Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir densizliğin kopardığı fırtına

AVRUPA’nın bazı basın organlarında Peygamberimiz Hz. Muhammed’e hakaret içerikli karikatürlerin yayınlanması nedeniyle İslam dünyasında başlayan tepki ve protestolar dinmek bilmiyor.

Ortaya çıkan büyük protesto dalgası üzerine her ne kadar bu karikatürleri yayımlayan gazetenin editörü ve diğer sorumluların işlerine son verildiği bildirilmişse de, bunun kimseyi tatmin etmediği açıktır.

Bu densizliği üç beş kendini bilmezin lokal hareketi olarak açıklamak, hele bunu basın hürriyeti kapsamı içinde değerlendirerek "Ne yapalım, bizde böyle" diyerek işin içinden sıyrılmak mümkün değildir. Hıristiyan dünyası ve Avrupa, bu saygısızlığı gerek kendi kamuoyları, gerekse hükümetleri nezdinde açıkça kınamadığı ve Müslümanlardan özür dilemediği takdirde olayın boyutlarının daha da genişleyeceği görülmektedir.

* * *

Hemen şunu da belirtmemiz gerekir ki, Peygamberimize karşı yapılan saygısızlığı protesto etmek, bunu yapanlara haddini bildirmek ne kadar haklılık taşırsa taşısın; tepkilerin, elçilikleri ateşe vermek, bir ulusun onurunu temsil eden bayrakları yakmak gibi galeyan dalgası haline dönüştürülmesi tasvip edilecek bir davranış değildir. Bu densizliğe, vurup kırarak değil, İslam’ın nezaket kalıplarını taşmayacak eylemlerle cevap vermenin daha uygun bir hareket tarzı olacağını düşünüyoruz.

Tarihin seyrine baktığımızda, Batı dünyası öteden beri İslam’a karşı hasmane bir tutum içinde olmuş ve bu kinini asırlar boyunca koynunda ısıtarak zaman zaman Müslümanların üstüne salmıştır. Haçlı Seferleri bunun tezahürüdür. Aynı zihniyet bugün de çağın imkán ve metotlarını kullanmak suretiyle, bir şekil ve yöntem değişikliğiyle karşımıza çıkmaktadır.

Basın ve yayın organları, sinema, televizyon, internet gibi araçlarla İslam dünyasına yönelik saldırıların dozu git gide artırılmaktadır. Bir yandan diyalogdan bahsedip, diğer yandan kurulmaya çalışılan barış köprülerini gerek misyonerlik faaliyetleriyle, gerek bu tür hakaret içerikli yayınlarla tahrip etmeye kalkışmak ikiyüzlülük değilse, buna başka bir isim bulmak gerekir.

Batı, İslam’ın kendi medeniyetine ve rönesansına yaptığı katkıları görmezlikten gelerek bunları yapıyor. Bu, aynı zamanda bir kompleksin ürünüdür. Çünkü, İslam’ın güçlü tezi karşısında hálá bir antitez arayışındadır. Bunu da kendi inancının kaynakları arasından çıkarıp ortaya koyamamaktadır. Çünkü bütün dinlerin özü İslam’dır ve bu antitez arama çabalarında okların daima İslam’ı gösterdiği görülmekte, bundan da büyük bir rahatsızlık duyulmaktadır. Batı, ortaçağ skolastiğinden kendisini çekip çıkaran medeniyetin İslam medeniyeti olduğunu bir türlü içine sindirememektedir.

Bugün birçok ilmin temeline harç koyan, ortaya koyduğu fikirlerle Rönesans hareketinin doğmasına yol açan İslam bilginlerinin isimlerinin bile telaffuz edilmesine tahammül gösterilmemektedir. Hazin’ler, Musa Kardeşler, El-Cabir’ler ve daha niceleri Batı kitaplıklarının raflarında arkaya itilmiş olan isimlerdir. Biz, hangi dinden ve ırktan olursa olsun, bütün bilginleri ve eserlerini kendi öğretilerimizde kaynak gösterirken ve bundan hiçbir rahatsızlık duymazken, onlar bu kadirşinaslığı göstermekten her zaman kaçınmışlardır.

