Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir ‘kronik şişkonun’ kola ve cips ile imtihanı

İzzet gece hayatıyla ilgili yaz!

İzzet yeni mekânları yaz!
İzzet restoran trendlerini yaz!
İzzet bizi diskoya götür!
Eeeeeeh artık gına geldi bu tarz yazı taleplerinden.
Bir kere adımız çıkmış ya işletmeciye, indir indirebilirsen ‘sekize’...
Gece hayatındaki uzun geçmişimden dolayı sürekli söylediğim türde isteklerle karşılaşıyorum.
Neymiş efendim niye köşemde yeni mekânlardan, kulüplerden falan yeterince bahsetmiyormuşum.
Sebebi çok basit. Zaten 10 yazardan nereden baksanız beş tanesi, haftada en az üç kere yeni açılan yerleri yazıyor. Ufak bir hesapla, her bir yazıda üç mekândan bahsedilse toplamda 45 kez neredeyse aynı yerler anlatılıp duruyor.
Bu ‘havuz probleminin’ bir parçası olmak yerine aslında daha da uzman olduğum bir konu hakkındaki deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Sevgili okurlar, bendeniz ‘kronik bir şişkoyum’. Kronik şişko nasıl mı olunur? Hemen dört maddeyle anlatayım...
*Yıllardır zaman zaman ‘inceldiğim’ anlar olsa da sürekli kilolarımla mücadele halindeyim.
*Arkadaşlarımla her karşılaşmamda ya “İzzet çok kilo almışsın!” ya da “İzzet sen kilo mu verdin?” tepkileri alıyorum.
*Üzüntümü yemekle telafi edip, sevincimi de yine yemekle kutluyorum.
*Zayıflama ile ilgili her türlü yeni çıkan ilaç, diyet, ‘mucize’, doktor ve yaşam koçunu körü körüne ‘bağrıma basıyorum’.
İşte bu dördüncü maddenin etkisinde kalarak yepyeni sistemle insanları zayıflatan Liana Pesah’ın adını duyduğumda “Umut şişkonun ekmeğidir” diyerek Ulus’taki hastanenin yolunu tuttum. İçimden bir ses “Boşa kürek sallıyorsun İzzet, ne doktorlar ne mühendisler zayıflatabildi seni” diyordu. Ama o sesi susturdum ve hastanenin kapısından içeri girdim.
Liana’nın karşısına geçtiğiniz andan itibaren değişik bir dünyaya giriş yaptığınızı fark ediyorsunuz.
Önce size neleri yemekten vazgeçemediğinizi soruyor.
Tabii bu soruyu duyunca diyet listemde onlara da yer vereceğini düşünerek mutlu olmam sadece birkaç dakika sürdü.
Çünkü Pesah çok geçmeden elinde küçük tüplerle yanıma geldi. Her birinin içinde ‘vazgeçemediklerimden’ numuneler vardı.
Beni koltuğa oturtup kafama “Eternal Sunshine of the Spotless Mind/Sil Baştan” filminde Jim Carrey’nin taktığına benzer elektronik bir bant yerleştirdi, ellerime de metaller tutuşturdu.
Amacı ‘vazgeçemediklerim’den vazgeçmemi sağlamaktı.
Liana Pesah’ın hastaları üzerinde kullandığı bu yöntemin adı MORA Terapi.
Yani MORA cihazıyla yapılan biorezonans tedavilerinin genel adıymış.
Efendim biorezonans ‘titreşim tıbbı’ olarak da tanımlanmaktaymış. Cips, gofret, kola, çikolata gibi ‘bağımlı’ olduğunuz maddeler bu cihazın içine konulup elektromanyetik frekansları ölçüldükten sonra, aynı frekanslar sizin de cihaza bağlanmanızla vücudunuzdan siliniyor. Bir bakıyorsunuz, canınız ne kola istiyor ne de başka bir abur cubur.
“Ya İzzet, bir git, olur mu öyle şey?” diyenleri duyar gibiyim. Eğer bana inanmıyorsanız, gelin Liana’yla yaptığımız muhabbete katılın.

*Ne yapıyorsun burada tam olarak? Önce bir biorezonansın ne olduğunu anlatsan.

- Hücrenin, dokunun, organların kısaca yeryüzündeki her maddenin bir elektromanyetik frekansı, yani titreşimi vardır. İnsan vücudundaki bu titreşimler, kişinin genel frekans spektrumunu oluşturur. Fakat alerjen, bakteri, virüs hatta beslenme şekilleri gibi dış etkenlerden dolayı metabolizmamızın titreşim ahengi bozulur. İşte biorezonans bu bozuklukları tedavi ederek doğal hale gelmesini sağlar.

*Virüsü falan anladım da yediklerimiz bizim titreşimimizi nasıl etkileyebilir ki?

