Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu coşkunun bir anlamı var…

Cumhuriyet Bayramı, geçen yıllara oranla müthiş bir coşkuyla kutlandı. Nedenini uzun uzun aramaya gerek yok. Türk toplumu ilk defa müthiş rahatsızlık duyuyor. Zaten az olan özgüveni, bir yandan PKK terörü, öte yandan laiklik tartışmalarıyla daha da sarsıldı. Cumhuriyet’e böylesine sarılmamızın nedeni de bu...

Bu yılki Cumhuriyet Bayramı çok farklı kutlandı. Hele gece yürüyüşleri ve özellikle de İstanbul Büyükşehir Belediye’sinin havai fişek gösterileri törenlere şimdiye kadar rastlanmamış bir coşku kattı.

 

Cumhuriyet Bayramları bu ülkede daima heyecan yaratır. Çocukluğumdan bu yana, 29 Ekim’lerde yaşadığım coşku hiç azalmadı.Küçücük yaşımızda, büyümüş gözlerle, en yakın arkadaşım Cent Berkel’in Taksim Meydanı’na bakan apartmanlarının küçük balkonuna sıkışır, Cent’in diş doktoru olan dünya şekeri babası Şefik Bey’in şefkat dolu bakışları arasında geçit törenini izlerdik. Unutamayacağım anılardan biridir.

 

Bu yılki heyecan bambaşkaydı.

 

Toplumların, zaman zaman özgüvenleri yükselir, zaman zaman azalır. Bu da, iktidarlarının tutumu veya ülkelerinin geçirdikleri süreçten kaynaklanır.

 

PKK terörü bu defa, nedense eski yıllara oranla kamuoyunu son derece ters etkiledi. 1990’larda, çok daha kanlı ve çok daha tehlikeli dönemlerden geçmiştik. PKK’nın bölgede kurtarılmış alanlar kurduğu, bir emirle hayatı durdurup tekrar başlattığı günler olurdu. Gündüzleri askerin, geceleri PKK’nın hakim olduğu yıllardı.

 

Buna rağmen, toplum böylesine tepki göstermezdi. Büyük rahatsızlık duyulur, ancak yine de işin içinden çıkılacağına inanılırdı. Nitekim 1999’da Öcalan’ın yakalanmasıyla birlikte kesilen terör, özgüvenin geri gelmesini sağlamıştı.

 

Aradan geçen yıllarda bu özgüven arttı. Ancak şimdi terör yeniden başlayınca, insanlar çok şaşırdı. Devletin onca yıl hiçbir şey yapmadan oturmuş olması, büyük hayal kırıklığı yarattı. Demek ki, sorun çözülmemişti.

 

Sokağın nabzının bu kadar yükselmesinde asker ile hükümet arasındaki çekişme ve özellikle de laiklik tartışması önemli rol oynadı.

 

Sanki Cumhuriyet her iki yönden de tehdit altındaymış izlenimi arttı.

Bir yandan bölücü örgütün arka arkaya saldırıları, öte yandan Cumhurbaşkanlığı seçimi, genel seçimler ve sonrasında yaşananlar her şeyi değiştirdi. PKK saldırılarına bir de “laik Cumhuriyet elden mi gidiyor?” sorusu eklendi.

 

İşte günlerdir yaşananların, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının altında bunlar yatıyor. İnsanların Cumhuriyet’e böylesine sahip çıkmalarının, ellerine aldıkları bayraklarla sokakları doldurmalarının temelinde, hep bu kuşku var.

 

Halktaki bu kaygıyı dağıtmak, hem asker hem de siyasi iktidarın görevidir.

 

Küskünlükleri bırakmak, kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalardan vazgeçmek ve Cumhuriyet’in emin ellerde bulunduğunu göstermek gerekiyor.

 

Önümüzdeki günler işte bu açıdan son derece önemli.

                                             *                               *                               *

 

MEDYA’NIN  BÜYÜK SINAVI...

 

Herkesi eleştiriyoruz, gerektiğinde suçluyoruz...

 

Herkese akıl veriyoruz...

 

Peki, bizim her yanımız doğru mu?

 

Eleştirilecek, hatta suçlanacak bir yanımız yok mu?

 

Gazete sayfalarının, TV ekranlarının arkasına saklanıp, ağzımıza geleni söylüyoruz. Birileri karşı çıktı mı, hemen basın özgürlüğü ve demokrasi zırhının arkasına saklanıyoruz.

 

Bu iş bu kadar kolay olmamalı.

 

Nitekim de değil.

 

Acaba, nasıl önemli bir sınavdan geçtiğimizin farkında mıyız?

 

Benim kaygılarım var.

 

PKK’nın oyununa düşüyormuşuz gibi bir izlenime sahibim.

 

PKK bu ülkeyi bölmeye çalışıyor.

 

Türk ile Kürdün çatışmasını, bir iç savaş çıkmasını arzuluyor. Öylesine girişimler yapıyor, öylesine nasırımıza basıyor, heyecanları öylesine körüklüyor ki, her an bir şeyler olabilir.

 

Ne yazık ki, medyamızın önemli bir bölümü de bu tuzağa düşüyor.

 

Öyle yorumlar dinliyor, öyle tartışmalara şahit oluyor, öyle manşetlerle karşı karşıya kalıyoruz ki, insanın içinden eline baltayı alıp sokağa fırlamak geliyor.

 

Vatanseverlik adına, Cumhuriyeti korumak adına yapılan yayınları dinledikçe toplum kabarıyor.

 

Sağdan soldan gelen haberler korku veriyor.

 

Komutanlar olsun, iktidar veya RTÜK Başkanı Zahit Akman olsun boş yere “aman yapmayın, aman soğukkanlı olun ” demiyorlar.

 

Bu ülke fokur fokur kaynıyor.

 

Bir Türk-Kürt sürtüşmesi hepimizin sonu olur. Bugüne kadar başardıklarımız bir avazda sıfırlanır.

 

Bu ülkeyi gerçekten bölmek, gerçekten zarar vermek istiyorsak, böyle devam edelim.

 

İşte medyanın sınavı burada.

 

Haber verme aşkı veya vatanseverlik uğruna toplumu kışkırtan yayınlar yaparsak, sadece kendi bindiğimiz dalı keseriz.

 

İşte gerçek sınav karşımızda...

X