* * *

Hıristiyanlığın havarilerinden önemli bir isim olan St. Paul, "Sizinle aynı kanaatte ve duyguda olmayanlara düşmanca davranmayınız" derken, bu bağnazlığı yapanlar kendi kutsal kitaplarındaki öğütlere de sırt çevirmiş olmuyorlar mı? Dini taassup, hoşgörüsüzlük ve peşin hükümlülükten vazgeçilmedikçe medeniyet iddiasında bulunmak mümkün değildir. Sadece yüksek teknolojiye sahip olmakla medeni olunmaz. Medeni olmanın ölçüsü, inançlara, insan haklarına ve insani değerlere de saygılı olmaktır.

Burada, yeri gelmişken bir tarihi anekdot vermeden geçemeyeceğim:

Devir, II. Abdülhamid devridir. İmparatorluğun, "hasta adam" olarak görüldüğü bu yıllarda İngiltere sinemalarında bir film gösterime girmek üzeredir. Bu filmde Hz. Muhammed’e hakaret içeren sahneler vardır. Haber, birkaç gün içinde Osmanlı Sultanı’na ulaşır. İngiltere hükümetine derhal bir nota verilir. Osmanlı Padişahı ve aynı zamanda İslam’ın Halifesi olan Abdülhamid tarafından verilen bu notada aynen şöyle denilir: "Bu filmi gösterdiğiniz takdirde cihat ilan eder, bütün Müslümanları ayağa kaldırırım!"

İngiliz hükümetine verilen bu nota derhal etkisini gösterir ve film gösterime girmeden arşive kaldırılır. Batı’nın bu pervasızlığı İslam dünyasının dağınıklığından, perişanlığından, siyasette, bilimde, teknolojide, ticarette, sanayide geri kalmışlığından ileri gelmektedir.

Malatyalı şair ve düşünür merhum M.Said Çekmegil ne güzel söylemiş:

"İpi kopan tespihim/Dağılmış tane tane,

Acı ama teşbihim/Hani nerde imame?

Taneleri toplayın/Hak ipine derleyin

Bir imame bağlayın/Tevhid (birlik) gelsin meydane."

Tespihin tanelerini bir araya toplayacak imame, imparatorluk tecrübesine de sahip olan Türkiye’dir. Türkiye’nin derleme-toparlama görevini üstlenmesinin zamanı da çoktan gelmiştir. Bugünkü yazımı noktalarken; Trabzon’da Santa Maria Kilisesi’nin rahibi Andrea Santoro’nun öldürülmesiyle sonuçlanan menfur olayı nefretle kınıyor, Vatikan camiasına taziyelerimi iletiyorum.

SORALIM ÖĞRENELİM

Ölünün yüzü kıbleye çevrilmemişse mezarı açıp düzeltmek gerekir mi?

Seda AFACAN/İZMİR

Ölünün üzerine toprak atılmış ise artık mezar açılmaz. Eğer toprak atılmamış ise ölü sağ tarafı üzerine yatırılır ve yüzü kıbleye çevrilir.

Bazı TV programlarında magazinsel dedikodu oluyor. Bunları seyretmekle gıybete iştirak etmiş olur muyum?

Hatice ÖZYILMAZ/FRANSA

Gıybet, bir kimsenin arkasından hoşlanmayacağı sözlerin söylenmesidir. TV ortamında bulunmadığınız için gıybete iştirak etmiş olmazsınız. Ancak bazı magazinsel programları seyretmek boşuna zaman harcamaktır. En büyük israf, zaman israfıdır. Bundan kaçınılmak lazımdır.

İçki bağımlısıyım, namaz kılmak istiyorum. İçki almış birisi namaz kılabilir mi?

Burhan POLATOĞLU

Dinimizde içki yasaklanmıştır. Öncelikle tavsiyem, bu kötü alışkanlıktan kurtulma yollarını aramanızdır. Kuran-ı Kerim’de sorunuzun cevabı geçmektedir. Yüce Allah şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de yolcu olma durumu müstesna cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın" (Nisa, 43). Ayette de ifade edildiği gibi sarhoşluk hali geçtikten sonra namazı kılabilirsiniz.
X