Biz

Huzur tek derdimiz olsun artık

Artık geçmişmiş, gelecekmiş

Sözünde ima, bakışında maske

Amacında sapma, ruhunda yer kapma

Hadiseli karşılaşma, hedefi tutturma

Hesaplarda hayatla karşılaşma

Olmadan,

Şöyle sakince yaşasak diyorum.

Şöyle kelimesini genleştirsek, açsak ş ile k’ yi, uzansak sakincenin koynuna, sarsa sarmalasa bizi yaşamak ve huzur tek derdimiz olsa artık. Artık ülkece derdimiz kimliğimiz olmasa. Yabancısında başka toprakların bizi görünce, ay burada da ne çok olmuşuz yahu demesek.

Biz bizi sevsek keşke. Biz bizi kıyı köşe tanısak. Köşe bucak kaçmadan gerçeklerden, kabullensek olmuşları, süzgecinden akıtsak bulantılı kırıntılarını tarihin, öğrensek hataların kıymetini, üstüne övünmeği alsak böbürlenmeden başarıların ve artık milletçe huzurlu olsak; diyorum bir başıma ben!

* * *

Her sabah gazeteleri açıyorum, saat 07.00 ile 07.20 arası. Matbaanın taze mürekkep ve kağıt, ve de taze haber kokusunu çok seviyorum. Gazeteyi ilk ben açmaya bayılıyorum. Önemli bir sabah anı bu. Memleketimin gazetesini seviyorum. Dünyaya, evimin kahvaltı sofrasının kenarından benim harflerimle bakmayı seviyorum.

Okuyorum hayatı, okuyorum bizi, bizim dışımızdaki birçok şeyi. Akıyor cümleler, başka beyinlerden başka köşelerden düşünceler soframa dökülüyor. Anlıyorum, bazen insana dair mi diye hayrete düşüyor, anlamıyorum, karşılaştırmaları görüyorum, istatiksel biz nerdeyiz, onlar neredelere bakıyorum.

Türkiye kaçıncı olmuş hangi konuda, dünyanın neresindeyiz sayfalar anlatıyor, ben dinliyorum.

Dinledikçe cümleleri, hep aynı bir çaba çarpıyor gözüme. Bizi, başkalarına anlatma çabası. Hep bir cümle kurma isteği. Biz aslında buyuz, sizin sandığınız gibi bir Ortadoğu ülkesi gibi gözüksek de biz öyle sandığınız gibi değiliz.

Biz şöyleyiz, böyleyiz, lütfen inanın vallahi billahi biz iyiyiz, gerçekten iyiyiz. Bakın durumlara, işte olanlar, olacakları zaten siz planladınız biliyorsunuz. İşte tüm sınav kağıtlarım, lütfen bize inanın... türünden çeşitlemelerle geçiyor hayatımız. Derin nefesler alıyorum. Kendimce kurgular dönüyor kafamın içinde.

Oyunsuz, plansız bir anlatısı olsa da bizler başbaşa kalıp tüm milletçe şöyle bir anlatsak yeniden kendimize kendimizi. Görsek tüm netliğinle röntgenimizi. Bu kimlik anlatma durumundan, anlayıp, bilinçlenen olumlu sessizliğe geçer miyiz acaba?

Zira kişi kendini tanıyınca artık anlatma ve inandırma gereği de duymaz.

Bilinç yerine oturunca, bilgi iş doğurur, iş iyiye götürür ve sessizce huzur gelir.

* * *

Her Avrupa Birliğine acaba bizi de alacaklar mı cümlesi duyduğumda, artık rahatsızca irkilir oldum. Bu ne kısır döngü soru çeşididir, ne çok severiz böyle cevapları muammalı soru çeşitlerini milletçe, şaşarım. Siyasi kişiliklerden, köşedeki bakkala kadar herkes yazılacak bir cevap cümlesi arıyor.

Cevap bizde millet.

Cevap hedef olmuşsa gelecek Türkiye için, vah derim. Bırakalım hep birlikte cevap, cümle aramayı. Önce kendimizi tanıyalım. Her ne isek yurdumun, neresinde ne yapıyor isek, daha iyi ve kaliteli nasıl yapalım diye özden bir kendimize bakalım. Adam sendeciliği, kısadan köşeleri dönmecilikleri sözlükten çıkarıp, daha iyi nasıl olurumu, insanımıza saygıyı, Türk olduğumuz için boş cümlelerle övünmekten öte Türk olmanın bu özel ayrıcalığını hayata geçirip uygulamak gerektiğini artık anlamak gerek.

Atatürk’ün sözlerini okullarda ezberledik ya hep birlikte. Şimdi artık onları inceden anlamak ve uygulamak lazım.

Biz bizi sever ve anlarsak; belki artık dünyaya kendimizi boş cümleler ile anlatma çabalarından, coğrafyasının kıymetini bilen, kimlik bulanıklığı durulmuş, ülkesi, kendi ve sonuçta dünyası için kaliteli iş çıkaran, insan olma bilinci yüksek bir Türkiyeli olarak yalnızca sessizce huzuru yaşarız.

Huzur yanında boş cümleleri barındırmaz zaten, huzur yalnızca bilinci aynı olanla paylaşılır.

Huzurlu kimliklere...
Yazarın Tüm Yazıları