"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Böyle eski koca dost başına!

Altı yıldır biriyle evlisiniz.

Boşanıyorsunuz.
Nedeni muallak.
Yani biz bilmiyoruz.
Bilmemiz de gerekmiyor, evlilik sizin evliliğiniz, ayrılık sizin ayrılığınız, özeliniz.
Ama ünlüsünüz, beğenin beğenmeyin, merak ediyoruz, akıl yürütüyoruz.
Nurgül Yeşilçay ve Cem Özer’in ayrılığında bu perdeyi çoktan kapadık.
Varsayımlar yapıldı, Nurgül’ün parasını yiyordu diyenler oldu, taraflar bunu yalanladı vs vs.
İkinci perdede yeni bir aşk var.
Nurgül Yeşilçay ve Mithat Can Özer’in aşkı, ilişkisi, her ne ise o...
Buraya kadar her şey normal.
İlginç olan Cem Özer’in bu ilişkiye dair sözleri, yorumları.
Demiş ki:
“Bana aldığı her kararda Nurgül’ü desteklemek düşer. Onu yargılayacak kelimeler asla ağzımdan çıkmadı, çıkmaz, çıkmayacak. Nurgül benim kıymetlimdir, toza bulanırım, yine ona toz kondurmam.”
Devam ediyor:
“Nurgül’ü gülerken görmek hoşuma gitti. O böyle bir karar verdiyse ve mutluysa, bana ancak halt yemek düşer. Mithat Can’la çekilen fotoğrafları beni rahatsız etmedi.”
Buna ilave olarak... Eski koca değil de bir baba edasıyla “Mithat Can’ın küçüklüğünü bilirim. Babası arkadaşım, annesini severim” diye ekliyor.
Yani yeni sevgilinin ailesini de onaylıyor.
Bir de elleriyle everse tam olacak!
Şimdi...
İdeal bir dünyada, ideal bir eski koca olurdu Cem Özer.
Kim istemez ki böylesini? Ben isterdim açıkçası.
Düşünsenize, boşanmışım, iki ay sonra yeni sevgili yapmışım, eski kocam da başımı ağrıtmak ne kelime, “Toza bulanırım, yine ona toz kondurmam” diyor.
Böyle bir erkek, hele de bir Türk erkeği arayın ki bulasınız.
Aşk çoktan bitmiş diyelim, önemi yok. Bir sürüsü, yeni boşandığı karısının, çocuğunun annesinin, yeni sevgilisiyle ilişkisini erkeklik gururuna yediremez.
Bir sürüsünün egosu hasar alır. Hatta bu hasarlı ego kimi insanları “sanki hâlâ aşık” yanılsamasına bile düşürebilir.
Ve bir sürüsü konuşur. Konuşur da konuşur. Kötü konuşur. Arkadaşlarına konuşur, kadının arkadaşlarına konuşur, ünlüyse eğer basına konuşur.
Atar, tutar, suçlar, kadının ne namusu kalır ne onuru.
İşi daha da ileri götürür, mahkemeye başvurur, kadın iyi annelik yapamıyor, erkeklerle gezip tozuyor diye çocuğunun velayetini almaya kalkar.
Ya da hiç konuşmaz. Ağzını bıçak açmaz. Yorum yok der, çeker gider.
Her gün gördüğümüz onlarca örnek var.
Bu nedenle Cem Özer’i takdir etmemek elde değil. Konuştu ama iyi konuştu. İyi ne demek, çok iyi konuştu.
Tabii samimiyetine inanırsak.
Bakın, yukarıda saydığım davranış şekilleri çirkin olmasına çirkin. Ama neden en efendi, en medeni olanımızın bile başına geliyor, öyle olanımız bile çılgın gibi davranabiliyor?
Çünkü çoğu zaman bu tip durumlarda elde olmuyor. Ego, hırs, gurur, bazen hâlâ devam eden aşk, ayrılık acısı ve daha bir dolu neden yüzünden en rasyonelimiz bile kendini deliliğin, mantıksızlığın, terbiyesizliğin uçlarında buluyor, bir süre sonra ayıldığında “Ben ne yapmışım?” diyor.
Cem Özer bunlardan hiçbirini yaşamadığı, yaşatmadığına göre...
Ya medeniyetin kitabını yazabilir...
Ya inanılmaz olgun bir adam...
Ya tam anlamıyla ermiş...
Ya sıfır kompleksli...
Ya da...
Bir şeyden dolayı Nurgül Yeşilçay’a karşı kendini suçlu hissediyor.
Bana şüpheci deyin; sonuncusu içimde ağır basıyor.
O bilmediğimiz ayrılık sebebi bu suçluluk duygusunun temeli belki.
His işte. Öyle kafamı kurcalıyor.

X