çevreleri kışkırttı: “Kuvayı Milliye zuhur edeli beri, biçara Anadolu tahribin en korkuncunu gördü. Yaralarını saracağı sırada yeniden asker, vergi, iane vermeye mecbur oldu.” (24 Mart)
“Anadolu Türkleri, şeriat hükmüne, padişah fermanına dayanarak bu şaklabanlara hadlerini yakında bildirecektir.” (13 Nisan)
“Ankara ile uzlaşmak boşuna emektir. Konyalılar ayaklanarak bize en kestirme yolu gösterdi.”
Anadolu’daki Kürtleri de kışkırtmak için Kürt Teali Cemiyeti’nin bildirilerini yayınladı: “Ey Müslüman kardeşlerimiz! Teşkilat-ı Milliye’ye aldanmayınız. Bolşeviklerin kafasını taşıyan yurtsuz serserilerdir bunlar.” (31 Mart)
Ankara’ya, Kuvayı Milliye’ye katılmaya gidenler de, Ali Kemal’in hışmına uğradı: “Ankara’yı boylayan Celalettin Arif’ler, Adnan’lar, Halide Edip’ler milli hâkimiyetle küstahça oynuyorlar. Foyaları şimdi ortaya çıktı.”
(14 Nisan)
‘İpsiz sapsızlar’
Her geçen gün üslubu sertleşti:
“Kuyucu Murad Paşa, Celalilere nasıl muamele etmişse Kuvayı Milliye’ye de öyle muamele edilmelidir. Saltanata bağlı halim selim Anadolu halkı Mustafa Kemal şakisine haddini bildirecek.” (20 Nisan)
Ankara TBMM’yi açtığı gün Ali Kemal bakın ne yazdı:
“Teşkilat-ı Milliye sergerdeleri, bu mahluklar kadar başları ezilmek ister yılanlar tasavvur edilemez. Düşmanlar onlardan bin kere iyidir.” (23 Nisan)
Gün geldi baş istedi:
“İdam. İdam. İdam... Mustafa Kemal haydudu, Kâzım Karabekir, Ali Fuat, Sami gibi çete reisleri haydutlar İttihatçılardan daha adi, daha kötü oldukları için cezalarını daha evvel bulacaklar.”
(25 Nisan)
Mustafa Kemal, Ali Kemal’in yazılarının hedefi oldu: Yazılarının seviyesi her geçen gün düştü, küstahlaştı:
“Hükümet önce, Anadolu’nun henüz istilaya uğramayan yerlerini Mustafa Kemal’lerden; o ipsiz sapsız, akılsız, fikirsiz zorbalardan, canilerden temizlemelidir.” (6 Ağustos)
Yazılarında öve öve bitiremediği halka yabancıydı. Avrupalılar onun gözünde yenilmezdi.
“Mustafa Kemal ve yandaşları, Yunanlılara karşı büyük bir saldırıya hazırlanıyor. Bu çılgınca teşebbüsün amacı yine izmihlal, yine izmihlal, yine izmihlal. Çünkü Yunanistan’ın orduları var, mühimmatı var, teçhizatı var. Nihayet İngiltere gibi büyük bir yardımcıları var. Bu sergerdeler ise her hususta yoksul. Fazla olarak da gaddar haydut. Anadolu halkı, Allah’ını dinini sever. Onlar ise zındık, münafık.”
(7 Ağustos)
Ali Kemal bıkıp usanmadan kafasındaki kurtuluş şablonunu yazdı: “İtilaf Devletleri’nin Şark siyasetini anlayamadığımızdan belimizi doğrultamıyoruz. Kendi düşen ağlamaz. Topla, tüfekle iş görülecek zaman çoktan geçti.”
(31 Ekim)

 

X