Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir forklift mi daha değerlidir 25 can mı?

Yanlış sorular sorarsak, doğru cevaplar alsak bile yanlış sonuçlara ulaşırız.

Afyon’daki ‘kaza’da 25 canını kaybetmiş bir ülke, bana göre doğru soru sormayı başarabilmeli. Bunu başaramazsak, aynı felaketin tekrar tekrar yaşanmasının da önüne geçemeyiz.

Yüzbinlerce elbombası Afyon’a gönderilmiş. Afyon’daki birlik de, kısa dönem askerliğini yapmakta olan gencecik askerleri hamallık etmek üzere cephaneliğin önüne toplamış.

O gençler, sandık sandık elbombalarını sabahtan akşama kadar taşımışlar ama iş bitmemiş. Komutan emretmiş, kurala aykırı olmasına rağmen gece de taşıma işlemi devam etmiş.

Yorgun askerler sonunda bir hata yapmışlar, cephanelik patlamış, 25 gencecik adam oracıkta ölmüş. Hala DNA analizleri yapılıyor, cesetler teşhiş edilmeye çalışılıyor.

Oysa bir, hatta birkaç forklift olsa, o yüzbinlerce elbombası kamyonlardan birkaç saatte indirilecek, birkaç saatte de cephaneliğin içine istifleneverilecekti.

Ne askerliğini yapmaya gelen genç adamlar hamallık edecek ne de yorgunluk bu denli fazla olacaktı. En önemlisi, büyük olasılıkla öyle bir patlama olmayacak,
herkes hayatta olacaktı.

İşte bu nokta, doğru soruyu sorma noktası. Bana göre bu olayda doğru soru şu: 25 insanın hayatı bir veya birkaç forkliftten daha mı ucuzdur, daha mı pahalıdır?

Böyle soru mu olur, elbette daha pahalıdır, hatta paha biçilemez o hayatlara’ demeyin. Çünkü, acı ama gerçek: 25 kişinin Anayasa tarafından yasaklanmış olmasına rağmen böyle bir ‘angarya’da çalıştırılması, forkliftten daha ucuza geliyor.

Çünkü, zorunlu askerlik sayesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri karın tokluğuna insan çalıştırıyor, insan savaştırıyor.

Hadi işin savaşma kısmını ‘vatan görevi’ sayalım, peki askerliğini kantin işletmecisi, daktilo/bilgisayar operatörü, hamal, makam şoförü, berber, terzi vs olarak yapanları ne sayacağız?

İnsan kaynağı bol ve ucuz olunca, onları harcamak da kolay ve ucuz. Nice mühendisler biliyorum ben, askerliğinde tuvalet inşa etmiş.

Buradan geliyoruz ikinci doğru soruya: Bizim ordumuz neden bu kadar kalabalıktır, bizde askerlik neden zorunlu bir ‘Anayasal görev’dir?

Esasen bu sorunun ikinci parçası, birinci parça tarafından cevaplanıyor. Bizim ordumuz çok kalabalık (700 bin kişiden fazla) olduğu için bizde askerlik zorunludur.

Peki bu denli kalabalık bir orduya ihtiyacımız olduğunu kim söylüyor? Ordunun kendisi!

700 bin kişi olmadan vatan savunmasının gerçekleşmeyeceğini ordunun dışında kimse söylemiyor. Söyleyemiyor. Çünkü bizde bu temel güvenlik konularında askerler tarafından dile getirilen görüşleri çatır çatır tartışacak, bağımsız görüş oluşturacak bir tek tane sivil bile bulamazsınız.

Sivillere tamamen kapalı alanlar

TÜRKİYE’de ve dünyanın her yerinde tahakküm aynı yöntemle kuruluyor: Bilgiden uzak tutmakla.

Ülkenin genel sorunları ve bu konuda bilginin gizlenmesi konusu şimdilik bu yazıyı ilgilendirmiyor ama askeri konularla ilgili bilgilerden sivil ‘uzman’ların özenle uzak tutulması ilgilendiriyor.

Türkiye’de ülkeye ilişkin ve iç ve dış tehdidin ne olduğunu da asker saptar, bu tehdide karşı nasıl bir strateji içinde hareket edileceğini de asker belirler, o stratejinin araçları konusunda da ilk ve son söz askerindir.

Güvenlik konusu, iç güvenlik dahil, düne kadar askerin tekelindeydi. Hiç değilse iç güvenlik askerin tekelinden azar azar çıkıyor, biz fanilere de yer açılıyor ama dış güvenlik konusunda hala asker ilk ve son sözü söyleyen makam.

Bu müthiş tahakkümü, sivillerin bu konularda bilgilenmesini engelleyerek, gerçek bilgileri hiçbir zaman paylaşmayarak kuruyor asker.

Bu tahakkümü kırmak için önce bilgi sahibi olmak, askerin karşısına geçip bu konuları çatır çatır tartışabilir biçimde donanımlanmak gerekiyor.

Umarım üniversitelerimiz bir gün bize bu donanıma sahip insanlar yetiştirecek.

Daha az kalabalık ve profesyonel ordunun zamanı geldi

TÜRKİYE’nin acilen ordusunun gücünü ve büyüklüğünü gözden geçirmesi gerekiyor.

Böyle gelmiş böyle gider, işleyen düzeni bozmamak lazım’ deniyor ama bu alanda bir değişim kaçınılmaz.

Türkiye’nin savunma ve caydırıcılık ihtiyacını 700 bin kişiyle sağlayabileceği ama diyelim 350 bin kişiyle sağlayamayacağı tezinin dayanağı nedir?

Türk ordusunun Çin’den sonra dünyanın en çok sayıda subay/astsubay istihdam eden ordu olmasının izahı nedir?

Daha önce de yazmıştım, tekrar ediyorum:

Türkiye, zorunlu askerlik uygulamasını kaldırıp 18-30 yaş arası lise mezunu gençlerini 12 yıl orduda istihdam edecek, sonra da onlara üniversitelerde veya meslek yüksek okullarında yeni bir hayata hazırlayabilecek mali güce sahip bir ülke artık.

Bunun tek şartı, 700 bin kişi olan ordu mevcudunu daha makul bir seviyeye (en çok 350 bin kişi) indirmek.

Bu konuyu gündeme getirecek ve tartışacak siyasetçi biliyor musunuz?

X