Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir balon patlatmak

<B>DEĞERLİ </B>arkadaşım Tarık Akan’ı bahane ederek yazdığım iki yazıda Derya Sazak’tan (Milliyet, 26.09.05) aktardığım soru cümlesini isterseniz birlikte anımsayalım:

‘Demokrasilerde askerin sivil yönetime müdahalesi savunulabilir mi? Darbe sola karşı olunca karşı çıkacaksınız, ‘şeriat’a karşı diye ‘postmodern darbe’de bir sakınca görmeyeceksiniz. Burada bir çelişki yok mu?’

Yani: ‘Neden bazı darbeler iyidir de bazı darbeler kötüdür?’ vecizesi!

ONLARCA YIL GERİ!

Kuramsal olarak hiçbir askeri müdahale, darbe iyi değildir, kuşkusuz. İşi somuta indirgeyelim: Türk Silahlı Kuvvetleri 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997’de sivil yönetime müdahale etmiştir. Varsayılan bir ortak kanıya göre: Bu müdahaleler Türk demokrasisini zedelemiş, siyasal ve ekonomik gelişmesini onlarca yıl geriye götürmüştür. Bu varsayım bağlamında, benim gibi bozguncular dışında, kimse bu tabu düşünceyi irdelemek cesaretini gösterememiştir.

Bir bozguncu ve yapıbozumcu (yapısökümcü, dekonstrüksiyonist) olarak bu varsayımın balonunu patlatmaktan büyük bir zevk duyacağım:

CESARET İSTER

‘Askeri müdahale demokrasiyle bağdaşmaz!’
anlamında ‘Demokrasiyle yönetilen ülkelerde askeri müdahale olmaz, olmamalıdır!’ cümlesi doğru bir hüküm cümlesi midir? Evet, doğru bir hüküm cümlesidir. İnsanlar genellikle bu cümlenin sınırlarını aşamazlar. Ben aşmalarına yardım edeceğim. Dilbilim mantığına göre her hüküm cümlesinin içerdiği hüküm kendi tersini de onaylar. Yani: ‘Demokrasiyle yönetilmeyen ülkelerde askeri müdahale olabilir!’

Demek ki: Dört askeri müdahalenin yapıldığı sırada Türkiye gerçek demokrasi ile yönetilmiyordu. Bu nedenle askeri müdahale yapıldı. Bu müdahalelerin haklı ya da haksız olmasının hiçbir önemi yok. Kimilerinin onayladığı askeri müdahaleyi kimileri onaylamamıştır.

Bu nedenle, askeri darbelerle ilgili soruyu sadece ‘sol’a sormak sıradan bir mugalatadır. ‘Sol’a sorulan soru kuşkusuz ‘sağ’a da sorulabilir. Bu nedenle Tarık Akan’ı sıkıştırmak için sorulan soru patlatılması gereken bir balondan başka bir şey değildir.

Örnekleyecek olursak: 27 Mayıs 1960 ile 28 Şubat 1997’yi onaylamayan İslamcı sağ, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980’den hiç de şikáyetçi değildir. Bu da doğal bir tepki. Ama bu türden balonları Sol’un eline tutuşturmasınlar. Ve yapılmayan bir şey yapıp, askeri müdahaleye maruz kalan iktidarları ahlak, adalet, ekonomi, politika, cumhuriyet ve demokrasinin teşrih masasına yatırsınlar. Ama bu bilimsel ve politik cesaret ister.

MENDERES DİKTATÖRLÜĞÜ

‘Askeri darbeler olmasaydı Türk demokrasisi dünya birincisi olurdu!’
hüküm cümlesinin hiçbir dayanağı yoktur. Bu cümle doğruysa ‘27 Mayıs müdahalesi olmasaydı Adnan Menderes diktatörlüğünü ilan edip TBMM’yi kapatacaktı!’ cümlesi çok daha doğrudur. Çünkü Menderes diktatörlüğün el ve ayak alıştırmalarına çoktan başlamıştı! (Gerekirse yazıya devam edebilirim.)
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI