Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu davanın artık elle tutulur yanı kalmamıştır...

Hrant Dink davasının yargıcı hiç konuşmamış olsaydı, belki bu kadar kesin konuşamayabilirdim. Ancak hazret öyle sözler sarfetti, ortaya öyle gerekçeler koydu ki pes doğrusu. HSYK'nın derhal harekete geçmesini ve bu kararı inceleyip yargıç ile görüşmesi (!) gerekiyor. Kararın da Yargıtay’dan döneceğine ben artık kesin gözüyle bakıyorum. Başka türlüsünü düşünebilmem imkansızdır.

Emin olun hiç abartmıyorum. Ayrıca yazacaklarımdam dolayı bana dava açılırsa da hiç alınmayacağım. Zira kamuoyunun genelindeki bir izlenimi yansıttığımdan eminim.

Eğer Rüstem Eryılmaz hiç konuşmamış olsaydı. Söylediklerini söylememiş olsaydı, ben bu yazıyı böylesine kesin ve köşeli yazamayabilirdim. Yargıcın neler dediğini TV'lerden ve yazılı medyadan izlemişsinizidir mutlaka.

Aman Allahım! Nedir bu?

Ne biçim bir yargılama mantığı, nasıl bir gerekçedir?

Özetlemek gerekirse, sayın yargıç kendi vicdanlarının da bu sonucu kabul etmediğini, ancak yargılamayı bir an önce bitirebilmek için hızlı hareket etmek zorunda kaldıklarını söylüyor...

İnanamadım.

HSYK, bu konuyu herhalde bu haliyle bırakmayacaktır. Kurul bu yargıcımızla mutlaka görüşmeli ve bazı sorular sormalı (!) Ardından da kendi kendilerine "Böylesine bir dava nasıl oldu da bu noktaya getirildi ve bunda “Kurul” olarak bizim bir sorumluluğumuz var mı?" sorusunu sormalılar.

Bütün bu yaşananlardan sonra da Yargıtay'ın dava sonucunu temyiz etmekten başka çaresi kalmamıştır herhalde...

İSTANBUL GURUR DUYURDU...

İstanbul'da bu Perşembe bir gurur günü yaşandı .

Onbinlerce insan sokakları doldurdu ve bir Ermeni kökenli vatandaşının hakkını aradı. Azınlıklara ters bakanlara bir ders verdi. Hepimizin koltuklarını kabartan sahneler yaşadık.

Bu arada, tepki gösterenler de vardı tabii, ancak azınlıkta kaldılar.

Şaşırdım. Açıkçası beklemiyordum.

Son derece de mutlu oldum.

ECZACIBAŞILARA TEŞEKKÜR BORCUMUZ VAR...

Eczacıbaşı ailesinin bu ülkeye katkıları şöyle böyle değildir.

Her zengin kişi, aile veya kurumun ülkeye katkısı vardır. Ancak bazı aileler var ki onların ülke kültürüne katkıları çok daha değerlidir. İşte bunlardan biri de üç kuşaktır aynı geleneği yürüten Eczacıbaşılardır.

Herşey baba Nejat Eczacıbaşı ile başlamış, ardından kardeşi Şakir ile devam etmiş ve şimdi de bayrağı Bülent Eczacıbaşı taşıyor. Tam 40 yıllık bir emek,  çaba ve ceplerinden harcadıkları para. Emin olun para o kadar önemli değil. Onların İKSV'yi yaratıp ayakta tutmak için harcadıkları zaman ve emek çok daha değerli.

İstanbul'u bir kültür merkezi yaptılar. İzleyemeyeceğimiz, dinleyemeyeceğimiz sanatçıları getirdiler ve ufkumuzu açtılar.

Onlara teşekkür etmeyeceğiz de ne yapacağız?

AFERİN MELTEM CUMBUL'A...

Meltem Cumbul yine herkesi şaşırttı ve kıskandırdı. Zaten bundan dolayı bazıları burun kıvırdılar, kimileri "Aaa bu da nereden çıktı" diye ukalalık yaptılar. Dünyanın bilinmeyen bir kentindeki portakal şenliğinde resim çektirip "Türkiye'yi onurla temsil etti" gibi abuk sabuk manşet attıranlar buruldular.

Meltem ne yapmışsa yapmış... Kimin sayesinde o ekrana çıkmışsa çıkmış ve çok iyi etmiş. Aferin ona, böylece dünyaya kendini göstermesini bildi. Ne söylediği önemli, ne de giydiği...Starlığa doğru böyle adımlar atılır. Bu işin raconu budur.

Siz de yapsanıza... Siz de Altın Küre'de kendinizi 30 saniye gösterebilsenize...

Ah bende orada bir konuşma yapabilseydim!

Herhalde keyfimden ölürdüm.

HAYTAP HAKLI, BOLULU BAŞKAN HAKSIZ ...

Hayvan Haklarını koruyan HAYTAP derneği geçenlerde Bolu'yu haklı nedenlerle birbirine kattı. Dernek, Blediye'nin zincire bağlayıp donmalarına neden olduğu köpeklerin resmini internette yayınlayınca kıyametler koptu.

Beni asıl rahatsız eden Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz'ın yanıtıydı. "Bu insanları lanetliyorum" dedi.