- Tereyağı, pirinç, makarna, ekmek, çikolata, cips, kola, hamburger gibi yemekten çok zevk aldığımız ama bir o kadar da zararı olan besinlerin farklı farklı titreşimleri bulunmakta. Bunlar gibi bağımlılık derecesinde sevdiğin yiyeceklerin örneklerini MORA cihazına koyup, vücuduna maddelerin ‘antifrekanslarını’ yüklüyoruz. Yani terapinin sonunda daha önceden ‘bağımlısı’ olduğun yiyecekleri canın çekmiyor, yemek de istemiyorsun.

*Annelerimizden kalan diyetleri uygulamıyoruz yani.


- (Gülüyor) Ben zaten tipik bir diyetisyen değilim. Yanlış anlaşılmasın, diyetisyenlerin tavsiyelerinin de faydalı olduğunu biliyorum. Fakat maalesef bunları uygulamak her zaman kolay olmuyor. Ben hem biorezonansla iştahını kesiyorum hem de yeni bir yaşam disiplini öğretiyorum.

*‘Kökten çözüm’ sunuyorsun yani.

- Bu cihazla en çok sevdiğin yiyeceği veya içeceği hayatından bir süreliğine ‘iptal ediyorum’. O süre zarfında da vücudun onu tüketmemeye alışıyor ve her gördüğünde gidip saldırmıyorsun.

*Ya saldırırsam?

- Miden bulanıyor ve yiyemiyorsun. Olay da zaten bu!

BAĞIMLILIK DA TEDAVİ EDİLEBİLİR

*Kısaca cihaza bağlan, yeme alışkanlıklarını değiştir ve zayıfla. Doğru mu anlamışım?


- Aslında o kadar basit değil. ‘360 derece zayıflama’ diye bir programım var. Cihaza bağlanmak bu işin birinci aşaması. Önce tükürük ve idrarını makineye yüklüyorum ki cihaz seni tanısın. Ardından vücuduna ‘bağımlı’ olduğun yemeklerin antifrekansları yükleniyor. Bundan sonra da yaşam tarzını inceliyorum ve ona göre evine göndereceğim yemeklerin programını yapıyorum. Haftada üç kez de spor hocasıyla yürümeni sağlayarak seni zayıflatıyorum.

*Spor yapamam ben.

- Bu program bir masaysa, spor yapmayarak o masanın bir bacağını eksik bırakmış olursun. Çünkü terlemek şart!

*En çok nelerden ‘kurtulmak’ için geliyorlar sana?

- Her türlü tatlı ve hamur işlerinden.

*Peki ya içki?

- İçki için de gelenler var. Onlara farklı seanslar uyguluyorum.

*Bu sistemle uyuşturucu bağımlıları tedavi edilir mi?

- Tabii. Bu sistem Türkiye’de henüz 10-15 senedir var. Yaygın olarak sigarayı bırakmak isteyenler üzerinde kullanılıyor. Ben bunu zayıflamaya entegre ettim ve yeniden bir sistem oluşturdum.

*Nereden esti aklına peki bunu yapmak? Üniversitede biorezonans eğitimi almadın herhalde. Anlatsana hikâyeni.

- Robert Kolej’den mezun olduktan sonra okumak için yurtdışına gittim. Okul bittikten sonra 10 yıl kadar Türkiye’ye geri dönmedim. O dönemlerde ‘moda’ olduğu için işletme ve ekonomi eğitimi almıştım. Daha sonra da Boğaziçi’nde kimya okudum.

*‘Fit olma hastalığı’ ne zaman bulaştı?

- (Gülüyor) Çocukluğumdan beri bale ve spor yaptığım için her zaman fiziksel olarak fit, beslenme konusunda da disiplinli biriydim. İlerleyen yıllarda bu disiplinimi iş hayatıyla birleştirmek istedim. Hâl böyle olunca da, beslenme ve fiziksel aktivite koçluğu üzerine eğitim aldım. MORA terapiyi de işte o dönemde keşfettim ve bugünlere geldik.

Eski aşkı da unutturabilir mi

Bu muhabbetin ardından bendenizin malum cihazla ilk imtihanı da bitmişti. İtiraf ediyorum, çıkar çıkmaz hamburger yedim. İçimdeki ‘hınzır İzzet’ aklı sıra MORA’yı ‘morartacaktı’.
Amaaaaa sonunda ‘moraran’ ben oldum. Çünkü diyet kola, cips ve çikolata bağımlılıklarım şükürler olsun artık insani boyutlarda... Günde sekiz şişe içtiğim diyet kolaya elimi bile sürmüyorum. Bana cips satan marketler içinse ayrıca üzgünüm, cumartesi maç seyrederken bir tane bile yemedim. İkinci seansa gider gitmez Liana’ya “Bu cihaz ‘Sil Baştan’ filmindeki gibi insanları eski aşklarından da vazgeçirebilir mi?” diye sordum. Cevabı kısa ve net oldu:
“Her gelen bunu soruyor. Eğer öyle bir şey mümkün olsaydı şimdi burada değil, kazandığım paralarla Hawaii’de olurdum.”
Yazımı Liana’nın dilinden düşürmediği mottosuyla bitirmekte fayda var sanırım:
“Geç kalmayın, genç kalın!”

X