Neden lanetliyormuş?

Zira gece yarısı rahatsız edilmiş.

Hayır Başkan, önce siz lütfen görevinizi iyi yapın, ondan sonra sivil toplum örgütlerine hakaret edin. Size hiç yakışmadı. HAYTAP işini yapıyor ve yapmaya da devam etmeli. Biz de onları desteklemekte kararlıyız.

BAŞKAN DA OLMASA, RTÜK ÇIĞRINDAN ÇIKACAK ...

Allah insanı RTÜK'den korusun.

Televizyonların sopalı jandarması rolü verilen bu kurumun, özellikle Ak Partili üyeleri tam bir “Namus bekçiliğine” soyunur roldeler. Şimdiye kadar yoktu, yeni çıktı. “Örf ve adetlerimize aykırıymış, çocuklarımızı kötü yola sürüklermiş” gerekçeleriyle açıkça bir toplum mühendisliğine başladılar.

Öpüşme sahneleri yasaklanıyor, dans edenler “Müstehçen” görülüyor.

Yakında ekranlarımız tam bir taassup görüntüsüne dönecek.

Neyse ki, Başkan Davut Dursun var. O da muhafazakar bir insan, ancak sağduyulu ve neyin ne olduğunu, sınırları, dengeleri çok daha iyi bilen bir başkan. İkna yeteneğiyle olsun, verdiği ret oylarıyla olsun, başında olduğu kurumu koruyabiliyor, büyük hataları zaman zaman önleyebiliyor.

Ben, Dursun'un da kuruldaki AKP 'lileri frenleyebileceğini, müstehçenlikle porno arasındaki farkı anlatabileceğini ve bu gidişi dengeleyebileceğini sanmıyorum. Onun tüm iyi niyetine rağmen, RTÜK bu kararları almayı sürdürecek. Belki farkında değiller ancak, kurul kendi bindiği dalı kesiyor. Bir gün gelecek öyle tepki doğuracak ki "Aaaa yeter artık denip" ya etkisi indirilecek veya kapısına kilit vurulacak. Unutmayalım ki, AKP hayat boyu iktidarda kalmayacaktır (!)

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN GARİP KARARI...

Anayasa Mahkemesi, uyuşturucu ve keyif verici madde alıp araç kullananların ehliyetlerinin süresiz geri alınmasını öngören kanun hükmünü iptal etti.

Gerekçesi ne olursa olsun, uyuşturucu alıp veya içki içip yola çıkanın, benim veya sizin hayatlarına karşı yarattığı tehlike affedilemez. Böyle bir durumda yakalanan kişinin bir daha araba kullanmasına izin vermemek gerekir.

Anayasa Mahkemesi kusurumuza bakmasın, ancak aldıkları kararın tam aksini düşünenlerin sayısı epey fazla.

YALANCI TEPE LAMBALI ARABALARI DURDURUN...

Son dönemlerde bu arabaların sayısı giderek artıyor.

Önemli bölümü sivil plakalı, ancak ya tepelerinde ışık var veya önünde-arkasında kırmızılı mavili ışıklar yanıp sönüyor. Yetmiyormuş gibi bir de siren takıyorlar. Özellikle sıkışık trafikte veya emniyet şeridini kullanırken veryansın ediyorlar.

Dışardan bakınca, ne oldukları anlaşılmıyor. Resmi bir araba sanıyorsunuz. Oysa hiç ilgisi yok. Aralarında, eski milletvekilleri, dernek başkanları, vakıf başkanları, belediye başkanları olduğu gibi, kimi mafya ve şımarık vatandaş da var. Sireni çaldıklarında, insan ne olur ne olmaz diye kenara çekilip yol veriyor. Bakıyorum, polis önünden geçen bu tip arabalarla hiç ilgilenmiyor bile. Anlaşılan, bu durum kontrolden çıkmış olacak ki İçişleri Bakanlığı dahi genelge yollayıp, polisin dikkatini çekmiş.

Eğer siz de böyle bir durumla karşılaşırsanız, mutlaka ya arabanın şöförüne "Siz kimsiniz?" sorusunu sorun veya polise plakasını verin. Bu tiplerle biz mücadele etmez, başımızı çevirir ve görmezden gelir de mücadeleyi sadece polise bırakırsak, hiç kurtulamayız .

TÜRKİYE’DE “ZAMAN”

Zaman Gazetesi, farklı duruşu ve bakışı açısı ile bir çok kesimin yıldırımlarını üstüne çeken bir gazete. Ayrıca Gülen Cemaati’nin yayın organı olduğu için de uzun yıllar hem laik kesim hem de asker tarafından engellemelerle karşılaştı. Adının tersten okunmasına, yani “Namaz”’a işaret edildi ve tehlike olarak gösterildi. Ancak Zaman artık 25. yılını kutluyor. Kutlamalar kapsamında hazırlanan “Türkiye’de Zaman” isimli fotoğraf kitabı gazetenin görselliği gibi çok iyi hazırlanmış. 25 fotoğrafçı Türkiye’yi belgelemiş. Her biri farklı bölgelerde, farklı tekniklerle, farklı konuları resmetmiş. Kütüphanelerde bulunması gereken bir çalışma.

X